Dişi Alfanın İntikamı: BItten Dizisinin Posthümanist Feminist Eleştirisi

2014 ve 2016 yılları arasında yayınlanmış Kanada yapımı bir dizi olan Bitten (Isırılmış), Kelley Armstrong’un Women of the Otherworld (Öteki Dünya’nın Kadınları) adlı kitap serisinden uyarlanmıştır. Üç sezon 33 bölümden oluşan bu dizi, Laura Vandervoort tarafından canlandırılan Elena Michaels karakterinin dünya üzerindeki tek kurt kadın[1] olarak yaşadığı maceralarını anlatmaktadır. Dizinin hikâyesi, ataerkil ve heteronormatif ögelerin baskınlığı sebebiyle pek çok eleştirel göz için rahatsız edici unsurlar barındırabilir. Ancak, kurt adamların melez doğaları ve dizideki gotik ve korku unsurları Elena’nın varlığıyla birleştiğinde, dizi, farklı bir bakış açısına elverişli bir kurgu sunmakta, ataerkil insan düzenine bir eleştiri getirmeye olanak tanımaktadır. Bitten’ın bu eleştiriyi insanların mevcut sistemdeki varoluşları üzerinden değil, posthuman bedenler olarak tasvir edilen kurt adamların üzerinden yaptığı, bunu yaparken de kadın olanın alfa olması gerekliliğini savunduğu, böylelikle posthümanist feminist bir yöntem olarak ikili karşıtlıklara meydan okuduğu söylenebilir. Zira Elena, her ne kadar insan/insan-dışı ve kadın/erkek ikilikleri arasında bir yerde konumlanmış olsa da, hem eski erkek egemen kurt adam sistemini yok ederek hem de kendi sürüsünü çıkmazlardan kurtarmayı başararak bizlere başka imkânların tahayyülünü sunmaktadır. Kurtların varlığının bir sır olarak kalması canlı hayatından – kurt ya da insan – daha önemli hâle gelmesi, aslında bir anlamda biyotik-abiyotik arasındaki ilişki dengesini değiştirdiğinden, diziye posthümanist açıdan bakmak mümkündür.

Elena Michaels, dizide, kurt adam ısırığının zehrinden kurtulabilmiş dünya üzerindeki tek kadın olarak melezliği temsil etmektedir. Bu sebeple, sadece erkek olarak doğan çocukların kurt adam olabildiği bu dizi evreninde, Elena’nın oldukça eşsiz bir konumda olduğu söylenebilir. Hem insan, hem kurt olmaları sebebiyle kurt adamlar kendi içlerinde melez kimlikler barındırırken, bu durum Elena’da daha belirgin olarak karşımıza çıkmaktadır. Elena, hem erkeklerin arasındaki tek kurt kadın olarak, hem de (özellikle de ilk sezonda görüldüğü üzere) sürüsünden ayrı, diğer insanlarla günlük bir yaşam sürdürmeye çalışan bir kurt olarak, bu bahsedilen melezliği ortaya koymaktadır. Bir başka deyişle, Elena iki kez melezdir: Onun melezliği, hem insan hem kurt yaşamını bir arada sürdürmeye çalışmasından, hem de erkekler tarafından kurulan bir düzende bir kadın olarak eşsiz bir şekilde var olmasından gelmektedir.

