Kurban-Fail Paradoksunda Dağılan Özne

İktidar nedir, hedefinde neden hep özne vardır ve neden oyala(n)ma alanları yaratır? Foucault’ya göre iktidar, geleneksel anlamda yalnızca bir baskı ya da egemenlik aracı olarak değil, toplumsal ilişkiler ağında sürekli işleyen, dağınık ve yaygın bir güç olarak tanımlanabilir (Foucault, 1995, 2008; Read, 2009). Her ne kadar burada Marx’ın tersine ekonomi temelli kavramsallaştırmaları dışarıda bırakan bir yaklaşım sergilense de aslında bu iktidar anlayışı da neoliberal bir Homo economicus[1] öznesini merkezine alır. Homo economicus, neoliberal ekonomi tarafından yoğunlaştırılmış bir inşa sürecinin sonunda ortaya çıkan ve türlü baskılarca yönetilen bir insan sermayesidir. Söz konusu üretilen, oyalanmaya zorlanan ve çözülen insan sermayesi, bu yazıda ele alacağımız tartışmanın ana eksenini oluşturmaktadır.

Bu perspektife göre iktidar, ancak daima rekabetçi bir konumda bulunan öznenin varlığıyla işlemeye devam eder ve süreklilik kazanır. Bu özne, neoliberal pazar içerisinde her türlü iktidardan istifade etmek zorunda bırakılan, tüm girişimlerinde ve içinde bulunduğu her alanda (parasal ve parasal olmayan) portföy değerini artırmakla yükümlü olan bir sermaye biçimidir (Brown, 2018). Ancak iktidar, bu öznenin, yani sürekli olarak çeşitli şeylerle oyalanan ve çözülmüş bir şekilde bulunan ve kolektif eylemsellikten uzak bu edilgenleştirilmiş varlığına ihtiyaç duyar. Çünkü iktidar, bu dağılmış öznenin bitmek bilmeyen iştahında kendisine bireysel veya kurumsal olarak yer bulur ve tekrar tekrar konumlanır (Read, 2012; Dardot and Laval, 2013). Bu süreçte iktidar, aileden okullara, iş yerlerinden devlet kurumlarına kadar toplumsal hayatın her alanında yayılır ve bireylerin ne düşündüğünü, nasıl davrandığını ve kendilerini nasıl tanımladıklarını ya da tamamlayacaklarını şekillendiren norm, bilgi ve kurumsallık üretir (Foucault, 2014). Böylece iktidar, neo-özgürlükçü şekillerde güçlendirilmiş dirençli ve olumlu devlet sahipliğinde işçilerin/bireylerin emek dahil tüm süreçlerinin belirli yönlerini kontrol altına alır (Wright, 2010). Bu bağlamda iktidar, devlet ve muktedirin gücü ile desteklenmiş kurumlar, bilginin kendi veya bilgi kaynakları/kurumları ile yakından ilişkilidir ve özneyi bu kaynak ve kurumların varlığı ile disiplin altına alarak onları belirli normlara göre şekillendirir. Hapishaneler, okullar, hastaneler ve neoliberal akademi gibi kurumlar bu disiplinci iktidarın en somut örnekleridir ve özne neredeyse kendisine ait tüm değerleri bu kurumlarda kaybeder (Foucault, 1972). Ancak bu tartışmanın ana muhtevasını oluşturan düşünceye göre, bugün iktidar kesin cezalar ile belirlenen sınırların ve duvarların ötesinde, neo-özgürlükçü ve bireye kendi isteği ile boyunduruk altında olma fikrini kabul ettiren yapay zeka ile donatılmış ve belli bir beden, düşünme ve eylemde bulunma(ma) standardını dayatan sosyal medya platformları ve onların sonsuz oyalanmaya müsait yapılarınca temsil edilmektedir.

