Robert Frost Şiirlerinde Eğretileme ve Düzdeğişmece Olarak Doğa İmgeleri – Bölüm 2

Üç bölümden oluşan serinin ikincisidir.

Bölüm 2: Robert Frost’un “Gidilmeyen Yol” Şiirinde Eğretileme ve Düzdeğişmece Olarak Doğa İmgeleri

Bu yazıda 1874 – 1963 yılları arasında yaşamış Amerikalı şair Robert Frost’un şiirlerindeki eğretileme ve düzdeğişmece örnekleri irdelenmektedir. Frost, gerçekçi doğa tasvirleriyle bilinen ve insanı ve hayatı anlatmak için doğayı şiirinin malzemesi olarak seçen bir şairdir. Şiirlerinde doğanın öğelerini kullanarak insanın varoluşsal sorularını ve sosyal ilişkilerini derinlemesine inceleyen Frost, bu yönüyle Amerikan edebiyatında özgün bir yer edinmiştir. Frost’un şiirlerindeki eğretilemeler, insanın sosyal ve felsefi varlığının anlamını aramaktadır. Doğa olaylarını ve manzaralarını, insan yaşamının karmaşıklığını ve derinliğini anlatmak için kullanarak okuyucuyu düşündürmeye ve sorgulatmaya teşvik eder.

Eğretilemeler ve düzdeğişmeceler, Frost’un şiirlerinde sıkça başvurduğu dilbilimsel öğelerdir ve bu öğelerin şiirsel dile katkısını sorgulamak, Frost’un edebi tarzını ve düşünsel derinliğini anlamak açısından önemlidir. Frost’un doğayı kullanarak yarattığı imgeler, okuyuculara yalnızca estetik bir zevk sunmakla kalmaz, aynı zamanda insan varoluşunun temel sorularını ele alır.

Bu bağlamda, Frost’un şiirlerinde doğayı kullanma biçimi onun eğretileme ve düzdeğişmeceyi nasıl ustalıkla kullandığını ortaya koyar. Bu tür imgeler, Frost’un şiirlerine çok katmanlı anlamlar katar. Düzdeğişmece kullanımı ise Frost’un şiirlerinde daha belirli ve doğrudan bir ilişki kurar. Bir nesne ya da olay, onunla ilişkili bir diğer nesne ya da olayı temsil eder. Örneğin; “Mending Wall” şiirinde, duvarın tamir edilmesi hem fiziksel bir eylemi hem de insanlar arasındaki sınırların ve ilişkilerin yeniden düzenlenmesini simgeler. Bu tür düzdeğişmeceler, Frost’un şiirlerine somutluk kazandırırken, okuyucunun daha derin bir bağ kurmasını sağlar.

Aysu Erden, şairin biçemsel seçimini “eşanlamlı anlatılar arasından, duruma ve kendi kişisel yaklaşımına uygun olan biçemleri keyfi olarak seçmesi” olarak tanımlar.[1] Bu tanım, bir şairin şiirinde kullanacağı dil ve üslup unsurlarını seçerken hem o anki durumsal bağlama hem de kendi içsel dünyasına dayandığını belirtir. Robert Frost, şiirlerinde bu kişisel tercihlerden yola çıkarak doğa imgeleriyle insan yaşamına göndermeler yapmaktadır. Frost’un doğayı ve doğa olaylarını şiirlerinde kullanma biçimi, onun biçemini belirleyen en önemli unsurlardan biridir. Doğa ve doğa olayları, Frost’un şiirlerinde insanı ve hayatı anlatan birer öğe haline dönüşür. Karla kaplı ormanlar, güneşli tarlalar, kıvrımlı yollar gibi doğa imgeleri, insan yaşamının farklı yönlerini simgeler. Bu imgeler, yalnızca estetik bir değer taşımaz, aynı zamanda derin anlamsal katmanlar barındırır. Frost, doğayı kullanarak, insanın varoluşsal sorularını, duygusal durumlarını ve sosyal ilişkilerini irdeleyen şiirler yazar.