Aslında burada biçimsel bir melezlikten de söz edilebilmektedir. Elena ve diğer kurtlar belirli aralıkla biçim değiştirerek kurt formlarına bürünmek zorunda kalmaktadırlar. Bu form değişikliği, tıpkı çizgi filmlerde gördüğümüz ve Sergei Eisenstein’ın “plazmatiklik” (plasmaticness) olarak adlandırdığı esnekliği çağrıştırmakta, hatta aslında posthümanizmde sıklıkla vurgulanan ‘insanın değişken ve geçirgen bir bedene sahip olduğu, bu bedenin de sayısız insan-dışı unsurdan (yani bakteriler ve virüsler gibi insan ötesi bedenlerden) oluştuğu’ düşüncesini de hatırlatmaktadır. Bu esneklik, neredeyse maddenin halleri arasındaki geçişe benzer bir değişkenliğe işaret etmekte, hatta Başak Ağın’ın da Eisenstein’ın plazmatiklik düşüncesinden hareketle posthümanist anlamda ele aldığı ve doktora tezinde çizgi filmler için kullandığı “posthuman simbiyoz” (posthuman symbiosis) ifadesine benzerlik göstermektedir. Ağın, “bu simbiyozda, eyleyiciliğin artık insanlara has ve onları diğer türlerden ayırt edici bir özellik olarak tanımlanmadığının” altını çizmektedir (2015a: 44).[2] Bu yazının odağında bulunan Bitten dizisindeki kurt-insan betimlemeleri, tıpkı Ağın’ın bahsettiği türden bir insan-dışı eyleyiciliğin görsel örneklerini teşkil etmektedir. Dolayısıyla, bu yazı, posthümanizmdeki eyleyicilik kavramını anlamamıza yardımcı bir tür olarak çizgi filmlerin öneminden bahseden Ağın’ın düşüncesine bir katkıda bulunmayı hedeflemekte, kurt-insan öykülerinin de fantastik bir tür olarak posthümanist okumalara elverişliliğini göstermeyi amaçlamaktadır.

Esnek ve plazmatik doğalara ek olarak, Bitten’daki bir başka posthümanist kavram, insan-merkezci düzenin ‘öteki türler’ olarak kurtları zor duruma sokması olarak incelenebilmektedir. Elena ve diğer kurt-insanların hem kurt olarak hissettikleri hem de insan olarak yaşadıkları deneyimler, onlara bir arada kalmışlık hissi yaşattığından, kurtlar kendilerini diğer insanlardan soyutlamaktadır. Düzenli olarak kurt formuna bürünmek zorunda kalması, Elena’yı oldukça zorlamaktadır. Çünkü Bitten evreninde kurt olmanın ilk kuralı varlığınızın hiçbir insan tarafından bilinmemesi ve herhangi bir sebeple bunu açık ettiğinizde o kişiyi öldürmek zorunda kalmanızdır.  

Sonuç olarak Elena, insan-kurt karışımı kimliğine ek olarak, bağlı olduğu kurt adam sürüsünü ve günlük yaşamının dinamikleri arasında sıkışmış melez bir yaşamı idame ettirmeye çalışmaktadır. İlk sezon boyunca Elena’nın bu ikili melez yaşamı arasında denge kurmaya çalışmasına tanıklık eden izleyici, kurt kimliğini yok sayıp insanlar arasında gündelik bir hayat sürmeye çalışan Elena’nın, kurtluğunun getirdiği bazı sorumluluklar yüzünden sürüsüne geri dönmek zorunda kalışını da sıklıkla tekrar eden bir öğe olarak gözlemlemektedir. Bu süreçte Elena, insanlar arasında kimliğini ifşa etmeden yaşamanın mümkün olmadığını fark ederek insanlardan soyut bir hayat seçer. Sürüsüne geri döndüğünde de yaşadıkları ve diğer kurt sürüleriyle verdikleri hayatta kalma mücadelesi sonucunda, insanlardan ayrı bir hayatın bir çözüm olmadığının farkına varır. Bu da Elena’yı insanlardan ayrı hayat sürmeye değil, bir arada varoluşun zorunluluğunda karar kılmaya itmektedir. Elena’nın verdiği bu denge savaşında, kurtlar ve insanları sembolik açıdan insan ve insan-dışı arasındaki simbiyotik ilişkinin bir temsili olarak okumak mümkündür. Çünkü açıkça görülmektedir ki kurtlar kendilerini ve kendi yaşam kurallarını varlık hiyerarşisinin en tepesine yerleştirmekte ve bu düzenin devamı için diğer canlıların varlıklarını hiçe saymaktadırlar.

