Plastik Kirliliği Üzerine Şiir Denemeleri

Sentetik ve organiğin böylesine bir çatışma içerisinde olduğu bu dönemde, bu ikileme dikkat çekmek ve şiiri görsel ve müzikle harmanlamak için Doç. Dr. Zümre Gizem Yılmaz ve ASBÜ İngiliz Dili ve Edebiyatı son sınıf öğrencileri olarak (Barış Görü, Melek Aleyna Göktaş, Mehmet Samet Acar, Alara Apçin, Tufan Ufuk Akın) bir proje oluşturduk. Bu çabamızla geleneksel pastoral şiirleri aşarak, ekofobi, insan, insan olmayan, plastik ve posthümanizm gibi kavramlara değinerek plastik denilen yapay tehdidin doğayla ilişkisini sorgulamayı ve sorgulatmayı amaçladık.

Şiirlerimize hazırladığımız klibimizde şiirlerimize eşlik eden Ankara’nın Ulus semtinin plastik dolu arka sokakları, plastikle iç içe yaşamları keşfettiğimiz yolculuğumuz, şiirlerin de etkisiyle adeta posthüman bir yolculuğa dönüştü. Klibimizde sadece kirliliğe değil, insan eliyle yaratılmış plastiğin hayatımızda yerini aldığı ve artık yeri doldurulamayan bir madde ve bir element haline geldiğini de göstermeyi hedefledik. Başlarda hayatımızı kolaylaştırmak üzere yarattığımız ancak tıpkı Mary Shelley’in Frankenstein’ındaki gibi kontrolümüzden çıkarak bir “Canavar”a dönüşen plastiğin mikroplastiğe evrimleşmesine, canlıların kanına karışacak kadar doğaya paralel hale gelmesine de dikkat çekmeyi hedefledik.

Bu plastik yolculuğumuzda hep birlikte hazırladığımız videoyu izlemek için buraya tıklayınız.

Aksi belirtilmediği takdirde şiirlerin Türkçeye çevirileri Barış Görü tarafından yapılmıştır.


Plague

Plastic fishes,

In oceans blue,

Once vibrant waters,

Now tainted, too.

Plastic promises,

We made in haste,

To save the Earth,

Not lay it to waste.

Plastic lies,

We told ourselves,

In a world of plastics,

We found ourselves.

Plastic legacy,

Is all we left,

For next generation,

A burden to be met

Plastics,

Flowing in our veins.

Conquering us,

Day by day.


Veba

Plastik balıklar,

Masmavi okyanusta,

Bir zamanlar yaşam dolu sular,

Lekeli artık hepsi,

Plastik sözler,

Aceleyle verilen,

Dünyayı kurtarmaya,

İsraf olmasına izin vermemeye.

Plastik yalanlar,

Kendimize söylediğimiz,

Plastik bir dünyada,

Bulduk kendimizi.

Plastik miras,

Tek bıraktığımız,

Sonraki nesle,

Ağır bir külfet.

Plastikler,

Akıyor damarlarımızda,

Ele geçiriyorlar bizi, adım adım.

Barış Görü


The Colours of the Earth

The earth is a colour so warm and earthly,

Orange

Orange like the dunes, desserts, and fairy chimneys

Where the heat started melting rocks

Where in the cold months the dusty land Turned into a winter wonderland

The earth was orange

The earth is a colour so bright and hot

Red

Red like the fires burning down souls

Burning down generations of life

 Burning down our future

The earth is red

The earth is colour so beautiful and pure

Green

Green like our mother

Our mother that started rotting

Rotting because we couldn’t protect her

The earth was green

The earth is a colour so dusty and dark

Black

Black like the dust that wraps its hand around our necks

Like the dirt we are caught in

The dirt we breath in

The earth is black

The earth is colour so peaceful and orderly

Blue,

Blue like our oceans that are not to recognize.

Like the once crystal sky,

What will happen when even water is decaying?

The earth was a blue.


Dünyanın Renkleri

Dünyanın rengi çok sıcak ve dünyevi

Turuncu

Çöller, peri bacaları, kum tepeleri gibi

Sıcaklığın taşları erittiği

Soğuk aylarda tozlu toprakların kışın harikalar diyarına döndüğü

Dünya turuncuydu.

Dünya çok parlak ve sıcak bir renk,

Kırmızı,

Ruhları yakan ateşler gibi,

Nesiller boyu yaşamları yakan,

Geleceğimizi yakan,

Dünya kırmızı.

Dünya çok güzel ve saf bir renk.

Yeşil.

Annemiz gibi,

Çürümeye başlayan annemiz,

Çürüyor çünkü koruyamadık.

Dünya yeşildi.

Dünya çok kara ve tozlu bir renk

Siyah.