Dolayısıyla biçem, Aysu Erden’in de belirttiği gibi, “belirli bir durumsal bağlamda ortaya çıkan ve şairin zihinsel süzgecinden geçen bir anlatım dizisi”dir.[2] Frost’un şiirlerinde, doğa imgelerinin bu biçemsel süzgeçten geçerek nasıl anlam kazandığını görmek mümkündür. Frost’un kendi zihin dünyasından süzdüğü imgeler, güçlü birer biçemsel öğeye dönüşür ve bu öğeler, şiirlerinin temel yapı taşlarını oluşturur. Örneğin; “Bir Ormanda Durmak Karlı Bir Gecede” (Stopping by Woods on a Snowy Evening) şiirinde, karla kaplı ormanlar ve gece karanlığı, yalnızlığı ve hayatın geçiciliğini simgeler. Bu imgeler, Frost’un kişisel deneyimlerinden ve gözlemlerinden beslenir, böylece şiirin biçemini oluşturur. Aynı zamanda, bu imgeler, okuyucuya derin bir duygusal ve düşünsel deneyim sunar.

Benzer şekilde, “Gidilmeyen Yol” şiirinde ayrılan yollar, hayatın karar anlarını ve bu kararların getirdiği sonuçları temsil eder. Frost’un bu imgeleri seçimi, onun hayat ve insan deneyimi üzerine düşündüğü konuları yansıtır. Bu tür imgeler, okuyucuyu yaşamın karmaşıklıkları ve belirsizlikleri hakkında düşündürmeye sevk eder. Frost’un biçemsel seçimleri, sadece doğa imgeleriyle sınırlı kalmaz, aynı zamanda bu imgelerin nasıl kullanıldığını da içerir. Frost, dilin ritmi, uyak düzeni ve sözcüklerin seçimi gibi dilsel öğeleri ustalıkla kullanarak, şiirlerinin hem biçimini hem de anlamını zenginleştirir. Örneğin; şiirlerinde sıkça kullandığı sade ve doğrudan dil, onun gerçekçi ve içten anlatım tarzını yansıtır.

Frost, doğayı ve doğa olaylarını yaşamı ve dünyayı anlatmanın bir yolu olarak seçmiş, insanın doğa ile ilişkisini ve yaşamdaki anlam arayışını birer eğretileme olarak kullanmıştır. Bu şiirler, Frost’un doğa imgelerini insan yaşamının derin anlamlarını keşfetmek için nasıl ustalıkla kullandığını gösterir. “Gidilmeyen Yol” şiirinde, ayrılan yollar hayatın karar anlarını ve bu kararların getirdiği sonuçları simgeler. Şair, yol ayrımındaki kararsızlık ve belirsizlik üzerinden, insanın yaşamda karşılaştığı seçimleri ve bu seçimlerin getirdiği pişmanlıkları ya da memnuniyetleri sorgular. Yol metaforu, Frost’un bireysel özgürlük, kader ve karar verme süreçleri üzerine düşüncelerini yansıtır. Şairin doğa tasvirleri, yalnızca estetik bir öğe değil, aynı zamanda derin psikolojik ve felsefi anlamlar barındırır.

Roger Fowler, dilin bu işlevinin insanların deneyimlerini, düşüncelerini ve duygularını ifade etmelerinde ne kadar önemli olduğunu vurgular.[3] Frost’un şiirleri de bu pragmatik özellikten yararlanır. Şair, doğa imgelerini kullanarak, okuyucunun dil dışı dünyaya dair deneyimlerini ve duygularını daha etkili bir şekilde yansıtmasını sağlar. “Gidilmeyen Yol” şiirindeki yol ayrımı, okuyucunun kendi yaşamındaki karar anlarını düşünmesine ve bu anların sonuçları üzerinde derinlemesine düşünmesine yol açar. Aynı şekilde, “Küçük Bir Kuş” (A Minor Bird) şiirindeki kuşun şarkısı, doğanın insan yaşamındaki yerini ve insanın doğayla olan ilişkisini yeniden değerlendirmesine neden olur. Bu şiirlerdeki eğretilemeler ve düzdeğişmeceler, Frost’un dil kullanımı aracılığıyla okuyucusunu derin düşüncelere sevk eder. Frost’un doğayı ve doğa olaylarını kullanma biçimi, onun şiirlerindeki anlam katmanlarını zenginleştirir ve okuyucunun şiirle olan bağını güçlendirir. Şairin kişisel deneyimleri ve gözlemleri, bu imgeler aracılığıyla evrensel bir boyut kazanır ve her okuyucunun kendi yaşamında karşılık bulacak anlamlara dönüşür.

