Oi! Ritimlerinde Beden: Punk Sahnesinde Posthüman Deneyim

Metnin çalma listesi için buraya tıklayınız.

Yumruğunu havaya kaldıran beden, ritme karşı koymaz; onunla çarpışır. Bu liste, Oi!’nin çatlak, düzensiz ve kavgacı ritimlerinde bedenin nasıl yankılandığını duyumsamak isteyenler için. Gürültü estetiği, kolektif öfke ve sokakların nabzı burada.


Aden Evens’in söylemiyle duymak, “hava basıncının değiştiğini deneyimlemek”tir[1] ve bu, Karga’daki[2] punk konserinde sahneye yaklaştıkça bedenime çarpan ilk bas darbeleriyle birlikte sadece bir fikir olmaktan çıkarak doğrudan bedenle hissedilen bir yaşantıya dönüşmüştür. Bu yazıda, sesin insanın biyolojik sınırlarını aşarak kolektif bedenlerle ve mekânın ritmiyle iç içe geçen bir deneyim alanı kurduğunu ortaya koymayı amaçlıyorum.

Geleneksel olarak “istenmeyen ses” olarak tanımlanan gürültü, punklar tarafından sahiplenilerek estetik bir araca dönüştürülmüştür. Öyle ki, Jesse Prinz’e göre gürültü, punk kültüründe müziksel bir öğenin ötesine taşarak, toplumsal ve kültürel eleştirinin bir biçimine dönüşür.[3] Bu gürültü, melodik yapıyı bozarak normatif düzeni, yerleşik beğeni kalıplarını ve modern bedenin hizaya sokulmuş ritmini sekteye uğratır. Punk’ın müziğinde yankılanan bozulma, çarpıklık ve kesintiler, rastlantının değil, isyanın bilinçle örülmüş sesli haritasıdır. Böylece punk sahnesi, kolektif bir karşı-ritmin kurulduğu ve punkların “popüler kültürün inşa edilmiş ve keyfi doğasını ifşa ederek geçmiş imgeleri ironi ve öz-düşünümsellikle yeniden sahiplendikleri”, melezlik ile simülasyonu semiyotik bir yıkım aracı olarak benimsedikleri alternatif bir alan haline gelir.[4]

Backroads fanzin, doktora çalışmam kapsamında üretilen akademik içerikler ile sahaya özgü anlatıların birleşimi sonucu, İngilizce hazırlanmış bütünlüklü bir çalışma formuna kavuşur.[5] Fanzinleri takas ederek montumun cebine atıyor, mekandaki terasın yolunu tutuyorum. Wargasm Fest[6] başlamış durumda: yerellik ile ulusötesinin birbirine karıştığı, Türkiye’ye özgü bir punk festivali. İki gün boyunca The Young Ones (Hollanda), Hard Skin (BK) ve İstanbul sahnesinden Ofisboyz ile Cebren gibi gruplar sahne alıyor. Tribünvari bir atmosfer hâkim. Cebren’in söz yazarı Kutay Aslan’a göre, bu atmosfer bireyselliği aşıp kolektif bir ruhun parçası hâline gelmeyi mümkün kılıyor.[7] Gürültünün kitlesel rezonansı burada bir araya gelişin ortak hafızasına dönüşüyor.

Görsel 1 ve 2. Backroads Fanzin.  (Hüseyin Serbes).

