Nikoleta Zampaki ve Peggy Karpouzou ile Röportaj

Bu röportaj PENTACLE ekibi olarak başlattığımız serinin ilkidir. Soruların hazırlanması, çevirisi ve gözden geçirilmesi Sevilay Keçelioğlu, Başak Ağın ve Mehmet Ali Çelikel’in ortak çalışmasıdır. Click here for the English version.

Dr. Peggy Karpouzou Yunanistan Atina National and Kapodistrian Üniversitesi, Filoloji Fakültesinde Edebiyat Kuramları doçentidir.

Dr. Nikoleta Zampaki Yunanistan Atina National and Kapodistrian Üniversitesi, Filoloji Fakültesinde doktora sonrası araştırmacıdır.

Sevgili Peggy ve Nikoleta, PENTACLE ile röportaj yapma teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Akademik geçmişinize baktığımızda Profesör Karpouzou’nun Posthümanizm, çevreci beşerî bilimler vb. dahil olmak üzere birçok alanda çalışan bir edebi teorisyen olduğunu ve Dr. Zampaki’nin de dijital beşerî bilimler de dahil olmak üzere benzer alanlarda çalışmalar yaptığını görüyoruz. Edebiyat alanında bir arka plan bilgisine sahip olmanın bir akademisyenin çevreci beşerî bilimler ve posthümanizm alanındaki çalışmalarına nasıl bir katkı sağladığını düşünüyorsunuz?

Sorunuz için teşekkür ederiz. Günümüzde beşerî bilimlerin en güncel alanlarından olan çevreci beşerî bilimler ve posthümanizm alanında çalışmak edebiyat kuramları ve uygulamaları alanında akademik bir altyapı gerektirmektedir. Bu, herhangi bir edebiyat geleneğini güncel edebiyat teorilerini kullanarak inceleyen bir akademisyenin hem edebi metinlere kendi içlerinde hem de başka edebi geleneklerden gelen başka metinlerle birlikte daha derinlikli bir anlayışla yaklaşabileceği anlamına gelir. Beşerî bilimlerin günümüzde karşılaştığı krizden dolayı genel olarak beşerî bilimlerin yönelimini düşünmek önemlidir. Pek çok disiplinlerarası edebiyat projesinin bilim ve teknoloji gibi diğer alanlarla diyaloğa yol açtığını görüyoruz, bu durum aynı zamanda edebiyat çalışmalarının geçmiştekinden (daha geleneksel ve odaklı, örneğin incelemede tek bir edebiyat geleneğine odaklanmış) farklı bir yönelime işaret ettiğinin altını çiziyor. Metinlerin eleştirel, teorik ve kültürel analizi yoluyla hem çevreci beşeri bilimler hem de posthümanizmin jargonunu da inceleyerek, her yerde çöküş ve çoklu krizlerin (iklim değişikliği, ormansızlaşma vb.) olduğu günümüzde beşeri bilimlerin oynadığı önemli rol de dâhil olmak üzere, geleceğimiz için sürdürülebilir çözümler sağlamak için zamanımızı ve zorlukları takip etmek son derece yararlıdır.

Bugünlerde çevreci beşerî bilimler birçok araştırma alanına açılmıştır. Birçok akademisyen anlatı bilimi de dâhil olmak üzere disiplinler arası projeler üzerine çalışmaktadır. Peki, sizce çevresel ve posthüman anlatıların insan-doğa ilişkisinde oynadığı rol nedir? Bu alanlardaki anlatıların değişmesi ya da gelişmesi nasıl olur?

Anlatı bilimi, anlatının hem kültürel eserlere hem de çevre olarak ifade edilen etrafımızdaki dünyaya ilişkin algımızı nasıl şekillendirdiğini inceler. İnsan algısı bu ikincisinden etkilenir ve örneğin Eko-anlatı alanının, yaşam formları arasındaki ilişkiye odaklanan çeşitli anlatıların mekaniğini ve yapılarını daha yakından incelediğini görürüz. Hatta, bu tarz ilişkilerin anlatılmasının bu konular hakkında farklı perspektiflerle yazılar yazmaktan daha farklı olduğunu görüyoruz. Örneğin, bir eko-anlatı, yaşam formlarının temsil edildiği ve algılandığı yolları tanımlar. Bir başka anlatı türü de anlatı yapılarının ve tekniklerinin dijital olanlarla (bilgisayar ağları, kodlar, vb.) karıştırıldığı dijital anlatıdır (dijital hikâye anlatımı). Her türlü anlatı aracılığıyla insan ve insandan öte dünya arasındaki ilişkilerin karmaşık,  çoklukları ve çeşitleri haritalandıran doğasını anlayabiliriz.

Anlatının rolü ayrıca Dr. Zampaki’nin “Poetry and Art in the Age of the Anthropocene: Metabolic Pathways of Flesh” isimli makalesinde de görülmektedir. Anladığımız kadarıyla Merleau-Ponty’nin kavramı “ten” burada insan ve insandan öte dünya arasındaki ilişkiyi incelerken posthüman bedenler açısından inceleniyor. Buradaki “dünyanın teni” analizini biraz daha açıklayabilir misiniz?