Queer/Kuir Gotik eleştirel yaklaşımın Dracula romanında gördüğü doğal ve doğal olmayanın yan yana konularak cinsel ve cinsiyetli kimlik inşalarının altının oyulmasının (Ağın Dönmez, 2015b: 16) bir benzeri, bu dizide de Elena üzerinden tezahür etmektedir. Bu ikili zıtlıkta diğer canlıların insanlar tarafından uğradıkları zulmün özneleri olmaları açısından, kurtlar insanları, insanlar da diğer canlıları temsil etmektedir. Bu gizlilik kuralı, kurtların sürü ve aidiyete dair kanunları ve aralarındaki iktidar savaşları gibi pek çok sebepten birinci ve ikinci sezon boyunca pek çok ölüme, yıkıma ve hatta yok oluşa tanıklık ediyoruz. Bu çerçeveden bakıldığında, bu hikâye örgüsü de bir açıdan kurtların kuralları üzerinden insanın kendini konumladığı üstün pozisyondan dünyaya zulmetmesini bize anlatmaktadır. İnsanların, diğer canlılara uyguladığı tahakkümü ve zulmü, kendi kural ve kaideleri için kurtlar insanlara uygulamaktadır.

Michael Sean Balton’ın çağdaş Gotik üzerine yaptığı analizinde Gotik türü içerisinde insan öznelliğinin canavar ve esrarengiz olan ‘öteki’ tarafından tehdit edilmesini içermektedir (2014: 2). Kurtlar ve diğer doğaüstü karakterlerin varlığı, karanlık ve korku unsurları sebebiyle Bitten dizisini Gotik, kurtları da Gotik özneler olarak sınıflandırmak mümkündür. Buradaki argüman insan öznelliği üzerine olsa bile, Bitten’daki canavar bedenler olan kurtları insanların bir sembolü olarak yorumladığımızda, Elena ve diğer kurtların da bu tehdidin objesi haline geldiğini görmek mümkündür. Hem birbirleriyle savaşıp birbirlerini öldürdükçe hem de kendileri dışındaki başka varlıkları (insanları) yok ettikçe, kurtların kendi benliklerinin bütünlükleri parçalanmaktadır. Tam da bu noktada, Elena’nın kendi sürüsündeki varlığı, ataerkil normların eleştirisini mümkün hale getirmektedir. Erkeklerin iktidar savaşları arasında Elena’nın varlığı, kendi sürüsünü bir arada tutan yegâne unsur olmaktadır. Elena’nın sürüsüne katılma zorunluluğu posthümanist ataerkil eleştirinin ilk sinyali olmaktadır. Elena’nın sürüsündeki varlığının gerekliliği, “alfanın” dişi olması gerekliliği anlamına gelmektedir. Diğerlerine üstünlük kurma esasına dayalı bir düzende, sürü bir arada kalabilmesini Elena’nın varlığına borçludur. Kurt kanunları sebebiyle hayatını diğer canlılardan ayırarak kurtlarla yaşamak zorunda bırakılmasını, insanın kendini insan olmayanlardan soyutlayarak kurduğu üstünlüğün farklı bir şekilde ortaya çıkışı olarak okumak mümkündür. Bunun da ötesinde, Elena yaşadığı tüm maceralardan sonra kendini ve sevdiklerini korumanın tek yolunun, onları bu yaşama iten düzenin değişmesi olduğunu fark etmektedir. Erkek kurtların bu düzenin getirdiği zulmü bir zorunluluk olarak kabul edip uyguladığı göze alındığında, Elena’nın varlığı ve alfa olanın kadın olması gerektiği daha net ortaya çıkmaktadır. Çünkü bu sistemin değişmesi gerektiğini gören ve alternatif bir gelecek tahayyül edebilen tek karakter bir kurt kadın olan Elena’dır. Bu da ataerkil sistemin kadınları ve diğer varoluşları kendi düzenini sürdürmek için göz ardı etmesi durumunda, ortaya çıkan zulme başka bir göndermedir.