Gürültü, bu noktada Lefebvre’nin sözünü ettiği gibi, modern yaşamda bedenlerimiz, onları zaman ve hareket içinde toplumsal olarak düzenleyen antagonistik ritimlere tabi tutulur.[8] Punk, bu ritimlere direnen, kontrol altına alınamayan, homojenleştirilemeyen bir ritimdir. Posthümanist kuramın da gösterdiği gibi, bu ritimle titreşen bedenler sabit bir özne değil; karşılıklı ilişkilerle şekillenen geçirgen ve kolektif varlıklardır. Rosi Braidotti’nin tanımladığı şekliyle posthüman beden, sınırları sabit değil, hareketli olan, insan-merkezli özne fikrinden uzaklaşmış bir varoluş formudur.[9] Punk sahnesinde beden, tam da bu geçirgenlik ve dönüşüm alanında titreşir. Deleuze ve Guattari’nin “kadın-oluş, çocuk-oluş, hayvan-oluş” kavramları üzerinden müziği analiz edişi, punk sahnesinde titreşen bedenleri anlamak için önemli bir çerçeve sunar. Onlara göre müzik, “duyulamayanın kendini duyurduğu ve algılanamayanın görünür hale geldiği” bir kozmik alıştırmadır; enstrümanlar aracılığıyla giderek daha moleküler hâle gelir.[10] Punk’ın gürültü estetiği, bu alıştırmanın bir parçası olarak sabit kimlikleri parçalar ve yeni kaçış çizgileri (lignes de fuite) yaratır. Gürültüyle titreşen punk bedeni, tam da bu posthümanist geçişlilik alanında varlık bulur: sınırları muğlak, dönüşüme açık, çoklukla örülmüş bir özne-olmayan.

Görsel 3 ve 4. Cebren’in ‘sahnede-oluşu’ ve Karga’da geceye dair afiş (Hüseyin Serbes).

Posthümanist bedenin bu ritmik direnişi, Oi! altkültüründe kolektif bir tezahür kazanır; burada bedenler sınıfsal ve mekânsal aidiyetlerle titreşir. Garry Johnson’ın “sınıfınızla ve geçmişinizle gurur duyarak mücadele etmek” biçiminde tanımladığı bu altkültür[11] Garry Bushell’in “daha sert müzik, gitar odaklı, tribün koroları” olarak tariflediği bir işçi sınıfı müziği olarak doğmuştur.[12] Oi! kültürünün sahnede yarattığı kolektif enerji, bireysel bedeni tribün korosunun bir parçası hâline getirerek başka bir birlik hissi kurar. Birey burada duymakla yetinmeyen; ritme kolektif bir özne olarak katılan, kendini sınıfsal konumuna, geçmişine ve şimdiye karşı bir mücadele ekseninde inşa eden bir beden hâline gelir. Her ne kadar tarihsel süreç içinde ırkçılıkla ilişkilendirilen bazı anlar yaşanmış olsa da, Oi! felsefesinin özünde yatan sınıfsal dayanışma ve doğrudanlık hâlâ güncel direniş estetiği olarak varlığını sürdürmektedir. Birleşik Krallık’taki hocalarımdan Matthew Worley’in de hatırlattığı üzere[13] bu fenomen, doktora araştırmalarım sırasında bir süre yaşadığım Londra’daki Southall bölgesinde yaşanan bir konserle çarpıcı biçimde gündeme gelmişti.[14] Oi! ile özdeşleşen grupların sahne aldığı bu etkinlikte, bölgeye büyük bir dazlak grubunun gelmesine itiraz eden yerel Asyalı gençlerle yaşanan çatışma, Oi! fenomeninin medyada ırkçı ve neo-Nazi dazlakların müzikal ifadesi olarak sunulmasına neden olmuştu. Ancak bu kültürün kökeni, Londra’nın doğu yakasına uzanan punk grubu Cockney Rejects’in genç solisti ve eski menajeri Garry Bushell tarafından, “her seviyede daha sert müzik, gitar odaklı, tribün koroları” çalan üçüncü nesil punk esintili işçi sınıfı gruplarını tanımlamak üzere icat edilmiştir. Terim, aynı zamanda grubun 1980 tarihli şarkısı “Oi, Oi, Oi”den esinlenerek şekillenmiştir.[15]