İktidar her zaman mutlak bir hâkimiyet kurmaz; her iktidar ilişkisi, karşısında bir direniş olasılığını da taşır (Foucault, 2014). İktidarın bu çift yönlü yapısı, bireylerin ve toplulukların kendilerini şekillendirme ve iktidar ilişkilerine karşı koyma potansiyelini açığa çıkarmalarına fırsat sunar. Ancak günümüzde, oyalanma fenomeni, kapsamlı bir meta-piyasanın oluşumuna yol açmıştır. Bu piyasa içerisinde, öznenin stres deşarjı mekanizması olarak konumlanan eylemler olan tweet atmak (Temmuz 2023’ten sonra X) dijital platformlarda metin ve manipüle edilmiş görsel-işitsel materyal paylaşımı gibi eylemlere gönüllü ya da zorlayıcı bir şekilde teşvik edilmekte;  bu yolla özne bir tür “ağlama odası” işlevi gören platformlara sıkıştırılarak öznenin direnişi engellenmekte veya zayıflatılması hedeflenmektedir. Bu esnek ve neo-özgürlükçü iktidar biçiminde platformlar, onların yaratıcı sahipleri ve onlara itaat edenler bireylerin direniş potansiyellerini çözülmeye zorlayarak iktidarın gücünü muktedirleştirir ve iktidarın lehine pekiştirir Platformların tek seçimli iktidarında özne, artık kendi özgür iradesiyle hareket eden, bağımsız bir varlık olmaktan uzaklaşmakta; platformlar arasındaki ilişkiler ve algoritmalar tarafından şekillendirilen, dinamik ancak çözülmüş bir yapıya dönüşmektedir. Foucault, öznenin hem iktidarın nesnesi hem de onun aracılığıyla kurulan bir yapı olduğunu savunur. Ona göre özne, toplumsal normlar, söylemler ve kurumlar tarafından disipline edilerek kendisini hem özneleştiren (subjected) hem de özne haline getiren (subjectified) güçlerin etkisi altında inşa eder (Foucault, 2014).

Bu inşa sürecinde muktedir, platformların hayatlarımızın merkezine yerleştiği tarihten itibaren, bireyleri yönetilebilir kılmak için yeni normlar ve kategoriler oluşturarak bugünün insanını belirli rollere ve o roller etrafında şekillenen pratiklere sıkıştırmıştır. Buradaki roller, yalnızca “hasta,” “suçlu” ya da “vatandaş” gibi geleneksel kalıpları değil; din, dil ve ırkın yanı sıra performans, güzellik, vücut tipleri, mutluluk/mutsuzluk ve cinsiyet normları/rolleri gibi bireysel durumlar ve “hashtag” boyunduruğuna hapsedilmiş fikir/düşünce ya da eylemlerin körü körüne savunulması gibi platform merkezli oyalanma biçimlerini de kapsamaktadır.  Bu bağlamda özne, davranışlarını düzenlemek ve bu davranışlara belirli bir anlam atfetmek üzere tasarlanmış platform mekanizmalarının disipline edici buyruklarına sürekli olarak itaat etmek zorunda kalmakta ve çözülmesini pekiştirmektedir. Böylelikle özne, yalnızca pasif bir şekilde bu süreçlere tabi olmaz; aynı zamanda oyala(n)ma taktikleriyle sürece dâhil edilerek kendisini sürekli yeniden üretir ve iktidara karşı direniş geliştirebileceğine inandırılır. Ancak bu oyalanma pratikleri, öznenin kendisini yeniden tanımlaması ve iktidar ilişkilerini dönüştürme kapasitesini fark etmesinin önüne geçer ve bireysel kimlik, neoliberalizmin toplumsal ve kültürel bağlamlarında sürekli olarak yeniden inşa edilir. Böylelikle iktidar özneyi pasifleştirirken aynı zamanda onun direniş potansiyelini tüketerek onu bu nispeten esnek ve disipline edici hapishanede çözülmeye iter.

