Mehmet Ali Çelikel’in Öykülerinde Anlamını Yitirmiş Fobik İnsan

Bu yazı 3–5 Ekim 2023 tarihlerinde Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde düzenlenen 9th International Conference on Narrative and Language Studies başlıklı bilimsel etkinlikte “Mehmet Ali Çelikel’in Öykülerinde Kantçı Etik ve Deontoloji” başlığıyla bildiri olarak sunulmuştur. Yazının bu versiyonu bildirinin kısaltılmış ve yeniden düzenlenmiş halidir.

Immanuel Kant, Pratik Aklın Eleştirisi kitabında, “iki şey, üzerlerine sık sık eğilip ısrarla düşünülürse, insanın ruhsal yapısını hep yeni, hep artan bir hayranlık ve korkunç bir saygıyla dolduruyor: üzerimdeki yıldızlı gök ve içimdeki ahlak yasası” (1999: 289) der. Bu sözleriyle Kant, yukarıdaki yıldızlı gökyüzünün evrenin sonsuzluğunu ortaya çıkararak, insana kendi varlığının ne kadar önemsiz olduğunu fark etmesini, ahlaki yasanın ise entelektüel ve rasyonel olarak insanın kendi saygınlığının farkına varmasını sağladığını kastediyordu. Ancak modernitenin getirdiği sonuçlarla birlikte, insan doğasının rasyonel olduğu inancı reddedilmeye başlanmış, Aydınlanma’dan bu yana aklın otoritesi de eleştirilmiştir. Sonuç olarak, insanların rasyonel doğduğu varsayımına dayanan ilerleme ve ahlaka ilişkin Aydınlanma doktrinleri eleştirilmiştir. Geleneksel değerlerin ve epistemolojinin bu reddinin insan üzerinde büyük etkisi olmuş; kayıp, korku ve umutsuzluk insan ruhunun yaygın semptomları haline gelmiştir. Bu bağlamda bu çalışma, bu semptomları anlamlandırabilmek için Kant’ın “yıldızlı gökyüzü” metaforunu kullanarak, Mehmet Ali Çelikel’in öykülerini Kant’ın etik felsefesi perspektifinden incelemeye çalışmaktadır. Çalışma, Çelikel’in öykülerindeki psikolojik ve ontolojik krize etik bir perspektiften yaklaşarak, bu krizin temel nedenlerini araştırmayı ve postmodern edebiyatta yaygın olarak görülen evrensel huzursuzluğu felsefi bir perspektiften incelemeyi amaçlamaktadır.

Mehmet Ali Çelikel’in 2020 yılında yayımlanan Kimsenin Gidemediği Yere başlıklı kitabındaki öykülerde insanın rasyonel varlık statüsü geçerliliğini yitirmiş, karakterler genellikle evrensel bir çaresizlik ve huzursuzluğun pençesinde bulunmaktadır. İster bir kasabaya doğru yol alan çocukluk arkadaşları olsun, ister bir gemi enkazının ardındaki kokuya ulaşmaya veya motosikletiyle düşsel bir yere ulaşmaya çalışan veya esrarlı bir yolculuğa çıkan veya gizemli bir ardiyeye girmenin tereddütünü yaşayan karakterler olsun, öykü kahramanlarının çoğu genellikle karmaşık ve kolay anlaşılamayacak bir ruha sahiptir; psikolojik ve ontolojik krizler yaşarlar. Pek çok postmodern eserde olduğu gibi, Çelikel’in öykülerinde de işe yaramazlık ve amaçsızlık duygusu karakterleri rahatsız eden temel sorun olarak karşımıza çıkar. Kitaba adını veren öyküde anlatıcı şöyle der:

Günlerim yolculuklarla geçiyor. Kalacak, benimseyecek bir yer bulmak için bir kentten bir başkasına gidiyorum her gün. Her gece yorgun argın yatacak bir yer bulduğumdaysa, ne o yeri tanıyacak güç kalıyor bende ne de dilini anlayacak. Beni toprağıyla, suyuyla, diliyle dışlayan yerlerde sabahları daha da yorgun uyanıyorum. (Çelikel, 2020: 89)