Pragmatizmin bir başka biçimi Akşit Göktürk’ün şu sözlerinde karşımıza çıkmaktadır:

Her yazın yapıtının ortağıdır okur. Bir yazın yapıtı da okurda yaşar ancak. Artık yazamayan bir yazarı da yalnız okurdur yaşatan. Sayfalarına okur gözünün değmediği bir yapıt, kağıttan, mürekkepten, kartondan başka bir şey değildir. Yazın yapıtlarının kendi başlarıa birer yaşamları yoktur. Ancak okurca yaşandıklarında, okurların belleğinde, kafasında yaşam kazanırlar.[4]

Göktürk, dilin yalnızca bir iletişim aracı olmadığını, aynı zamanda insanların dünyayı algılama ve anlama biçimlerini de belirleyen güçlü bir araç olduğunu vurgular. Bu görüş, dilin pragmatik yönünü ortaya koyarak, dil kullanımı aracılığıyla insanların nasıl anlamlar ürettiklerini ve bu anlamların nasıl etkileşimde bulunduklarını açıklar. Robert Frost’un şiirlerinde de bu pragmatik dil kullanımı açıkça görülmektedir.

Bu yazı da bir bakıma, şaire ortak olarak, onun nitelediği her şeyi pragmatik olarak yeniden ele almak ve anlamlandırmak olacaktır. “Gidilmeyen Yol” şiirinde yol bireyin hayatta yaptığı seçimleri niteleyen bir eğretileme olarak kullanılmıştır:[5]

İkiye ayrıldı yol sarı bir ormanda                                      

Two roads diverged in a yellow wood,

Yürüyemezdim ki ikisinden de                                         

And sorry I could not travel both

Tek başıma hem de, durup baktım uzunca                        

And be one traveler, long I stood

Birinden göz alabildiğine uzaklara                                   

And looked down one as far as I could

Yer altına doğru kıvrıldığı yere;                                        

To where it bent in the undergrowth;

“Yol” seçimleri, “orman” ise yaşamı temsil eden bir eğretileme iken, sonbaharın rengini temsil eden “sarı” sözcüğü bir düzdeğişmece olarak karşımıza çıkmaktadır. “Sarı” hem sonbaharı hem de sonbaharda renk değiştiren yaprakları düzdeğişmece ile yeniden nitelemektedir. “sarı” aynı zamanda bir önceleme olarak kullanılmıştır ve orman ile yolun hüznü çağrıştıran güz mevsimi içinde geçildiğini vurgulamaktadır. Bu öncelemenin katkısı ise, şiirin bütününe yaydığı bir sonbahar hissidir. Aysu Erden “önceleme”yi şiirin “sıradışı düzenlilikleri”nden biri olarak değerlendirir ve öncelemeyi herhangi bir imgeyi öne çıkararak okuyucunun yorumuna bırakması olarak tanımlar.[6]

Nazan Tutaş ise öncelemeyi “tümce ve anlatımda herhangi bir dil ögesinin olağan yerinden daha farklı bir yerde ön plana çıkarılarak kullanılması” olarak tanımlar.[7] Dolayısıyla öncelemeler, genellikle olağan dilden sapma ve koşutluk ya da yineleme yapılarak sağlanır. Ormanın “sarı” oluşu şiirin sonuna kadar içinden geçilerek yol seçiminin yapılması gereken ormanın hiçbir şekilde aydınlık ve sıcak bir orman olduğu çağrışımını yaratmamaktadır okurun zihninde. Dolayısıyla “sarı” öncelemesini, Erden’in “dış dünyadaki olay ve nesnelerle olan koşutluklar” olarak nitelediği “öncelemede bağlaşıklık” açısından değerlendirmek yerinde olacaktır.[8] Bu koşutluk, şiir boyunca yalnızca bir kez kullanılmasına karşın “sarı” imgesinin dış dünyadaki orman, yaprak ve sonbahar kavramlarıyla özdeşleştirilmesini sağlar.

Şiirin İngilizce orijinalinin ikinci, üçüncü ve dördüncü dizelerinin başlarında yer alan “and” yinelemeleri, yaşamın tek düzeliğinin ve kaçınılmaz tekrarlarının bir göstergesidir. İlk kıtanın sonuncu dizesinde yer alan “yer altı” ise yolun, bir başka deyişle yaşamın sonunu temsil etmektedir. Doğa Frost için yaşamı ve çıkmazlarını anlatan bir eğretileme kaynağıdır. İnsanoğlunun doğaya karşı verdiği mücadele ise “Yürüyemezdim ki her ikisinden de” dizesiyle ifade edilmektedir. Bir bakıma şair, insanın doğadaki ve yaşamdaki yalnızlığını, önüne çıkan her fırsatı değerlendirememesi, yani önündeki yollardan hepsini birden seçememesi gerçeğiyle anlatmaktadır.

