İletişim teknolojilerinin insan bedeniyle özdeş bir hal alması, beden bütünlüğünün dışında yeni bir gerçeklik alanı yaratması, yazılı, sesli ve nihayetinde görüntülü arkadaşlara dönüşebilen yapay zeka, sanal bir derviş olan bugünün insanına yeni bir hal yüklemektedir. Kimi toplum araştırmacıları tarafından transhüman ya da posthüman[1] diye tanımlanan bu modernite sonrası insan, paylaşım platformlarına entegre olmuş yalnız bir özneden öte bir şey değildir. Eski çağlardan beri gelen bu sanal derviş; kamusal meydanlardan kalabalık ev tiplerine, kahvehanelerden kamu-sanal topluluklara oradan da en nihayetinde yapay zekalı yeni bir iklim ve coğrafyaya sürüklenmiştir. Sürükleniş farklı evrelerden ve teknolojilerden geçiyor olsa da arayış hep aynı ve daimi bir bireysellikten (yalnızlıktan) kurtulma çabasıdır. Son birkaç yılda; yapılan tatil, aileden ya da patrondan gelen bir tebrik ya da aile fertleri tarafından bir işe (ki bu çoğu zaman evliliktir) zorlanmak veya yeni bir şehir, ülke gezmek ya da orada bir eğitim almak ve daha nice hal paylaşım nesnesi olmakta, bireyselleşmiş bir toplumun fertlerinin kendilerine çok fazla anlam yüklemesinin tezahürü olarak gün yüzüne çıkmaktadır. Bu tezahür yalnızlık sarmalında bireyi parçalamakta ve sanal bir dervişe dönüştürmektedir.
Tüm canlılar içerisinde kolektif bilinci en yüksek canlı olan insan neden sanal bir dervişe dönüşmüştür? Bu dervişlik bilinç halinde bir dervişlik midir, yoksa neoliberal politikaların kapı araladığı tekno-kapitalizm çağının modern insana çizdiği tek yollu bir delilik hali midir? Bu sorulara verilecek cevaplar çeşitli olsa da aslında cevap Blaise Pascal’ın kendi çağının insanını irdelerken kullanmış olduğu “deli olmamak deliliğin başka bir biçimine varıyor” önermesinde saklıdır. Daha önce bir yazımda da belirtmiş olduğum gibi, bugünün insanı ya deli olmamak için ya da gerçekten deliliğin başka bir halini deneyimlemek için bu sanal delilik cübbesini giymektedir (Kinsun, 2021). Bireysel ve kolektif olarak bedensel hayatların sınırlılığı üzerine çıkmaya çalışan ve yine de bir yol bulamayan bu sanal deli, doğadan kopuk ve doğanın dışında umutsuz bir oyun alanı içerisinde debelenmekte, kendi benliğini oluşturan her şeyi kendisine sunulan bu yeni ve bireysel sunum alanının metası haline getirmektedir (Bauman, 2005). Çağın deli hali bu sanal derviş sürekli olarak Becker’in (1997) de dediği gibi kendi sembolik dünyasında, grotesk kaderini inkar etme ve onun üstesinden gelme çabası sergilemek zorundadır. Bu çaba ile kendisini bir paylaşım nesnesine dönüştürmek, dijital bir toplumsalın ego hali olmak, psikolojik hilelerle ve kişisel uğraşılarla kendisini tam anlamıyla bir inkarın, bir unutkanlığın içine sürüklemek ve bu uğraşılar ile deliliğini perçinlemek zorundadır. Bu zorundalık sayesinde, çağın insanı, ölümlülüğü inkar etmek için basit ya da değil, önemli önemsiz her şeyi sohbete/paylaşıma konu ederek ölümlülüğün bu daimi hayaletinin gölgesinden kurtulmakta ve ölümsüz bir sanallık girdabına girmektedir.