Bu çözülmede iktidar, bugün yukarıda ele aldığımız ve Foucault’nun iktidarın tahakküm alanı dediği kurumlar ve onların panoptik yapılarının ötesinde (Foucault, 1995), görece özgür ancak yeni bir disiplin alanı olan platformlarda derinlikli bir şekilde varlık alanı bulmaktadır. Bu platformlar iktidar lehine söylem üretilen bir tahakküm alanı acar ve bu alan içerisinde yeni davranış biçimleri oluşturarak bu oluşumu bir baskı ve disiplin aparatı haline getiren bot hesaplar ve her devrin adamı kanaat önderlerine bir oyun ve disiplin zemini hazırlar ve özneyi bir azınlıklar uçurumuna sürükleyerek çözülmeyi derinleştirir. Platform iktidarında muktedir sadece fikirlerini geniş kitlelere yaymak ya da kamuoyunda daha fazla destek bulmak için yapmaz çünkü muktedirin amacı platform iktidarında basit bir ideolojik yayılım meselesi değil, çok daha derin bir kişisel/toplumsal dönüşümdür. Bu kapsamlı strateji ile özne fethe teşne hale getirilir ve o günlük yaşamını şekillendiren kurumlar, ağlar ve ilişkiler bütününden koparılarak onu eylemsel bir varlık yapan değerlerden yoksunlaştırılır. Ele geçirilen özne fethe kendi isteği ile açık hale geldikten sonra ve iktidarın neo-özgürlükçü platformlarında çözülme daha da kolaylaşır. Çünkü bugün eğitimden medyaya, kültürel organizasyonlardan sivil inisiyatiflere kadar tüm değerlerin, normların ve düşüncelerin üretildiği veya yeniden üretildiği ve tüketildiği yer burasıdır ve muktedir bu sayede doğrudan bireyi kendi özgürlükleri üzerinden fethetme şansı elde eder, gerçek ve kalıcı bir çözülme için bu alanların (platformların içsel dizaynı dahil) kontrolüne hayati derecede önem verir.

Muktedir platformların yapısal tasarımlarını disipline edici neo-özgürlükçü iktidarın pekiştiği kurumsallığı temsil eden bir hale evirmek için nerdeyse günaşırı değişen teknolojileri kullanır ve platformları bireyin 24 saatini işgal eden yapısal bir mimari üzerine inşa eder. Böylelikle ilk ortaya çıktıklarında keskin eylemsellik ve kolektivite potansiyeli taşıyan bu platformların (Castells, 2017) yapılarında yaşanan kapitalizm destekli teknolojik dönüşüm birey lehine olan tüm çıktıları muktedir lehine döndürür ve tahakkümü derinleştirir (Fuchs, 2016, 2021). Platformların yapısı gereği bir oyalanma alanı oluşturarak özneyi çözülmeye açık hale getirmesi iktidar sahibine gücü mümkün olan en düşük maliyetle kullanma fırsatı da sunar. İktidar sahibi bunu yaparken ekonomik açıdan düşük harcamalarla; siyasi açıdan takdir yetkisi, düşük dışsallık, göreli görünmezlik ve en az dirençle yapar; bu güç kullanımında özneyi etkisiz ya da kısmen etki sağlayan bir ‘hashtag’ kitlesine dönüştürerek toplumsal gücün etkilerini iktidar lehine en yüksek yoğunlukta ortaya çıkarır ve kesintisiz bir şekilde ve mümkün olduğunca uzun süre sürdürmenin yolunu açar. Bu sayede özne tahakküme rıza gösterir ve yine bu özne en ufak bir direnç kıvılcımında ‘bot’ hesapların yönlendirilmesi ile eylemin gerçekliğinden koparılarak nispeten dar bir politik doğruculuğa hapsedilir ya da bizatihi platform dayatması olan ve kesin bir kaçışın mümkün olmadığı birbirinin aynı metin/video akışlarında yorgun bir hale getirilir ve doğasından koparılmış bir yabancıya dönüştürülür. Bu sürekli dikkat dağınıklığı bireyin içsel bütünlüğünü aşındırarak onu öz iradesi zayıflamış, dışsal yönlendirmelere ve algoritmik manipülasyonlara bütünüyle açık bir ‘çözülmüş özneye’ dönüştürür. Öznenin bu parçalanmış hali, dijital gözetim aracılığıyla toplanan kendilerine ait veri setleriyle birleştiğinde, iktidar sahipleri için eşi benzeri görülmemiş bir fırsat yaratır: artık toplumu fiziksel baskı gibi yüksek maliyetli ve dirence yol açan yöntemlerle değil, bireylerin kendi rızalarıyla katıldıkları bir sistem içinde davranışlarını analiz edip yönlendirerek, gücü mümkün olan en düşük maliyetle kullanma olanağı bulurlar. Bu süreçte iktidar, bireyin en kişisel tercihlerini dahi bir dış müdahale olarak değil, kendi özgür iradesinin bir ürünü olarak algılamasını sağlayarak, denetim mekanizmasını en görünmez ve dolayısıyla en etkili biçimde işletmiş olur.