Punk altkültürü, üzerine düşünmeyi sevdiğim ve araştırmalarımda önemli bir yer tutan, sürekli derinleşen bir çalışma alanı olmuştur. Sonsuz bir okuma ağına teşvik eden haliyle, Cesare Pavese’nin de ifade ettiği gibi, “hayatın saldırılarına karşı bir savunma”ya dönüşmüştür.[16] Bu altkültür, yaşanılan politik gelişmelere karşı duran bilinçli bir karşı duruş olarak şekillenmiştir. Öyle ki, standartlaşmış ve homojenleşmiş rock müziğinin devamında, politik ve sosyal bir sonucun sanatsal patlaması olarak görülen punk, The Clash’in menajeri Bernard Rhodes tarafından, işsizlikten kaynaklanacak bir kaosun sokaklarda gerçek bir anarşiye dönüşeceği şeklinde öngörülmüştür. Rhodes, punk’ın kökeninin bu toplumsal ve ekonomik çalkantılara dayandığını belirtmiş ve müzikle toplumsal gerilimler arasındaki derin ilişkiyi vurgulamıştır.[17] Fletcher ise ilerleme vaatlerinin yerine getirilmemesi ve imkânsızlıkların yarattığı karamsarlıktan doğan punk’ın, bu noktada parası ve ayrıcalığı olmayanların hareketi olduğunu ifade eder.[18] Ne de olsa, altmışların neşeli kültürünü yansıtan hippilerin karşısında, “gelecek yok” diye bağıran öfkeli bir punk vardır.

Punk sahnesi, bu nedenle müzikle sınırlı bir alan olmanın ötesinde, toplumsal ilişkilerin yeniden müzakere edildiği ve bedenin farklı var olma biçimlerine açıldığı bir mekânsal deneyim sunar. Sarsılan, çatlayan, haykıran bedenler; neoliberal düzenin disipline edilmiş öznesine karşı bir direniş figürü olarak çıkar karşımıza. Bu direniş, sözcüklerle sınırlı kalmaz; mekânla, ritimle ve kolektif bedenin uyumlu hareketiyle anlam kazanır. Punk, bu haliyle, posthüman bir oluşun en gürültülü, en hakiki yankısıdır.


[1] Evens, A. (2005). Sound ideas: Music, machines, and experience (Vol. 27). University of Minnesota Press.

[2] Karga: 1996 yılından bu yana, bünyesinde #kargabar, #kargART, #kargamecmua, #canlıkarga ve #kargakabin gibi projeleri barındıran dinamik bir organizmadır. Kadıköy’de açıldığı günden itibaren alternatif bir mekân olarak kabul görüp hem Kadıköy’ün hem de İstanbul’un eğlence hayatına yön vermiştir. Dekoru ve müziğiyle kendine özgü bir dil yaratan Karga, sadece Anadolu Yakası’nda değil, tüm İstanbul’da güçlü bir kitle edinmiştir.

[3] Prinz, J. (2014). The aesthetics of punk rock. Philosophy Compass, 9(9), 583–593.

[4] Moore, R. (2004). Postmodernism and punk subculture: Cultures of authenticity and deconstruction. The Communication Review, 7(3), 305–327.

[5] Backroads, doktora tez süreçlerimde yaptığım etnografik saha araştırmalarından doğmuş ve tezde kendine yer bulamayan söyleşilerin uluslararası dolaşımda olmasını sağlamak amacıyla içeriklenmiştir. Tamamen analog, kendin-yap ethos’una bağlı ve punk etiğine adanmış bir fotokopi fanzindir.

[6] Wargasm Fest, Kendin-yap Punk Organizasyon Kolektifi olan ve 2008 yılından bu yana İstanbul’da etkinlikler gerçekleştiren Wargasm Records tarafından organize edilmektedir.

[7] Cebren’in söz yazarı ve kurucusu Kutay Aslan’la yaptığım derinlemesine görüşmeden, 2025 Şubat, İstanbul.

[8] Lefebvre, H. (2004). Rhythmanalysis: Space, Time and Everyday Life (S. Elden & G. Moore, Trans.). London: Continuum.

[9] Braidotti, R. (2013). The Posthuman. Polity Press.

[10] Deleuze, G., & Guattari, F. (1987). A Thousand Plateaus: Capitalism and Schizophrenia (B. Massumi, Trans.). University of Minnesota Press.

[11] Johnson, G. (1982). The Story of Oi!: A View from the Dead End of the Street (16). Reissued by New Breed Books, 2008 (63).