Paylaşmak, ne olursa olsun paylaşmak gerçek bir kamusal davranış mıdır ya da paylaşılan her şey gerçek bir kamusal alanda mı yapılmaktadır? Bana göre cevap “hayır”. Toplumsal/kamusal alan gerçek bir anlamlar katmanıyken, sınırsız bir paylaşıma tâbi sanal alan ise birilerinin onayı ve beğenisi ile bir süre hayatta kalınan gerçek bir inkar, bir delilik alanıdır. Burada ölümsüzlüğü, ki bu fikirsel bir ölümsüzlüktür, tatmak imkansızdır. Sanallık ölümsüzlüğün metaforik ve metonomik tüm formlarını yıkıma uğratır ve çağın insanını ancak gerçek bir kamusal alanda omuz omuza hissedilebilecek bir ölümsüzlük tadından mahrum eder (Bauman, 2000, 2005, 2018). Bu mahrumiyet çağın insanının beden sınırlılığı ile karşılaştığı ilk anın ve sanal bir deliye döndüğü ilk adımın temsiliyeti sayılabilir. Bu insan delilik haline açıktır çünkü bütün davranış kalıplarını başkalarının beğeni ve arzusuna göre şekillendirir. Bu insan deli bir hal almayı ister çünkü yukarıda bahsedilen sınırlılığın farkındadır, bunu değiştiremeyeceğini bilir ve sanallığın manipülasyon gücüne kapılmak ona cazip gelir. Bu alan kişi için ötekiyi, ki bu yukarıda bahsedilen gerçek bir omuzdur, görmezden gelmeyi ve inkar etmeyi kolaylaştırır. Sanal dünyada herkes paylaşım için vardır; bu alan geniş bir ailenin tüm fertlerinin paylaştığı ortak bir ikametgahtır ancak bireylerin gerçek umutlarının, hayallerinin ve rüyalarının doğal yuvası olma hüviyeti kazanamamış bir alandır. Bu ev öylesine kalabalıktır ki içerisindeki herkes kendisinin en önemli özne olduğunu kanıtlamaya çalışır. Bu kalabalıkta ortak bir bilinç olmadığı için fikir belirsizlikleri de yegane motto olur. Belirsizlik büyüdükçe delilik hali şiddetlenir ve çağın insanı korku, endişe ve yakınmaların cefasını tek başına çekmeye başlar; bu tek başına olma hali onu sonu olmayan bir paylaşım girdabına sokar.
Bu girdapta paylaşım hızlanmaya başlar ve bu deli özne büyük kalabalıklar ile temas halinde olma açlığını şiddetlendirir, her şeyi çıplak bir hale getirir ve dünyayı çokça şeyin paylaşıldığı hikayesiz mekanik bir küreye döndürür. Bu noktada yukarıda bir tür varoluş sancısı yaşayan sanal derviş olarak tanımladığım bu deli özne bu mekanik griliğin içinde tanrısal bir varlık olmak için can atmaya başlar. Ancak tanrı hemen hemen tüm inançlarda her şeye nüfuz eden bir sınırsızlığa sahip iken çağın delisi bu gri özne ise sonsuz bir sınırlılığa ve parçalanmışlığa sahiptir. Öyle ki bu sınırlılık özneye yürümeyi unutturur ve onu sadece kelimelere ya da akıp giden görüntülere sonsuz açık hale getirerek onu obezleştirir (Sayar, 2024). Bu obez olma durumu tesadüfi değildir: Prof. Dr. İhsan Fazlıoğlu’nun bir dost meclisinde söylediği şekliyle, bu durum çağdaş tekno-politik ağ endüstrisinin (paylaşım platformları) bireysel farklılıkların yok edilmesi üzerine hareket eden ve bireyi normatif alt kategorilere hapseden nihai hedefinden kaynaklanmaktadır. Bu hedef artık gerçekleşmiş durumdadır çünkü birey ölümsüz bir varlık olma ideası ile çıktığı bu yolda özgür iradesini yitirmiş, her tür seçimini paylaşıma tâbi tutarak herkesleşmiştir. Obezite çağın tüketim prensibinin bir sonucudur. O halde bu herkesleşen özne, obez bir endüstrinin obez bir çıktısından öte bir anlam taşımamaktadır. Bu çıktı bir diğerine benzeyen, ölümlü bir sınırlılıkta, iyi ya da kötü her bir olgu/durumu dramatize ederek tüketen (paylaşan) bir bütünün parçalanmış, törpülenmiş, kontrol altına alınmış ve istiflenerek ağın sonsuzluğuna hapsedilmiş bir öznenin temsili olmaktadır.