Bu noktada, iktidar ve özne arasında karmaşık bir paradoks devreye girer. Çünkü özne, yalnızca iktidarın pasif bir kurbanı değildir; aynı zamanda neoliberal yönetimsellik mantığı içerisinde, iktidarı her an yeniden üreten aktif bir faildir de. Kendi ‘kişisel markasını’ inşa etmeye (Hof and Deuze, 2022), daha fazla beğeni ve takipçiyle sosyal sermayesini artırmaya çalışan özne, bunu yaparken sistemin araçlarını kullanır ve sistemin kurallarını içselleştirir. Her ‘içerik’ paylaşımı, her ‘beğeni,’ her etkileşim, aslında iktidarın denetim mekanizmasını besleyen bir veri damlasıdır ve bu verilerle tahakküm duvarlarını kalınlaştıran algoritma, öznenin davranışsal kalıplarını daha etkin bir şekilde yönlendirir. Böylece özne, kendi hücresinin duvarlarını kendi elleriyle tahkim eden bir mahkuma dönüşür ve muktedirin gücünü farkında olmadan pekiştirir. Bu ‘esnek kapatılma’ hali (Kinsun and Kınsün, 2023) içerisinde özne kaçınılmaz bir çözülme sürecine girer. Sabit bir kimlik, tutarlı bir kişisel anlatı ve paylaşılan bir gerçeklik duygusu, platformun anlık, parçalı ve sürekli değişen doğası içinde buharlaşır. Gerçekliğe dair ne kadar olgu varsa, bu çözülmenin yarattığı girdapta yitip gider. Böylelikle iktidar, sanal ve sınırsız gibi görünen ancak aslında verinin ve protokollerin sonlu duvarlarına sahip olan bu yeni kurumlarda, bireyin psikolojisinin en derin katmanlarına işleyen sonsuz bir tahakküm kurar. Bu sistem içerisinde amansızca debelenen özne, benliğinin temel yapı taşlarını kaybettiği için artık tamir edilemeyecek bir hasar görür ve bu çözülme girdabında hem kurbanı hem de yakıtı olduğu bir döngüde yaşamını sürdürmeye mahkûm edilir. Nihai bir sonuçta yalnızca kontrol edilen şey sadece özne değil, varoluşsal bütünlüğü ortadan kaldırılmış, otonom bir benlik ihtimali imha edilmiş bir varlıktır.

Disipline edici platformların, kullanıcıyı anlık tatmin mekanizmaları ve sonu gelmeyen bir içerik akışıyla sürekli meşgul eden mimari yapısı, esasen bireyi eleştirel düşünme yetisinden uzaklaştıran sofistike bir ‘oyalanma alanı’ inşa eder. Çünkü platformlar – Facebook, X (Twitter), Instagram ve TikTok– hemen her yaş grubunu ayrı bir davranış ve disiplin şekli üzerinden çözülmeye iten farklı alanlar sunsa da yapısal olarak aynı şekilde tasarlanmışlardır. Bu platformlar kitlenin en çok parçalandığı ve çözülmeye uğradığı ana sayfa, yeni arayışlar için hashtag ve bot hesaplar ile boğuştuğu arama sekmesi, hasbelkader kendisine benzeyenler ile (kalp/like) ile etkileşime girdiği bir kişisel/toplumsal beğeni alanı, ilişkilerin yüzeyselliğine ve bazen mahremin ifşasına sebebiyet veren mesaj kutuları ve son yıllarda bireyi kendisi ile baş başa bırakan yeni bir yabancılaşma alanı olan yapay zeka destekli sohbet sekmesi şeklinde tasarlanmıştır. Bakıldığında bu platformların yapısal tasarımı, Foucault’nun (1995) disipline edici hapishane modeli olan Panoptikon’un günümüzdeki en yetkin ve belki de en sinsi halinin temsilidir. Merkezi bir kuleden tüm hücreleri gözetleyen ancak kendisi görünmeyen gardiyan, bu yeni mimaride yerini görünmez ve her şeyi tayin eden algoritmik bir gardiyana bırakmıştır. Özne bu sistemin ‘hücreleri’ olan kişiselleştirilmiş akışlar ve profiller içinde, kendi varoluşunu sergileyerek kendini sürekli ‘görünür’ kılar. Bu sürekli gözetlenme ve oyalanma hali, öznenin yalnızca mahremiyetini değil, aynı zamanda dış dünyayla kurduğu otantik bağı da erozyona uğratır. Platformun duvarları içinde yaratılan simüle edilmiş bu gerçeklik, kamusal alanın, yani cadde ve sokakların kolektif ve öngörülemez doğasını ikame eder; böylelikle paylaşılan bir gerçeklik zemininde filizlenecek olan umuda ve daha iyi bir yarına dair kolektif ışık da giderek yitirilir. Bu yeni mimaride iktidar kontrolü sağlamak için neredeyse hiçbir geleneksel zor aygıtı (ekonomik baskı, siyasi yaptırım ya da polis gücü) kullanmaz çünkü muktedir öznenin sisteme bizatihi gönüllü katılımı ve orada var olma arzusundan beslenir. Özne, sosyalleşmek, kendini ifade etmek ve hatta ekonomik bir varlık göstermek için bu platformlara dahil olurken, kendi rızasıyla gözetim mekanizmasının bir parçası haline gelir.