[12] Petridis, A. (2010, March 18). Misunderstood or hateful? Oi!’s rise and fall. The Guardian. https://www.theguardian.com/music/2010/mar/18/oi-cockney-rejects-garry-bushell-interview

[13] Daha detaylı okuma için, bkz: Worley, M. (2013). Oi! Oi! Oi!: Class, locality, and British punk. Twentieth Century British History, 24(4), 606–636. https://doi.org/10.1093/tcbh/hwt001

[14] Doktora tezimden ilerleyelim: “Her şeyin dijitalize edildiği ve insanoğlunun sözde ‘ilerlediği’ bir evrede değişmeyen gerçekliklere değinmek gerekir. Sömürgeleştirmenin ve kapitalist ilişki ağlarının hiç bitmeyecek olması, insanların her yerde ölüme terk edilip Deleuzoguattari’ci bir ifadeyle “yersiz-yurtsuzlaştırılması” ve herkesin sessizliğe gömülmesi [“Uygar insanlar, karşısında çaresiz kaldıkları acıları bir şekilde düşünmelidir. Ama artık kimse bunları düşünmüyor” (Richard Sennett, 1999, s. 151)] bana hep olmak istediğim punk vokallerini hatırlatıyor. Tez sürecinin bir bölümünde kaldığım Londra’daki Southall bölgesi, ‘Küçük Hindistan’ olarak bilinen Güney Asya popülasyonun yanı sıra dünyaya çeşitli armağanlar vermiştir. Bend it Like Beckham (2002) filminin geçtiği yerleri görmek isteyenlerin de zaman zaman uğrak noktası olan bu yer, Beşiktaş’ın tarihindeki ilk siyahi futbolcu Les Ferdinands’ı yetiştirmiş, ayrıca punk sahnesindeki tehditkâr grup The Ruts’a ev sahipliği yapmıştır. Southall’da önceleri dinlediğim punk rock grubu ‘The Ruts’ın izini sürmüş, onların dillere pelesenk olmuş şarkıları Jah War ve Babylon’s Burning’i yerinde dinlemek istemiştim. “Büyük parklardaki gün ışığını ve gölgeleri, uzun, keder dolu bakışlarla seyreden mahzun ve bitkin insanlar”dan biri olarak bulunduğum “Baudelaire’i hüzünlendirecek bir sahneydi bu” (Sennett, 1999, s. 150). Üzerinden on yıllar geçse de, içinde bulunulan ana ve geleceğe dair öfke, enerji ve geçerliliğinden hiçbir şey yitirmemiştir. Malcolm Owen’ın vokalliğindeki parçalar, sokak şiddeti, yağma ve isyanlara dönüşen sosyal ve ırksal gerilimler nedeniyle yozlaşmış bir dünyaya ağıttır. Owen’ın sesleri, Yeni Zelandalı bir öğretmen olan Blair Peach’in ırkçılık karşıtı gösteride polis tarafından öldürüldüğü 1979 Nisan sonundaki Southall Ayaklanmaları’na göndermedir. Southall punk sahnesine göre, Babil bir boyun eğdirme sistemi metaforudur ve Babil’in yanması adına ne koyarsak koyalım her çağda sürecektir” (Serbes, 2024, s. 299) bkz: Serbes, H. (2024). Fotokopiden dijitale yeraltı yayıncılığı: Türkiye’de fanzin altkültürü üzerine soykütüksel çözümlemesi [Doktora tezi, Sakarya Üniversitesi].

[15] Bu şarkı, 1980 yılında yayımlanan Oi! The Album derlemesinde yer almaktadır. Albüm, Garry Bushell tarafından derlenmiş olup, “Oi!” terimini işçi sınıfı punk müziğini tanımlamak için ilk kez kullanmıştır. Albümdeki “Oi! Oi! Oi!” şarkısı, bu müzik türünün simgesi haline gelmiştir.

[16] Pavese, C. (2021). Yaşama uğraşı: Günlük (1935–1950) (C. Çapan, Çev.). Can Yayınları. (Orijinal eser 1952 yılında yayımlanmıştır)

[17] Marcus, G. (1999). Ruj lekesi: Yirminci yüzyılın gizli tarihi (G. Koca, Çev.). Ayrıntı Yayınları.

[18] Fletcher, N. (2018). “If only I could get a job somewhere: The emergence of British punk”. Young Historians Conference. Portland State University.

+ posts