Siyah, boğazımızın üzerini saran tozdan bir el gibi

İçinde kaybolduğumuz,

Soluduğumuz toz gibi,

Dünya siyah.

Dünya huzurlu ve düzenli bir renk.

Mavi

Mavi, tanınamayacak haldeki okyanuslarımız gibi,

Bir zamanlar billur gökyüzü gibi

Artık su bile çürüdüğünde ne olacak?

Dünya maviydi.

Alara Apcin


Rock paper scissors

Who won’t get a heatstroke

Rock paper scissors

Who is not gonna get caught on silly little plastic

Rock paper scissors

Who won’t be running away from wildfires

Rock paper scissors

Who is not gonna dry out

Rock paper scissors

Who won’t swim and drown in oil

Rock paper scissors

Who is not gonna suffocate in the smok

Rock paper scissors

Who will lose their home first

Rock paper scissors

Who is gonna survive this global crisis


Taş, kağıt, makas.

Kime sıcak çarpmayacak

Taş, kağıt, makas.

Kim küçük bir plastiğe takılmayacak

Taş, kağıt, makas.

Kim orman yangınlarından kaçmayacak

Taş, kağıt, makas.

Kim kuruyup kalmayacak

Taş, kağıt, makas.

Kim petrol içinde yüzüp boğulmayacak

Taş, kağıt, makas.

Kim ilk evini kaybeden olacak

Taş, kağıt, makas.

Bu küresel krizde kim hayatta kalacak

Alara Apcin


Pale-Boughed

The sky, a deathly breath it took,

Drier than the driest brook,

Ablaze scent from smoky shroud,

I watched that grotesque night and dying wood, pale-boughed.

Longing to meet the creature we made,

I crawled to wall and within shadows, I lay,

Surely bred from sorrow’s birth,

Feeding on waste, not life’s sweet mirth.

Through the smoke, it did emerge,

Hunchbacked, listening to the dirge,

Its visage washed in acid’s mournful reign,

Then our eyes met in reality’s chain.

The applause rose from Cain.


Soluk Dallı

Gök, ölüm dolu bir nefes içine çekti

Kuru derelerin en kurusu misali

Dumanlı kefenin kokusu alevli

İzlerken bu soluk dallı geberen ormanı, bozuk geceyi

Yarattığımız canavarı görmek ümidiyle

Uzandım gölgelerin arasına sürünerek duvarın dibine

Şüphesiz can bulmuştu kederin rahminde

Atıklarla besleniyor, hayatın hoş neşesinden ziyade

Peyda oldu işte dumanların arasından

İki büklümdü ağıtları dinlerken

Yüzü asidin acı dolu saltanatında yıkanmıştı

Sonra gözlerimiz hakikatin pençesinde buluştu

Kabil’in alkışları duyuldu

Yazan ve Çeviren Mehmet Samet Acar


Justifying a path

Where were you when God laid seeds,

When serene mountains sprung,

When boundless oceans sprawl,

When once empty filled with fresh air,

When once dreary dyed full of fair,

Breath life below before taking rest,

Brethren sang joy along with his plant…

Ah! there you are, there you are!

+I was not alone after all, hey friend! want to take a stroll?

-Oh hey there my priceless ally, are you the one in control?

+Hmm… No, nobody is in above, we live in harmony and love!

-Oh harmony and love you say, that’s cute, what about wealth and law?

+Vital land is under our feet, do we need any other caveat?

-Of course you do so we can share… Uhm… Need assist to help the whole, can I interest you at all?

+Much glad I would If aid I could, What am-

-Brilliant! Off we go for peace, First, we have to cut off those trees, so our people don’t freeze and sneeze,

+But we lived amongst the forest, we… us… depend on trees with trust,

-Chop chop, we still have plenty trees, Next, we need to make factories, to produce resource for needies,

+Those are making goods for the goods, but where all the waste is wasted?

-No worries there’s this boundless place… It seems out of riches we are, take this machine to reach afar,

+Machine is useful for bondin’, but its fuel releasing toxin, we better stop, sky might check in,

-Nonsensical! We need those things; Now let’s put a man on the moo-

+What is wrong with you?! thought you were a friend not a foe! First settle on earth what’s moon to you?

-Listen buddy time to grow up, if I won’t there will be someone, that was always how the world worked,

+ Was it truly always like that, We endured years without any tech,

-Without tech there was disease, shorter lifespan, starving, cease… ,

+With or not there is disease, harsher lifespan, suffering, cease, I’m not against tech built peace, but what’s more there to increase, We should stop moving as we please, Or our line will totally decease once see degrees beyond decrease!

-They will find a way don’t worry!

+We have found a way I’m sorry!

-What you follow is total hoax, You detain small firms from thriving, For big corps you guys are working, Starbucks makes millions of paper straws, Tesla cars are these years’ biggest gross, Yet they also release greenhouse, Whatever we do doesn’t matter, We are too small to be crucial on world!