KAYNAKÇA

Brown, W. (2018) Halkın Çözülüşü – Neoliberalizmin Sinsi Devrimi. 1st edn. İstanbul: Metis Yayıncılık.

Castells, M. (2017) İsyan Ve Umut Ağlari: İnternet Çağında Toplumsal Hareketler. 1st edn. Koç Üniversitesi Yayınları.

Dardot, P. and Laval, C. (2013) The New Way of The World: On Neoliberal Society. 1st edn. Edited by G. Elliott. New York: Verso Book.

Duarte, A. and César, M.R. de A. (2024) ‘On Foucault’s Legacy: Governmentality, Critique and Subjectivation as Conceptual Tools for Understanding Neoliberalism’, Foucault Studies, pp. 6–30. Available at: https://doi.org/10.22439/fs.i36.7229.

Foucault, M. (1972) The Archaeology of Knowledge. New York: Pantheon Books.

Foucault, M. (1995) Discipline and Punish The Birth of the Prison. New York: Vintage Books.

Foucault, M. (2008) The Birth of Biopolitics Lectures at The Collège De France, 1978–79. 1st edn. New York: Palgrave Macmillan.

Foucault, M. (2014) Özne ve İktidar. 4th edn. İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

Fuchs, C. (2016) Introduction: Critical Theory of Communication: New Readings of Lukács, Adorno, Marcuse, Honneth and Habermas in the Age of the Internet, Critical Theory of Communication: New Readings of Lukács, Adorno, Marcuse, Honneth and Habermas in the Age of the Internet. Available at: https://doi.org/10.16997/book1.a.

Fuchs, C. (2021) ‘The digital commons and the digital public sphere: How to advance digital democracy today’, Westminster Papers in Communication and Culture, 16(1), pp. 9–26. Available at: https://doi.org/10.16997/WPCC.917.

Hof, E. van ‘t and Deuze, M. (2022) ‘Making Precarity Productive’, in K. Chadha and L. Steiner (eds) Newswork And Precarity. 1st edn. New York: Routledge, pp. 189–202.

Kinsun, S. and Kınsün, A. (2023) Küresel Kapitalizmin Tutunamayanları: Prekarya. Ankara: İlahiyat Kitap.

Read, J. (2009) A Genealogy of Homo-Economicus: Neoliberalism and the Production of Subjectivity, Foucault Studies.

Read, J. (2012) ‘Homo Economicus’un Bir Soykütüğü: Neoliberalizm ve Öznelliğin Üretimi’, Cogito, 70–71, pp. 82–95.

Wright, E.O. (2010) ‘What’s So Bad About Capitalism?’, in Envisioning Real Utopias. Verso Book.


[1] Foucault’nun Homo economicus tasarımı, neoliberal rasyonalite tarafından biçimlendirilen; sürekli olarak kendini optimize etmeye, kendi üzerindeki denetimini sürdürmeye ve piyasa mantığını yaşamın tüm alanlarına teşmil etmeye yöneltilmiş bir öznelik formudur (Duarte and César, 2024).

+ posts