Bu düzenin değişmesine gelirsek de, Elena’nın sürüsüne katılarak kendini insanlardan soyutlaması sadece sorunlarının bir kısmını ortadan kaldırır ve Elena kendini başka büyük problemlerin ortasında bulur. Bu problemlere karşı verdiği mücadelenin sonunda da, Elena’nın yaklaşımını maddesel feministlerinkine benzetilebilir. Stacy Alaimo ve Susan Hekman’a göre maddesel feministler “insan dışı ve insan ötesi doğa sorununu ve bunun insanla ilişkisini araştırmaktadırlar. Bu yaklaşımdaki ana konulardan biri, faillik sorunudur; özellikle bedenlerin ve tabiatların failliği. Maddesel feministler kültür, tarih, söylem, teknoloji, biyoloji ve ‘çevre’ arasındaki etkileşimi bu unsurların hiçbirine ayrıcalık tanımadan araştırmaktadırlar”[3] (2008: 7). Tıpkı maddesel feminist yaklaşım gibi, Elena’nın da tüm bu mücadeleden sonra vardığı sonuç, kurtların insanlarla bir arada var olmaları gerektiğidir. Bu serinin sonunda kurtların gizli yaşamlarına ve sebep oldukları yıkımlara ait kayıtları yok ederek geçmişe bir sünger çekip yeni bir gelecek tahayyül eden Elena’nın sözlerinden anlaşılabilmektedir.  Elena, rakip kurt sürüsünün lideriyle girdiği diyaloğun olduğu sahnede (bu sahnede ayrıca karara varış ve uygulamaya koyma sürecine dair geriye dönüşler (flashback)yer almaktadır) şu sözleri sarf etmektedir:

Bu dünyada hem sevdik hem kaybettik. Bu dünya yüzünden hiçbir zaman sevgiye ve güvene yer olmadı. Bunlar olmadan ne önemi var ki. . . Artık saklanamayız. Gerçeği anlatmak zorundayız… Eğer bu şekilde devam edersek bizi kurtarmak diye bir şey olmayacak… (Telefon çalar.) Şu ses hikâyemizin sona erişinin sesi. Ve bir başka hikâyenin başlangıcının… O ses dünyanın kim olduğumuzu öğrendiği anlamına geliyor. Sana bir çıkış yolu önerdim. Fakat reddedeceğini biliyordum, sürümü ve ailemi yok etmeye çalışacaktın. Ve hiçbir şey bunu değiştirmeyecek. Ta ki biz her şeyi değiştirene dek. Bu sır bizi öldürüyordu. Ve onları da bildikleri için öldürüyorduk… Bizim yüzümüzden bir sürü masum insan öldü. Bu artık olmayacak… Sürüleri yok ettim. Örgütlenme şeklimizi yok ettim. (00:31:05 – 00:35:56, 3. Sezon 10. bölüm)

Kurt adamların yaşamlarının eski seyriyle devam etmesinin sadece daha fazla yıkıma ve yok oluşa sebep olacağını öngören Elena, sistemin başına geçtikten sonra ilk iş olarak sistemi değiştirmek yerine yok etmektedir. Elena, sır kuralından, bu kuralı besleyenlerden ve yol açtığı her şeyden intikam alırcasına geçmişi yok etmektedir. Sıfırdan oluşturmaya çalıştığı insanlarla bir arada varoluşun herkes için daha iyi bir gelecek olma ihtimalini, babasının kendisine sorduğu “şimdi ne yapacaksın” sorusuna verdiği şu cevapla anlatmaktadır: “Hayatımızı yaşıyoruz. Nihayet kendi kaderlerimizi belirleyebileceğiz” (00:41:13, 3. Sezon 10. bölüm). Elena, sürüleri yok ederek, karakterlerin uymak zorunda oldukları katı kuralların olmadığı, kendi geleceklerini kendilerinin şekillendirebileceği bir gelecek hayal etmektedir. Dizinin son sahnelerine geldiğimizde de, hayatta kalan doğaüstü karakterlerin tamamının geçmişten koptuğu, yeni bir hayata başladığına dair fragmanlar görmekteyiz.

