— Bu metin Bir Düşüşün Anatomisi filmi hakkında spoiler bilgiler içerir. —
Justine Triet’nin yönettiği Bir Düşüşün Anatomisi (2023) filminin konusu olan bir cinayet dosyasının tam da kalbinde aslında bir köpek yatıyor.
Sandra Voyter, eşi Samuel Maleski ve oğulları Daniel, yoldaşları Border Collie cinsi Snoop ile beraber güneydoğu Fransa’da bir dağ evinde yaşamaktadırlar. Samuel’in şüpheli ölümünün ardından eşi Sandra cinayet şüphelisi olur ve görme kısıtı olan oğulları ise şahit olarak dinlenir. Fakat bu aile dört kişidir ve ailenin köpeğini dinlemenin, olayları onun perspektifinden anlamanın ne yazık ki bir yolu yoktur. Dolayısıyla izleyiciler olarak bizler filmi izlerken olayın bir cinayet ya da intihar olduğunu anlamak için olayın “taraf”larını dinlerken aslında neredeyse her olayda herkesi gören bir diğer aile üyesinin katkısından hep yoksun kalmaktayız. Filmin sonunda sorularımıza net bir cevap alamamamız da bu bakış açısı eksikliğini bir kere daha yüzümüze vuruyor. Snoop’un olayları ve kişileri gözlemleyebiliyor olması ama bunları insan diline dökemiyor olması onu hukuki bağlamda etkisiz eleman haline getiriyor. Peki Snoop gerçekten bu kadar etkisiz mi?
Muğlaklık, gerçek ve dil bağlamında dönen bu anlatıda Snoop yalnızca bir evcil hayvan ya da edilgen bir gözlemci değil, adeta bir posthüman şahit rolündedir — dili tanıklığa çevrilemeyen ama karşı konulamaz şekilde var olan bir özne. Bu yazıda, Snoop’un “sessizliği”ni merkeze alarak, onun rolünü posthümanist bir perspektifle bilme, anlama ve temsil etme biçimlerinin antroposantrik yaklaşımlarına yönelik bir meydan okuma olarak ele alacağız.
Tabi ki Snoop’a şahit demek hukuki anlamda mümkün değil zira şahitlerin görevi bildiklerini “anlatmak”; bir başka deyişle bakış ve görüş açısını konuşmaya döküp aktarmak ve inandırıcı olmaktır. Bu açıdan Snoop adli bir şahit sayılamaz. Buna rağmen aslında fiziksel olarak hiç adım atmasa da mahkeme salonundaki varlığı spektraldir; anlatıyı, olgularla değil, bedende, harekette ve duygulanımda yer eden çözümlenmemiş bir bilgiyle “sarar.” Bu yönüyle, tanıklık kavramını dilsel ve hukuki çerçevenin ötesinde yeniden düşünme olanağı sunar. John Durham Peters’ın (2001) belirttiği gibi, tanıklık her zaman görme, söyleme ve inanma arasındaki karmaşık dolaşıklıkları içerir. Hayvanlar ise bu üçlü yapıyı bozar.
Donna Haraway and Vinciane Despret gibi posthümanist düşünürler uzun zamandır insan-hayvan ikiliğine eş-varoluş, dolaşıklık ve müşterek dünyalar fikirleri ile meydan okumaktadırlar. Haraway’in (2003) “yoldaş türler” anlayışı ile hayvanları sessiz insan-dışı varlıklardan ziyade anlamın, kültürün ve etik anlayışların yeniden yorumlanmasında yoldaşlarımız olarak görmektedir. Snoop da bu bağlamda yaşanan bir insan trajedisine pasif tanık değil, olayla içkin bir öznedir. Daniel ile olan ilişkisinde de Snoop’un duygusal gücünü görmekteyiz. Snoop ilgili, merhametli, yoldaşları yas tutarken sorumluluk alan; yani cismen ve duygusal anlamda zeki, olayların tam içinde ve bu dolaşıklığın ayrılmaz bir parçasıdır.
Cary Wolfe (2010), What is Posthumanism? kitabında hayvanların “yokluk” üzerinden tanımlanıyor olmasına karşı çıkmaktadır. İnsan-merkezci bakış açısıyla hayvanlar eksiktir. Dilleri, zekaları ya da öznellikleri “yok”tur. Wolfe’a göre Posthümanizm, hayvanlara masada yer vermekten ziyade masayı ve onu kuran sisemi eleştirmekle alakalıdır: Snoop gibi varlıkları bilme eyleminin dışında bırakan bilgi üretme koşullarının sorgulanması ve gerekirse yeniden kurgulanması gerektiğini savunur. Bir Düşüşün Anatomisi filminde Snoop yalnızca söylemin dışına itilmiş bir varlık değildir — Snoop, yapısal bir yokluğa insanlar tarafından indirgenmiş bir öznedir. Seyirci anlam arayışını Snoop’ta da devam ettirir. Snoop ne gördü? Snoop ne biliyor da bize aktar(a)mıyor? Anlatının hangi boşluklarını aslında Snoop doldurabilir? Snoop’un bir kulak kıpırdatması, bir bakışı ya da Daniel’ın zekice kurguladığı bir kusması anlam arayışının parçalarıdır ve bu kilidin anahtarı Snoop’ta gizlidir. Bu açıdan, Snoop’un performatif rolü, Despret’in (2016) hayvanların sıklıkla deklaratif anlamlar üzerinden değil, ortaklaşa üretilen duygusal dünyalar aracılığıyla işlev gördüğüne dair gözlemini vurgular.