İkinci kıtada ise yürünmemiş yolun üzerinde üzerinde biten otlar, yalnızca az seçilen yolun üstündeki ezilmemiş otları değil, aynı zamanda herkesin seçmediği hayat tarzlarındaki denenmemiş fırsatları da nitelemektedir. Aynı zamanda otlar bir önceleme olarak da kullanılmıştır. Böylece yolun seçilme nedeninin, ezilmemiş otların çağrıştırdığı az yürünmüşlük olduğu ortaya çıkmaktadır:

Saptım ötekine, hak geçmesin diye,                      

Then took the other, as just as fair,

Daha iyiydi böylesi belki de,                                

 And having perhaps the better claim,

Otlar bitmişti, yürünsün istiyordu üstünde;           

Because it was grassy and wanted wear;

Önceden geçenler yıpratmış olsa da                     

Though as for that the passing there

Üstündeki otları hep aynı ölçüde,                         

Had worn them really about the same,

“Ot”, “yol” ve “yürüme” imgeleri Frost için yaşamı anlatan eğretilemelere dönüşmektedir. Yaşamda yaptığı seçimlerin ve tercih ettiği yaşam biçimlerinin çoğunluğun seçimlerinden farklı olmasını isteyen bir bireyin mücadelesini ve karar anını anlatmaktadır okura.

Öte yandan, üçüncü kıtada yolun üstüne serilmiş yapraklar, altlarındaki yolu anlatan bir düzdeğişmecedir, çünkü dökülen yapraklar yolun bir parçasıdır artık:

O sabah uzandı ikisi de boylu boyunca önümde               

And both that morning equally lay

Yapraklarda adımların yoktu siyah izi.                             

In leaves no step had trodden black.

Ah, ilk adımı bıraktım bir başka güne!                             

Oh, I kept the first for another day!    

Yolların yeni yollara çıkacağını bile bile,                         

Yet knowing how way leads on to way,

Düşündüm, bir gün geri döner miydim ki.                        

I doubted if I should ever come back.

Adımların izi ise ikinci dizede karşıt bir imge olarak “siyah”la nitelenmiştir. Sarı yaprakların üstünde atılan adımların siyah izi sarı ve siyahı bir araya getiren bir temel zıtlık (binary opposition) olarak karşımıza çıkmaktadır.

Son kıta, çoğunluğun seçimlerine direnen bireyin yaşamındaki farkı, yapılan seçimlerin yarattığını anlatır. Ancak bu seçimlerin ve onların yarattığı farkın terchi edilen bir fark olup olmadığı kuşkusunu bir “iç çekiş” (sigh) ele vermektedir:

İç çekerek anlatacağım bunları                                         

I shall be telling this with a sigh

Bir yerlerde, yıllar geçince üstünden:                               

Somewhere ages and ages hence:

Yol bir ormanda ikiye ayrıldı, ve ben                               

Two roads diverged in a wood, and I–

Ben yürüdüm daha az gidileninden,                                  

I took the one less traveled by,

Buydu yaratan hayatımdaki bütün farkı.               

And that has made all the difference.

Gelecekte yaşanacak yeri bir düzdeğişmece ile “bir yerlerde” diye anlatan şair, ormanda ikiye ayrılan yol eğretilemesi ile daha az seçilen yoldan gittiğini belirtir.


[1] Erden, A. (t.y.). Edebiyat eleştirisi üzerine. edebiyathaber.net.

[2] A.g.e.

[3] Fowler, R. (1996). Lingustic criticism. 2nd edition. Oxford: Oxford University Press.

[4] Göktürk, A. (1989) Sözün ötesi: Yazılar. İstanbul: İnkılap Kitabevi. s.12.

[5] Şiirlerden yapılan tüm alıntıların çevirisi M. A. Çelikel tarafından yapılmıştır.

[6] Erden, a.g.e. s.6.

[7] Tutaş, N. Yazınsal metinlerde biçemsel inceleme. Littera.

[8] Erden, a.g.e. s.7

+ posts