Onlardan pek çok şey alıp götüren (rakip sürünün lideriyle diyaloğundaki “kaybettik” sözlerinin çağrıştırdığı gibi) bu eski dünyayı yok etmek, varlıklarını tüm insanlığa açık etmek Elena için daha huzurlu bir gelecek adına çıkar yol olmuştur. Daha iyi bir geleceğin temellerinin bir varlığın diğerinden üstün olması üzerine değil, birbirleriyle eşit ve etkileşim içinde yaşaması üzerine atılması gerektiğini öngörmektedir.

İnsan ve posthuman varoluşlarının birbirine en çok temas ettiği nokta olan Elena, posthümanist bir zorunluluğun varlığını idrak etmektedir. Cecilia Åsberg ve Rosi Braidotti’nin de belirttiği gibi, posthümanizm hali hazırda uzun zamandır var olan posthuman bedenlerin mevcudiyetini tanımanın gerekliliğine işaret etmektedir (2018: 10). Elena’nın, Bitten dizisinde yaşadığı maceralar sonunda tam da bu zorunluğunun farkına varmaktadır. Dünyadaki tek kurt kadın olarak, sürüsünün alfası olmaya en uygun kurdun kendisi olduğunu kabul ettirmektedir. Bu noktadan sonra da hem insanlarla yaşamı hem de kurtlarla yaşamı deneyimlemiş ikisini de içinde barındıran melez bir özne olarak, erkek kurtlarca kurulan düzenin değişmesi gerektiğini göstermektedir. Kendi türünü insanlardan izole bir yaşam sürmeye zorlayan, bu uğurda hem kurt adam hem de insan hayatını hiçe sayan katı kuralları yıkmaktadır. Elena’nın kurmayı amaçladığı düzen kurt kanunlarının diğer her şeyden üstünlüğünü kabul etmemektedir. Elena’nın hayal ettiği gelecekte kurtlar ve insanlar birbirlerinin varlığından haberdar olarak bir arada ve uyum içinde yaşamaktadırlar. Elena, melez yaşamı ve kurt olarak verdiği mücadelenin sonunda iki tür için de (insan ve kurt) en ideal yaşam biçimin bir arada var olmayı öğrenmek olduğu sonucuna varmaktadır. Bu yaşam biçimini sağlamak için de Elena’nın önderliğinde kurtlar kendilerini insanlara ifşa etmektedirler.

Kaynakça

Ağın Dönmez, Başak. (2015). Posthuman Ecologies in Twenty-First-Century Short Animations. Doktora tezi. Ankara: Hacettepe Üniversitesi.

Ağın Dönmez, Başak. “A Gothic Ecocritical Analysis of Bram Stoker’s Dracula.” Journal of Faculty of Letters/Edebiyat Fakultesi Dergisi 32.2 (2015): 15-24.

Alaimo, Stacy, and Susan J. Hekman, eds. Material feminisms. Indiana University Press, 2008.

Åsberg, Cecilia, and Rosi Braidotti, eds. A feminist companion to the posthumanities. Springer, 2018.

Bolton, Michael Sean. “Monstrous Machinery: Defining Posthuman Gothic.” Aeternum: The Journal of Contemporary Gothic Studies 1.1 (2014): 1-15.

“Truth, Changes, Everything”, Bitten: The Complete Third Season, written by Armstrong, Kelley, et al., directed by Nathaniel Goodman, Sonny Pictures Home Entertainment, 2016.


[1] Yazarın notu: Dizi, kurt adam isimli doğaüstü yaratıkların hikâyesini anlatmaktadır. Ancak, buradaki incelemenin ana konusu Elena karakteri olduğu için, yazı boyunca kurt adamlardan kurt olarak bahsedilmiştir.

[2] Orijinali İngilizce olan bu tezden verilen alıntı için Ağın’ın kendi çevirisi kullanılmıştır.

[3] Çeviri yazara aittir. Çevrilen kısmın orijinali şu şekildedir: They explore the question of nonhuman and post-human nature and its relationship to the human. One of the central topics in this approach is the question of agency, particularly the agency of bodies and natures. Material feminists explore the interaction of culture, history, discourse, technology, biology, and the “environment,” without privileging any one of these elements.

Bir Cevap Yazın