Despret’in hayvan bilgisine dair epistemolojik yeniden düşünüşü burada özellikle önemlidir çünkü seyirci olarak bizleri ilk sorularımızın da ötesinde bir nokta ileriye taşır. Despret hayvanların insan-merkezci anlamında “bilgiye sahip olup olmadığını” sorgulamaz; bunun yerine, ilişkinin içinde hangi tür bilgilerin mümkün kılındığını — yani hayvanların bizimle birlikte nasıl bir gerçeklik ürettiğini — sorar. Despret’e göre asıl önemli soru köpeğin ne gördüğünden ya da ne düşündüğünden ziyade köpeğin varoluş biçimine dikkat ettiğimizde nasıl bir dünyanın mümkün olduğudur. Snoop netlik sunmaz — aksine, onu saklar. Ancak bu saklama antroposantrik bakış açısıyla algılananın aksine bir başarısızlık değildir. İnsan hikayesinin kesinliğe yerleşmesini engelleyen bir varlık biçimidir. Karen Barad’ın (2007) eyleyici gerçekçilik (agential realism) teorisi bu fikri daha da ileri taşır; bilgi her zaman ayrı değil, içsel etkileşim yani içten-etkime (intra-action) içinde üretilir. Snoop’un bilgisi, evin, mahkemenin ve hatta seyircilerin ilişkisel alanıyla iç içe geçmiştir.
Dahası, Anat Pick (2011) Creaturely Poetics adlı eserinde, insan olmayan hayvanlarda bedenlenmiş kırılganlık ve ifade biçimlerine dikkat etmenin etik önemini vurgular. Pick’e göre, hayvanların etik olarak duyulabilmesi için insan dilinde konuşmasına gerek yoktur. Onların bedenleri, jestleri hatta sessizlikleri dahi bir önem taşır. Snoop’un sessiz bedeni — mahkeme koridorlarında uzanması, Daniel’e karşılık vermesi, Daniel geri çekildiğinde yemeyi reddetmesi — yazıya dökülemeyen ama anlamından hiçbir şey kaybetmeyen bir tür duygusal tanıklık sergiler.
Snoop’un rolünün belki de en etkileyici yanı, kesinlik veya kapanış talebine direniş göstermesidir. Tipik bir mahkeme dramasında hayvan, genellikle gözden kaçan bir anahtar ya da olguyu açığa çıkaran bir anlatı aracı olarak işlev görebilir. Ancak Triet, bu beklentiyi de reddediyor. Snoop’un varlığı anlatıyı çözümlemek yerine, belirsizliğini derinleştiriyor. O, bir olaya yakın olmanın anlamına erişimi garanti etmediğini hatırlatıyor adeta. Aslında, koku, hareket ve ilişkisel titreşim aracılığıyla anlama sahip olabilir; ancak bu tür bir bilgi insan temsili biçimlerine çevrilemez ve dolayısıyla mahkemede, anlatıda ve dilde okunamaz kalır. Olay çözümlenemez, anlatı tamamlanmaz, film açık uçlu kalır.
Bu bağlamda, Bir Düşüşün Anatomisi posthümanist bir anlatı etiğini bize izletmektedir. Hayvanlara “eksiklik” yükleyen insan-merkezci anlayışa meydan okuyarak aslında insan algısının da sınırlarını ön plana çıkarırken, insan olmayan varlığı da onurlandırmaktadır. İnsana göre “konuşamayan” Snoop, insanın tutarlılık ve açıklama talebine yönelik bir eleştiri haline gelmektedir. Bunun yerine, belirsizlikle bir arada durmamız; konuşamayan ama yok da sayılamayacak bir varlıkla ortak bir mekân paylaşmamız istenmektedir. Snoop hikâyenin dışında değil; hikâyenin etik merkezindedir. Onun sessizliğinde, bir eksiklik değil, inkâr edilemez bir şekilde orada duran farklı bir bilme biçimi ile karşı karşıyayız.
Kaynakça
Barad, K. (2007). Meeting the universe halfway: Quantum physics and the entanglement of matter and meaning. Duke University Press.
Despret, V. (2016). What would animals say if we asked the right questions? (B. Buchanan, Trans.). University of Minnesota Press.
Haraway, D. (2003). The companion species manifesto: Dogs, people, and significant otherness. Prickly Paradigm Press.
Peters, J. D. (2001). Witnessing. Media, Culture & Society, 23(6), 707–723.
Pick, A. (2011). Creaturely poetics: Animality and vulnerability in literature and film. Columbia University Press.
Triet, J. (Director). (2023). The anatomy of a fall [Film]. Memento Films.
Wolfe, C. (2010). What is posthumanism? University of Minnesota Press.