+Are these thoughts keeping you from coax? We detain big things from growing, Cuz they are ready for blowing, for small crops you guys are working, For big leagues they won’t let you in, Airlines creates billions of climate flaws, Lots of birds died midair with strokes, More have tried to live dehors, BlackRock is these years’ biggest crook, All the forests they lay hand cooked, Lives once within taken and locked, Yet for these concern never drawn, Shrugged from filthy riches’ lawn, “How much gained” will always be talked, But “how much lost” forever lost …

Before glaciers lost from spot and shoring cities become short,

Before perma-frost melt with warmth and viruses released abroad,

Before Africa wholly draught and everyone immigrates to north,

Effort is effort Small or not…

I was asked yet I think I wasn’t,

I have tried but I’m sure they haven’t,

Now tell me

Where were you when men made sins,

When severe machines sprout,

When nameless illness spread,

When once empathic killed his mate,

When once deary died full of hate,

Heat life below before making left,

Heathen sang woe along with his pest…

Ah… there you are, there you are…


Meşru bir yol

Tanrı tohumları ektiğinde neredeydin?

Engin dağlar ortaya çıktığında,

Sınırsız okyanuslar serildiğinde,

Bir zamanlar hiçlik olan taze havayla dolduğunda,

Bir zamanlar kederli olan güzelliğe boyandığında,

Dinlenmeden önce altındaki yaşamı solu,

Kardeşler birlikte onun bitkisiyle sevinç şarkısını söylerken…

Ah! işte buradasın, işte buradasın!

+Yalnız değilmişim demek, hey dostum! gezintiye çıkmak ister misin?

-Hey, çok kıymetli müttefikim, sen misin burada karar veren?

+Hmm… Hayır, kimse üstte değil, uyum ve sevgi içinde yaşıyoruz!

-Ah uyum ve sevgi diyorsun. Şirinmiş. Peki ya zenginlik ve hukuk?

+Hayati topraklar ayaklarımızın altındayken, başka söze?

-Tabii ki paylaşmak için gerek… Hmm… Herkese yardımcı olman için desteğe ihtiyacın var mı, ilgini çekebilir miyim?

+Çok memnun olurdum tabii ki. Yardımım dokunursa birine, ne-

-Muhteşem! Hadi hemen gidiyoruz, Önce o ağaçları kesmeliyiz ki insanlarımız donmasın, hapşırmasın,

+Ama biz hep ormanın içinde yaşadık, biz… biz… ağaçlara güvenle bağlıyız,

-Çabuk ol çabuk, hala çok ağacımız var, Sonra fabrikalar kurup, ihtiyaç sahiplerine kaynak üreteceğiz.

+Bunlar iyi amaçlarla üretiyorlar ürünleri ama bu kadar atık nereye gidiyor peki?

-Merak etme, uçsuz bucaksız bir yer var… Buradaki zenginliğimiz bitmiş gibi görünüyor, bu makineyi al ve uzaklara ulaş.

+Makine birleştirmek için kullanışlı, ama toksin salıyor yakıtı, dursak iyi olur, gökyüzü belki tükenerek verir yanıtını,

-Saçmalık! Bunlara ihtiyacımız var; Şimdi birini aya gönde-

+Senin derdin ne?! Dost musun düşman mı?! Önce bir dünyaya yerleşelim, ne yapacaksın Ay’ı?

-Dinle dostum büyü biraz, ben olmaydım başkası yapardı, dünya hep böyle işledi,

+ Gerçekten hep böyle miydi? Dayandık yıllarca olmadan teknoloji,

-Teknoloji yokken hastalık vardı, ömür kısaydı, açlıktan ölürdün, yokluk vardı… ,

+Hastalık olsa da olmasa da, yaşam daha zor, acılar sonsuz, teknolojinin yarattığı huzura karşı değilim ama daha neyi artırmak isteriz? İstediğimiz gibi hareket etmeyi bırakmalıyız, Yoksa düşmek bilmeyen dereceler görünce tamamen sona erecek ömür çizgimiz!

-Bir yolunu bulurlar, merak etme!

+Bir yolunu bulduk, üzgünüm!

-Peşinden gittiğiniz şey tam bir aldatmaca, Küçük firmaları gelişmekten alıkoyuyor, büyük şirketler için çalışıyorsunuz. Starbucks milyonlarca kâğıt pipet yapıyor, Tesla arabaları bu yılın en büyük hasılatı, ama onlar da sera gazı salıyorlar. Ne yaparsak yapalım nafile. Dünya üzerinde etkili olamayacak kadar küçüğüz!