Parçalanmış Özne
Bugün parçalanmış bu özneyi elbette sadece bugünün teknolojileri ve ona bağlı varlık platformları üzerinden tartışmaya açmak elbette anlamlı değildir. Ancak bu özne otuz yılı aşkın bir süredir, gelişen, geniş çaplı ve yaygın bir yönetim ve insan rasyonalitesi haline gelen ve bu normatif aklın düzeni olan neoliberal teknolojilerin son çıktısı olduğu için teknoloji ve platformlar üzerinden tartışmaya açılmıştır (Brown, 2018). Çünkü bu özne neoliberal tekne sayesinde insan sahalarından ve girişimlerinden arındırılmış ve parçalara ayrıştırılarak belli bir imge doğrultusunda bu sanal deliye dönüştürülmüştür. Bu imge bir bütünün, birbirinin aynı olan parçalarına dönüşmeye açık olma halini temsil etmektedir. Bireysel ve kolektif öz yönetim ve bilinç ve buna dayanak oluşturan değerler bütünü olan kurumlara gösterilen bağlılık, demokratik bir katılım ve bunların beraberinde getirdiği müzakere kabiliyeti, hukuk ilkelerine olan bağlılık, kamu yararı ve iktidarı paylaşma pratikleri bu imge nezdinde eritilerek modern insan sabote edilmeye açık bir hale getirilmiş (Brown, 2018) ve acı çeken palyatif bir özneye dönüştürülmüştür (Han, 2022). Sanal derviş (deli) bu acıyı mekanik küre üzerinde rotasız bir halde uçan ve inişi hiçliğe yapacak bir seyir halinde yaşamaktadır (Palahniuk, 2019). Bu seyir halinde basınç ne kadar yüksek ise oksijen o kadar azdır, yolculuk boyunca derviş sadece sonsuz tüketimin (görünme isteğinin) yaratmış olduğu süreğen bir türbülansla boğuşur.
Türbülansta dahi bu derviş tek bir davranış sergileme eğilimindedir. Bu davranış neoliberal bir sinsilik sonucu hayatlarımıza girmiş daima görünme isteğinden başka bir şey değildir. Burada mevcudiyet ve onun varlık hali önemli değildir, görünme isteği kült değerlenmeyi[2] tersine döndürmüş ve mevcudiyetten öte görünmeyi yegane davranış şekline çevirmiştir. Sanal derviş için parçalanmış olmak artık bir sorun değildir çünkü varlığı bu parçalanmışlığın gerektirdiği bir olumluluğa bağlıdır (Han, 2020). Bu olumluluk halinde özne bir meta (sergi) değer kazanabilir ancak bu özne salt varoluş için bir kült anlam bulma arayışına girmemekte ve şeylerin (kendiliği oluşturan parçalar) görülme sıklığı ve değerlerini yeter akçe olarak görmektedir. Ancak bu yeter akçe çağın teknolojik araç gereci ve yaşam modeli sanal dervişte bir yetersizlik hissi de yaratmaktadır. Bu yetersizlik hissi aşağı bir konuma işaret eder ve aşağıda bulunmak ya da bu şekilde görünmek, kişinin özsaygısına, onuruna ve kendini savunma cesaretine ağır bir darbe vurur (Bauman and Donskis, 2020). Yukarıda bahsettiğimiz türbülans halinde darbelere açık hale gelen çağın dervişi bu sanal özne, varoluşsal bir belirsizliğe itilir ve sonsuz bir akışkanlığa sahip paylaşım nesneleri, ki bunlar yüzler, metinler resimler grafikler ve daha nice öğeyi barındırır, arasında kaybolup gider. Böylece Palahniuk’un gösteri uçağında seyahat eden bu derviş, o parçalanmış son durağa, hiçlik alanına varmış olur.