Dolayısıyla Çelikel’in öykü kahramanları, postmodern edebiyat eserlerinin çoğu karakterinde bulunan bu semptomların doğasını keşfetmeye çalışmakta ve karakterlerin açmazlarını Kant’ın etik ilkelerine göre “yıldızlı gökyüzü” fobisi olarak tanımlamaktadır. Kant’a göre, yukarıdaki sonsuz yıldızlı gökler insanın önemini gölgede bırakır. Evrende minicik bir nokta olan küçük bir gezegenin geçici sakinleri olan insan türünün, sonsuz evren karşısında kırılganlığını ve ölümlülüğünü gizleyebileceği hiçbir yer yoktur: “Hiçbir yer benim olmadı bu dünyada, hiçbir yere ait olamadım. Hiçbir zaman, hiçbir yerde, oranın yerlisi olmaya yetecek kadar kalmadım. Zamanım yetmedi hiç yerleşmeye” (90). Bu durumda, ölümlü ve önemsiz bir varlık olan insanın değerini yükseltebilecek tek şey, içindeki ahlâk yasasıdır. Kant, evrendeki temel değerli şeyin rasyonel bir varlık ya da insandaki rasyonel doğa olduğuna inanmaktadır. Ancak insan rasyonelliğinin kaybolması, Çelikel’in öykülerinde olduğu gibi, kaçınılmaz olarak insanda derin bir kayıp duygusuna neden olacaktır.

Kant “yukarıdaki yıldızlı gökleri” uçsuz bucaksız ve sonsuz evrene, “içerideki ahlaki yasayı” ise rasyonel insanın doğuştan gelen ahlaki ilkelerine atıfta bulunmak için kullanmıştır. Kant, insan türünün doğuştan gelen rasyonelliğini doğrulayarak insan varlığının değerini ortaya koyar. Ancak postmodernite aklın işlevlerine ve insan rasyonelliğine kuşkuyla yaklaştığı için insan kaçınılmaz olarak bir krizle karşı karşıya kalacaktır. Postmodern çağın insanı, evrenin sonsuzluğu karşısında  çaresizlik veya panik duygularıyla doludur. Postmodern çağda yaşayan bir insan için ne yazık ki hayata, medeniyetine ve manaya dair tüm olumlu görüşler paramparça olmuştur, hiçbir şey bir varış noktası ya da zihinsel sığınak olarak hizmet edemez. O halde, postmodern edebiyat eserlerinin arkasında derin bir huzursuzluk duygusunun saklı olduğunu fark etmek oldukça doğaldır. Kara mizah, ironi veya üst anlatı gibi çeşitli edebi tekniklerle, yıldızlı göklerin temsil ettiği uçsuz bucaksız evrene yönelik olağandışı hoşnutsuzluk, postmodern edebiyatta hâlâ yansıtılmaktadır.

Öyleyse, “yıldızlı gökyüzü” metaforu postmodernitenin doğal bir sonucu olarak veya başka bir deyişle insan akılcılığı, ilerlemesi ve varoluşun anlamı dahil olmak üzere Aydınlanma ahlakının kurtarıcı gerçeklerinin inkar edilmesi olarak değerlendirilebilir; postmodern arayışların arkasında umutsuzluk, anlamsızlık ve kayıp hissiyatı vardır:

Bize ‘gerçek’ diye belletilen ise günlerin birbirini kovaladığı, yılların, suyun hızla akıp gitmesi için hazırlanan dümdüz beton kanallar gibi hazırlanmış yapay bir oluktan akıp gittiği bir yermiş. Yıllarımız düzenli aksın diye, her şeyin başkaları tarafından kurgulandığı bir düzenekmiş ‘gerçek hayat’.” (150)

Bu anlamda geleneksel inançtan ve ahlaki kesinlikten yoksun bir çağda yazan Mehmet Ali Çelikel, Kant’ın önerdiği aşkın ahlak yasalarına kesinlikle inanmamakta görünmektedir. Bu, Kant’ın herhangi bir motivasyondan ziyade, kişinin ne yapması ve ne yapmaması gerektiğini tek başına emrettiğini savunan deontolojik etiğin ilkelerinin reddidir. Kant düşüncesinde “ahlaki olarak nitelendirilebilecek eylemin de duyu verilerinden ve eğilimlerden arındırılması, salt ödev bilinciyle ve sadece ödeve uğruna yapılması gereklidir” (Kayacı, 2022: 161). Oysa Çelikel’in öykü kahramanları ödev bilinciyle eğil, sezgileriyle hareket ederler; dünyanın kasoundan bir çıkış yolu arayışında olan ama onu bulamayan karakterlerdir. Bu nedenle yıldızlı gökyüzü bu öykülerde bir fobi olarak görünmektedir. Bu fobinin öykülerdeki en önemli belirtisi insan rasyonelliğinin inkarıdır. Başka bir deyişle, öykülerde insanın mutlak yargılarda bulunabilme yeteneğine dair derin bir inançsızlık vardır; bu, insanın rasyonel doğasından yazar tarafından şüphe duyulduğu anlamına gelir. Öykülerdeki karakterler umursamazdır ve çoğu zaman kendi eylemlerinin sonucunu tahmin edemezler. Kendi arzuları, ve eylemlerin gerçek motivasyonu hakkındaki bilgileri şaşırtıcı derecede sınırlıdır.

