Doç. Dr. Zümre Gizem Yılmaz ve Serdar Kara’nın yönettiği “Plastik Dansı” isimli çalışma tiyatro ve dans disiplinlerinin ekoeleştiri çatısı altında birleşmesi ile oluşturulmuş bir projedir. Bu çalışmanın amacı sahne sanatlarının estetik, çarpıcı ve rahatsız edici olabilme özelliklerini kullanarak plastiğin dünya ve hemen her canlı varlığın üzerindeki etkileri ve tehlikelerine dikkat çekmektir. Performansı bölümlere ayırıp incelemek mümkündür.

Koreografinin başlangıcı aynı zamanda şu an bildiğimiz hâliyle her şeyin başlangıcını yani büyük patlama ve elementlerin doğuşunu temsil ediyor. Element canlandırmaları Platon ve Aristoteles’in element hareketlerinin tarifine uygun bir şekilde sahneye taşınmıştır. Buna göre ateş yukarı, toprak aşağı, su yanlara ve hava yayılarak hareket eder. Daha sonra koreografiyi insanlığın atası primatların var olma süreci ve primattan günümüz insan formuna ulaşan evrim süreci takip ediyor. Bu evrim sürecinde dans performansı insan çocuğunun ateşle, tarımla ve tekstille beraber yaşayabilmek adına kendi yarattığı sistemleri yönetmek çabasını ve neticede bu sistemler tarafından yönetilmek ve yok edilmekle sonuçlanmasını anlatıyor. Diğer bir deyişle, kendini bunlarla var eden, tanımlayan insan çocuğu, bunları kaybedince hiçliği ile yıkılıyor. Kendi varoluşunun devamını sağlamak adına avlanma, kadın – erkek ilişkisi, doğum ve toplumun en küçük birimi olan ailenin nasıl bir araya geldiğini görüyoruz. Bir sonraki sahneyi insan eliyle yaratılan bu sistemin her bir aile bireyine uyguladığı rol dayatmaları ve bunun sonucu olarak da bireyselleşmenin bir temsili olarak yorumlamak mümkün.
Koreografi bu noktadan sonra asıl vurgulamak istediği mesaja değinmeye başlıyor: Plastik üretiminin başlangıcı ve nasıl çılgınca tüketildiği. Dansçıların plastik ile olan etkileşimi aşırı, anormal, hatta “insan dışı” olarak görünüyor olsa da bu durum birebir günlük hayatımıza yerleşmiş durumda, sadece daha “insani” bir görünümde. Sahne üzerinde pet şişelerin ve plastik poşetlerin kemirildiğini, yenildiğini, ciğere çekercesine koklandığını ve daha farklı şekillerde “tüketildiğini” görüyoruz. Evet, günlük hayatta plastik poşet kemirmiyor olabiliriz ama kullandığımız plastik poşetleri denizlere atıp plastikle beslenen balıklar ile besleniyoruz. Aşırı plastik sonucu artık hayatımızın her bir anının eşlikçisi olan mikroplastikler ile yaşıyor, mikroplastik dolu olan bu havayı soluyoruz. Her bir yudum suda, her lokma yemekte ve her nefesimizde kendimizi, kendi yarattığımız bu plastik dünyaya maruz bırakıyoruz. Koreografinin bir sonraki adımında aşırı plastik tüketiminin sonucu olarak devam eden insan evriminin plastiğin dâhil olması ile nasıl şekil değiştirdiğini distopik bir anlatı ile izliyoruz. Hem insan bedeninde anormal değişiklikler, engeller hem de zihinsel olarak bir gerilemeden bahsediliyor diyebiliriz. Özellikle son dönemlerde bazı sanatçıların da etkilendiği, eserlerinde değindikleri bir durum plastik ile evrim. Plastik ile evrilen hayvanlar, bitkiler, toprak, insanlar, organlar… Ve tahmin edilebileceği üzere bunların hiçbiri olumlu yönde değil.
Ülkemizin önemli sanatçılarından biri olan Pınar Yoldaş “Ecosystem of Excess”[i] isimli sanat projesi ile bu konuyu oldukça farklı bir noktadan ele alarak uzun süre plastiğe maruz kalan bedenlerin bu duruma adapte olarak oluşturabileceği yeni duyu, iç ve dış organların neler olabileceği fikriyle yola çıkmış ve oldukça ilginç sanat eserleri ortaya koymuştur. Bu organlardan bazıları plastiği sindirebilen bir sindrim sistemi, plastiği süzebilen böbrekler, veya plastiği algılayıp, hissedebileceğimiz farklı türde organlar. Sanatçı aynı zamanda plastik ile evrimleşen başka canlıları da ele almış ve onlara da yeni formlar kazandırmıştır.