Merleau-Ponty’nin kavramı “dünyanın teni” varlığın merkezi dinamiği olarak ifade edilen temel bir kavramdır, ancak bu Mutlak ya da diğer benzer terimlerle hatta maddelerle karıştırılmamalıdır. “Flesh of the world” kavramının ne olduğunu kısaca şöyle açıklayabiliriz: etrafımızdaki dünyanın hareket etmesini, değişmesini, işlemesini vb. sağlayan evrenin soru işaretidir. Yaşam formları arasındaki bir uyum meselesidir. “Dünyanın teni” yaşam formlarını birçok özellikleri açısından oldukları gibi analiz etmek ve onlara yaklaşmak için iyi bir başlangıçtır.

Şimdi biraz da Rowman & Littlefield tarafından basılan “Posthumanities and Citizenship Futures” isimli kitap seriniz hakkında konuşalım. Bu seriden yola çıkarak birbirimizle, çevreyle ve insan olmayan ötekilerle ilişkilerimiz açısından beşerî bilimlerin geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz? Tüm bunlar Posthümanizm ve çevreci beşerî bilimler alanında yapılan çalışmalardan gelecekte nasıl etkileneceklerdir?

Tekno-bilimsel alandaki hızlı ve kapsamlı gelişmeler göz önüne alındığında, türümüz ve gezegenimiz için insan-merkezciliğin ötesine geçen yeni anlatılar tasarlamaya ihtiyaç vardır. Kitap serimiz, insanlığın gelecekteki olası sonuçlarını yansıtmakta ve insan olarak kimliklerimizi nasıl inşa ettiğimiz, gerçekleştirdiğimiz ve koruduğumuzla ilgili ana akım anlatıları yabancılaştırmaktadır. Ağlarla bağlanmış dünyamızda insan ve insan olmayan yaşam formları bir arada varoluşlarının etkilerini keşfediyor, dünyanın dört bir yanından akademisyenler ve bilim insanları arasında devam eden diyaloğu teşvik ediyor ve insandan öte dünyada biyosfer ve teknosferin kesişimini ve geleceğimizi keşfediyoruz.

Simbiyoz (ortakyaşam) hakkında yeni yayınlanan kitabınızda yaşam formları arasındaki ilişkilerin, genel anlamda ilişkilerin geleceğini anlamak için temel anahtar olduğunu görüyoruz. “Towards a Symbiosis of Posthumanism and Environmental Humanities or Paving Narratives for the Symbiocene” isimli giriş yazınızda insan ve çevre arasındaki simbiyozun öneminin altını çiziyorsunuz. Değişimler ve dönüşümlerle dolu bir dünyada yaşıyoruz ve insanlık sanki dünyadaki her şey insan için varmış gibi bir dünya görüşüne sahip. Sizce insanlar simbiyotik bir yaşam tarzını şimdi nasıl benimseyebilir ve tüm bunlar simbiyotik olarak şekillendirilmiş ve yönlendirilmiş bir gelecekte nasıl olur?

Posthümanizm ve çevreci beşerî bilimlerin gelişen alanları aracılığıyla, kitabımız doğa, teknoloji, bilim ve kültür arasındaki dinamik etkileşimler tarafından şekillendirilen insan öznelliği, eyleyiciliği ve vatandaşlığının değişen anlayışını incelemektedir. Ortaya koyulan ‘sembiyotik dönüş’ (insanlar, insan olmayan varlıklar ve çevreleri arasındaki etkileşimlerin ve karşılıklı bağımlılıkların farkındalığı), 21.yüzyılda “insan”ın karmaşık yeniden yapılanmalarını keşfetmeyi arzulamaktadır. Hem teoride hem de pratikte çeşitli seviyelerdeki disiplinler arası diyaloğu düzenleyerek ve destekleyerek Sembiyotik Posthümanist Ekoloji, biyosfer ve teknosfer hakkında edebiyat, felsefe ve sanat alanında kapsamlı yeni bir anlatı olarak önerilmektedir. Kitabımız tam olarak sorduğunuz şeyi gösteriyor: pratikte sembiyotik yaşam tarzının benimsenmesi ve uygulamaya koyulmasına edebiyat, sanat vb. alanlardan örnekler insan ve insandan öte dünya arasında daha sürdürülebilir ilişkiler amaçlayarak böyle bir yaşam tarzına sadece günümüz için değil gelecekte de devam edebilmesi izin zemin hazırlar.


Kaynakça (Bahsedilen Eserler)

Karpouzou, Peggy and Zampaki, Nikoleta (eds.). “Introduction: Towards a Symbiosis of Posthumanism and Environmental Humanities or Paving Narratives for the Symbiocene.” In Symbiotic Posthumanist Ecologies in Western Literature, Philosophy and Art, edited by Peggy Karpouzou and Nikoleta Zampaki (Berlin: Peter Lang, 2023), pp. 11-39.

Zampaki, Nikoleta. “Poetry and Art in the Age of the Anthropocene: Metabolic Pathways of Flesh.” In The Bloomsbury Handbook to the Medical-Environmental Humanities, edited by Scott Slovic, Swarnalatha Rangarajan, and Vidya Sarveswaran (New York: Bloomsbury Publishing, 2022), pp. 171-182.

+ posts
Nikoleta Zampaki
Peggy Karpouzou