Çelikel’in yaklaşımı, her şeyin bir nedenden dolayı gerçekleştiğine dair ters bir fikirle karşılaştırılabilir; bu fikir genellikle rahatlık sağlamak için çağrıştırılır; öyle ya da böyle ne olursa olsun her şeyin bir planı vardır. Kant’a göre “her şey nedensellik yasası çerçevesinde zorunlu olarak gerçekleşir” (Uygun, 2021: 1440). Öykü karakterleri genellikle evrenin bir işleyiş planı olduğuna inanırlar; ancak nihai aşamada bu planın anlamsız olduğu ve aramakta olduğumuz gizli anlamı sağlayamadığı ortaya çıkar. Öykü karakterlerinden birinin de dediği gibi “gördüklerim, beklediklerimden çok farklıydı” (Çelikel, 2020: 50). Bu ironik bakış, Çelikel’in aslında büyük ideallaere ve üst anlatılara kuşkuyla yaklaştığını gösterir.  Mutlak ve aşkın fikirlerin, sabit ilkelerin reddedilmesi, öyküleri bazen nihilizme yaklaştırır. İnsanın her türlü rasyonel eylemde bulunabilme yeteneğinin yazar tarafından sorgulanmasıyla Kant’ın rasyonellik kavramı kaybolur ve insanın karşı karşıya kalabileceği yalnızca evrenin enginliği kalır:

Aştığımız her tepenin ardı, uçsuz bucaksız bir düzlük oluyor yeniden. Boş bir düzlük. Sanki hep aynı düzlüğe çıkıyoruz her tepeyi aşınca. Sanki hep aynı boşluğa çıkarıyor bizi seçtiğim her dönemeç. (105)

Sonuç olarak, yarı otobiyografik olarak görünen öykülerde Çelikel, özgür iradeyi, kaderi ve insanın mantıksız doğasını araştırır. Bir bütün olarak rasyonel davranamayan karakterler, insanın kendileri için neyin iyi neyin kötü olduğuna karar verme yeteneği konusunda esasen kötümserdir, çünkü her ikisi de her zaman var olacak ve ikisinin de durdurulması aynı derecede zordur. Kant’a göre özgür irade akıldan, ahlaktan ve insan onurundan önce gelir. Mantıklı doğan insan, akıl yürütme yeteneğini özgür iradesiyle kullanabilir. Çelikel’in görüşüne göre ise insanlığın çoğu önemsizdir ve yaptıkları şeyleri sırf yapmaları gerektiği için yaparlar. İnsanın sağlıklı karar verme yeteneğinin ve özgür iradesinin reddedilmesiyle, insanın mantıksız tüm eylemleri anlaşılır hale gelir: İnsan, kendi eylemlerinin ve bunun sonucunda ortaya çıkan sonuçların sorumluluğunu üstlenme yeteneğine sahip değildir: “Soru sormamayı, hayatı çok fazla sorgulamamayı öğreniyorum yavaş yavaş. Anlayamayacağımı biliyorum çünkü” (110). Bu tavır, yıldızlı gökyüzü fobisinin bir belirtisidir; rasyonel doğası olmayan bir insanın, sonsuz zaman ve kozmosta birey olarak yapabileceği tek şey, kaderine boyun eğmektir. Öykülerde ortaya çıkan temel fikir, hayata verilebilecek tek tepkinin teslimiyetle kabulleniş olduğudur. Karakterler, kaçınma, isteksizlik ve kadercilik gibi semptomlarla kuşatılmışlardır. Ancak böylesi bir karamsarlığın son derece doğal olduğu görülecektir; çünkü belki de rasyonelliğini kaybetmiş, fiziksel ve zihinsel olarak acı çeken insan türünden beklenebilecek tek tepki budur.

Kaynakça

Çelikel, M. (2020). Kimsenin Gidemediği Yere. Mantis Yayınları.

Kant, I. (1999). Pratik Aklın Eleştirisi. Çev: İ. Kuçuradi, Ü. Gökberk ve F. Akatlı. Türkiye Felsefe Kurumu.

Kayacı, M. (2022). Immanuel Kant’ın Ahlak Anlayışı Bağlamında Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri Olanaklı mıdır? Felsefe ve Sosyal Bilimler Dergisi, 33, 157-178.

Uygun, O. (2021). Immanuel Kant ve Ahlakın Temel İlkesi. YÜHFD, 18(2), 1439-1455.

+ posts