Plastiğin insanlar üzerinde değişime sebep olduğu fikri sadece fütürist sanat eserlerine değil günümüz gerçeklerine de dayanmaktadır. Plastiğe maruz kalan kişilerde şu an yeni organlar görülmüyor olsa da belli başlı belirtileri gözlemlenebiliyor. Jaime Ross tarafından yürütülen bir çalışma zaman içinde, insanlar yaşlandıkça mikroplastiğin insanlar üzerindeki bazı etkilerini gün yüzüne çıkardı. Beynimizi bakteri ve virüslerden koruyan bariyerin normalde başka organizmalar için aşılması zor olsa da bu durum plastik için geçerli değil. Yapılan araştırmanın sonucuna göre içme suyu ile birlikte vücuda giren mikroplastiklerin miktarı yüksek dozlarda olmasa bile 3 haftada bile hem iç organlara hem de beyne nüfuz ederek vücutta değişikliğe yol açabileceğini görüldü. Mikroplastiğe maruz kalan farelerde de insanlarda gözlemlenen bazı etkileri gözlemlemek mümkün. Bu araştırmanın bir başka sonucuna göre ise mikroplastiğe maruz kalmak farklı beyin faaliyetlerini destekleyen “GFAP” proteininde düşüş yaşandığı bunun sonucu olarak da Alzheimer, depresyon gibi hastalıkların baş gösterebileceği fare modelleri üzerinden gözlemlenebilmiştir.[ii]
Koreografinin plastik yendiği kısmında hem plastik ile evrilen insanı hem de insanın neler aracılığı ile plastik ile etkileşime geçtiğini görüyoruz. Pet şişeler, paketli gıdalar, kapsüller, ilaçlar, medikal ürünler, plastik ve tek kullanımlık malzemeler… Buradan sonra aslında koreografi ilk yarısını tekrarlıyor ama plastiği ve etkilerini dahil ederek devam ediyor. Plastikten etkilenen zihinsel veya fiziksel rahatsızlıkları görülen bir kadın ve bir erkeğin etkileşimi, plastiğe maruz kalan ebeveynlerin çocuklarını ve bunlardan oluşan bir aileyi ve bu bireylerin oluşturduğu bir toplumu görüyoruz. Bu kısımda özellikle sahnede çok fazla plastik hunharca kullanılıyor. Artık günümüzde birçok kişi plastik kullanımının hem kendine hem de çevreye ciddi ve geri dönülemez zararlar vermesine rağmen bunları göz ardı ederek kullanabilmesine dayandırabiliriz bu sahneyi.
Peki bunca zararlarını bilmemize rağmen bizi plastiği kullanmaya iten nedir? Bu soruya pek çok farklı yanıt verilebilecek olsa da pastanın büyük dilimi “geri dönüşüm” fikrine gidiyor. Kullandığımız plastiklerin geri dönüştürüleceğini bilmek içimizi rahatlatarak bizi rahat bir şekilde plastik kullanmaya itse de ne yazık ki kullanılan plastiklerin çok küçük bir kısmı geri dönüştürülebiliyor. Geri dönüştürülebilen kısım ise en fazla 2 defa geri dönüşüme gönderilebiliyor. Başka bir vicdan rahatlatma yolu ise birden fazla kez kullanılabilir plastik ürünleri ya da zaten geri dönüştürülmüş olan ürünleri kullanmak. Bunlar tek kullanımlık plastiklere göre daha iyi bir seçenek olsalar da bunların da ne oldukları ve nasıl olduklarına göre ciddi zararlarını göz önünde bulundurmak gerekiyor. Mesela mutfaklarımızda sık sık kullandığımız sert plastikten üretilmiş kaplar veya geri dönüştürülmüş plastikten üretilmiş tekstil ürünleri çevreye duyarlı insanlar için daha ön planda olan seçenekler olsa da bu ürünleri temizlemek için kullandığımız suya mikroplastik bulaştırmış oluyoruz. Örneğin plastikleri geri dönüştürerek üretilen pantolonları çamaşır makinasına atıp su ile buluşturuyoruz ve en nihayetinde bu su deniz/okyanus gibi daha büyük su kütlelerine karışarak hem orada bulunan ekosisteme hem dünyaya hem de eninde sonunda tekrardan bize dönecek olan suya ve deniz ürünlerine bulaşmış oluyor. Yani aslında geri dönüşüm fikri ile üretilmiş tek bir ürünle bile ciddi anlamda mikroplastik salınımına sebep oluyoruz.
Koreogfi plastiğe adapte olarak evrileşmiş aile hariç plastiğe aşırı maruz kalmış tüm canlıların ölümü ile son buluyor.
Posthümanizmin bu konuyu ele alışı ise bence daha çok insanın kendi eliyle yarattığı bu felaketteki üretici ve etkilenen konumunu sorgulamasına dayanıyor. Özellikle posthumanizmin yeni materyalizm kolunun dünya üzerindeki canlılık içinde “insan” ve “insan olmayan” kavramlarını sorgulayıp bu kavramların geçirgen olmayan yapısına meydan okuduğunu ve yine insan zihnine ve algılayışına dayanan hiyerarşik sistemi sorgulamasını göz önünde bulundurursak plastiğin tamamen “insan ihtiyacı” için üretilmesi, tüketilmesi ve dünyaya salınması sonucu sadece insanları değil bütün canlı organizmaları etkilemesine karşı ciddi bir eleştirisi olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.
Dans performansımızı izlemek için link: https://www.youtube.com/watch?v=n0MtdhjgxXE
[i] Pınar Yoldaş’ın bu çalışmasıyla ilgili kendi kaleme aldığı makalesini okumak için: https://ecocene.kapadokya.edu.tr/index.php/ecocene/article/view/33/35
[ii] Bu konuyla ilgili daha fazla okuma yapmak isterseniz link: https://ryaninstitute.uri.edu/microplastics/