Hiçlik alanına varmış bu sanal derviş, perçinlenmiş bir delilik halinde, başkalarının beğeni ve arzuları ve bu arzulardan meydana gelen aksiyonların bir sonucu olarak tatmin olmuş bir şekilde evine döner. Eve dönüş o anki egosantrik bir tatmin halinde fark edilmese de aslında sürekli paylaşmanın veya paylaşılmanın kendisine bir anlam yüklemediğini de kabul ettiği eşiğin temsilidir. Derviş olmak için yola çıkmış bu dijital benlik eve çözülmüş ve parçalanmış sanal bir deli olarak dönmüştür. Çünkü evden ayrı yaşadığı süre bizzat neoliberal akıl dünyasının tezahürü olan bir çözülme alanında geçmiştir. Çözülen özne gerçekliği ve imajı bölünmüş dijital bir praksisin parçası haline gelir. Bu çözülme yukarıda bahsettiğim toplumsallığın ve kamusallığın karşısında durur ve daima gösteriyi (süreğen paylaşımı) yeter bütünlük olarak görür. Ancak dijital bölünme yüzünden derviş parçalanmış bir bütünlüktedir ve bu bütünlük de yola çıkış amacı olan ölümsüzlüğü elde etme amacını tümüyle ortadan kaldırarak dervişi saniyenin onda biri bir sürede değişen sürekli bir ölüme mahkum eder. Bu mahkumiyet pek tabii –timeline– yenilenmesi sonucu yaşanan bir ölüm halidir.
Kaynakça
Bauman, Z. (2000). Liquid modernity. Cambridge: Polity Press.
Bauman, Z. (2005). Bireyselleşmiş Toplum. Ed. M. Beşikçi. İstanbul: Ayrıntı.
Bauman, Z. (2018). Küreselleşme, Toplumsal Sonuçları. Ed. A. O. Abdullah Yılmaz. İstanbul: Ayrıntı.
Bauman, Z. ve Donskis, L. (2020). Ahlaki Körlük: Akışkan Modernlikte Duyarlılığın Yitimi. İstanbul: Ayrıntı.
Becker, E. (1997). The Denial of Death. New York: Free Press.
Brown, W. (2018). Halkın Çözülüşü: Neoliberalizmin Sinsi Devrimi. İstanbul: Metis.
Han, B.-C. (2020). Şeffaflık Toplumu. İstanbul: Metis.
Han, B.-C. (2022). The Palliative Society: Pain Today. Ed. D. Steuer. London: Polity.
Kinsun, S. (2021). “Modern (Dijital) Eleştirelin Serüveni.” https://thepentacle.org/2021/02/02/modern-dijital-bir-seruvende-yasayan-elestirel-insanin-olumu/.
Palahniuk, C. (2019). Gösteri Peygamberi. İstanbul: Ayrıntı.
Sayar, K. (2024). Yavaşla. İstanbul: Kapı.
[1] Burada posthüman’ı transhümanistlerin son aşama olarak gördükleri, insanın ötesine geçen teknolojik-biyolojik bir melez tür anlamında kullanıyorum. Bu kullanımın PENTACLE’da genel olarak ele alınan yeni materyalist posthümanizmdeki anlamından farklı olduğunu hatırlatmak isterim.
[2] Kült değerlenme, Walter Benjamin’e göre, “kült değerlenmeyi üstlenen nesnelerde önemli olan “görülmelerinden ziyade mevcudiyetleri “dir. Benjamin, W. Teknik Olarak Yeniden Üretilebilirlik Çağında Sanat Yapıtı, çev. Gökhan San, İstanbul: Zeplin, 2015.