+Bu düşünceler seni ikna olmana engel mi? Büyük şeylerin büyümesini engelliyoruz, çünkü onlar patlamaya hazırlar, sizler ise küçük mahsuller için çalışıyorsunuz, Sizi üst liglere almadıkları için. Havayolları firmaları milyarlarca iklim sorunu yaratıyor, Bir sürü kuş havada felç geçirerek ölüyor. Daha fazlası da sınırların ötesinde yaşamaya çalışıyor, BlackRock bu yılın en büyük dolandırıcısı, Ellerini sürdükleri tüm ormanlar yandı. İçindeki yaşamlar kaçırıldı ve saklandı. Ama bu endişeler yüzünden asla çekilmemiş, Kirli zenginliklerin bahçesinden omuz silkmiş, “Kazanılan” her zaman konuşulur ama “kaybedilen” sonsuza kadar kaybolur…

Kıyı kentleri ve buzullar gözden kaybolmadan önce,

Sürekli don sıcaklıkla erimeden ve virüsler dışarıya yayılmadan önce,

Afrika büsbütün kurumadan ve herkes kuzeye göç etmeden önce,

Çaba çabadır küçük ya da değil…

Benden istendi ancak bence istenmedi.

Ben denedim ama eminim onlar denemedi.

Şimdi söyle bana,

İnsanlar günah işlerken neredeydin?

Şiddetli makineler filizlendiğinde,

İsimsiz hastalık yayıldığında,

Bir zamanlar anlayış, eşini öldürdüğünde,

Bir zamanlar sevgili, nefretle öldüğünde,

Isıttı altındaki yaşamı, sola dönmeden önce,

Kafir, vebasıyla birlikte keder şarkısını söyledi…

Ah… işte buradasın, işte buradasın…

Tufan Ufuk Akın


PLASTIC-MADE DEMISE

This morning, I went for a walk along the

shore.

I desired to wear the world’s azure gown.

I desired unity with the source of life, to feel it flow into my existence.

My once pure hands, now polluted, tells the climate’s tragic tale.

The water, not the peaceful blue I seek,

It’s death, in plastic, a problem unique.

Bottles afloat, our own mess we make,

Tossing away life’s source, a cycle of irony.

Today I went for a walk in a forest surrounded by green.

I wanted to get lost in the trees, a magnificent scene

Danced like a tree, feeling wild and free

Wanted to be the breath for the big bad world, just me.

The green, like a muted symphony, had lost its lovely rhyme

People left plastic bags on branches, a scene of crime.

Under trees, like gallows for us, the garbage lies.

Emerald’s fading, a breath stolen by the hands of humankind.

I rolled down my car window, coming back home

Fields and mountains painting landscapes in my mind.

Swiftly eating my sandwich, a journey in each bite,

Contemplating its origin, maybe a taste of some distant land.

Earth, our mother, always gentle and dear,

But poisoned by human, the end is near.

Expecting healing from the food she presents.

Unaware, tied to her, in life’s old as time cycles.


PLASTİK MİRAS

Bu sabah sahilde yürümeye gittim.

Dünya’nın masmavi elbisesini giymeyi istedim.

Varlığıma akışını hissetmek için, hayatın kaynağıyla bir olmayı istedim.

İklimin trajik hikayesini anlatıyor şimdi, bir zamanlar saf olan kirli ellerim.

Su, artık o aradığım huzurlu mavi değil.

Bu problem benzersiz, plastikten bir ölüm.

Yüzen şişeler, kendi yaptığımız lekeler.

Yaşamın kaynağını savuran, ironik bir döngü.

Bugün yeşillerle çevrili bir ormana yürüyüşe gittim.

Kaybolmak istedim ağaçların arasında, muhteşem manzarasında.

Özgür ve vahşi hislerle, dans ettim bir ağaç gibi.

Bu büyük kötü dünyaya nefes olmak istedim, sadece ben.

Yeşil kaybetmiş o sevgili ahengini, sanki susturulmuş bir senfoni.

Bir suç mahali, insanlar bırakmış dallara poşetleri,

Ağaçların altında, bize bir darağacı, çöpler kaplıyor yeri.

Sönüyor zümrüt rengi, insanların eliyle çalınıyor nefesi.

Eve dönerken arabamın camını açtım,

Zihnimde manzaralar çizdi tarlalar ve dağlar.

Hızlıca sandviçimi yedim, her ısırık bir yolculuk gibiydi.

Nerden geldiklerini düşündüm, belki de çok uzak bir yerin tatlarıyldı.

Toprak, annemiz, her zaman şefkatli ve sevgili.

Ama insan tarafından zehirlendi, sonu yakın şimdi.

Onun sunduğu yemeklerden şifa beklemek

Bihaber, ona bağlı, hayatın döngüsü kadar eski. 

Melek Aleyna Göktaş

+ posts

Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesinde İngiliz dili ve Edebiyatı öğrencisi, illüstrasyon, edebiyat, posthümanizm, uzak doğu.