PENTACLE 101: Obje Odaklı Ontolojiler 3  – Spekülatif Realizm

Immanuel Kant, Kopernik Devrimi’ni yorumlar ve tıpkı hareket eden gök cisimleri gibi nesnelerin bilgiye uyması gerektiğini savunur. Bu metafizik realizm anlayışı, OOO düşünürlerine göre nesneler arasındaki ilişkiyi doğabilimcilerin eline bırakır ve felsefeyi tamamen süje-obje ilişkisiyle kısıtlar. Korelasyonculuğa karşı gelişen spekülatif realizm, kendi içinde farklı görüşleri barındırır ancak ortak noktası Kant geleneğine dayanan ve varoluşu insanın sınırlılığı ile açıklayan felsefelere karşı çıkmaktır.[1]

Quentin Meillassoux, korelasyonculuğu “düşünme ile varlık arasındaki ilişkiye erişebileceğimiz, ancak bu iki unsuru birbirinden bağımsız olarak asla kavrayamayacağımız fikri” olarak tanımlar. Korelasyonculuk, bugün spekülatif realist felsefeciler olarak tanımlanan Ray Brassier, Iain Hamilton Grant, Graham Harman ve Quentin Meillassoux’un yeni bir realizm tartışması başlatmak amacıyla kullandıkları ortak terimdir. Birbirlerinden farklı görüşlerle açıklamalarına rağmen bu filozofların ortak kanısı, realist ontoloji felsefesi geliştirmek için objelerin süje, dil, kültür, vb. sosyal olguların korelasyonu olarak görülmesinin bırakılması gerektiğidir. Çünkü insanmerkezci fenomenolojiye bağlı bir ontolojiye dayanması ile korelasyonculuk insanı diğer varlıklar üzerinde ayrıcalıklı tutar.[2] Bu nedenle OOO düşünürü Graham Harman, Kant’tan beri tartışılan “ontolojideki asıl uçurum” temelde “insan ile dünya arasında değil, obje ve bağıntıları arasındadır” der.[3]

Kant’ın ‘nesne öznenin bilinciyle kısıtlıdır’ görüşüne karşı çıkan bir diğer düşünür Levi R. Bryant ise bu görüşte insan-dünya arasında felsefi bir boşluk bulunduğunu iddia eder. Nesnenin kendisinden hiçbir şey katamadığı, insan bilişine yalnızca bir araç olduğu bu boşluk Bryant’a göre “asimetrik ve indirgeyicidir”[4]. Bu yönüyle OOO düşünürleri spekülatif realizmi odak noktasına alır ve gerçekliğin insan aklından bağımsız olduğunu savunur.

Bilgi ve hakikatin birbirine bağlı olarak ele alınması, gerçekliğe erişimin yalnızca insan bilgisiyle kısıtlı olduğu varsayımı onlara göre göre ontoloji felsefesini yanlış bir tutuma yönlendirmiştir. Bu nedenle Harman, felsefeye karşı en büyük tehdidin idealizm olduğunu iddia eder ve temel sorunun “Hakikat nedir?” değil “Gerçek nedir?” olması gerektiğini ileri sürer.  Gerçekliğin ete kemiğe bürünmüş bir biçimde bulunmaması nedeniyle “Gerçek nedir?” sorusuna cevap arayışımız dolaylı yoldan olmak zorundadır. OOO objelerin doğrudan erişimden “çekildiği” prensibine dayanır.[5]Aslında gerçeğe ulaşmanın dolaylılığı, realizmi spekülatif hâle getirir ve felsefeyi doğabilimi değil, düşünce ve estetik tasavvuru konumuna oturtur.


[1] Ennis, P.J. (2010).  Post-continental coices: Selected interviews, John Hunt, s. 18.

[2] Meillassoux, Q. (2008). After finitude: An essay on the necessity of contingency. Çev. Ray Brassier. Continuum, s. 5.

[3] Harman, G. (2002). Tool-Being: Heidegger and the metaphysics of objects. Open Court, s. 2.

[4] Bryant, L. (12 Ocak 2010). “Onticology–A manifesto for object-oriented ontology, Part I”.  

[5] Harman, G. (2020). Nesne yönelimli ontoloji: Her şeyin yeni bir teorisi. Çev. O. Karayemiş. Tellekt, s. 28.

+ posts