Köklerden Sahneye Orman Altı Ağı: Veven

İletişim doğadaki tüm eyleyicilere özgü bir olgu,

orman altı ağında ise

bunu görünür kılan ipliklerdir.

Veven, Norveçli tiyatro topluluğu Pleiade tarafından ilk olarak Oslo’da sahnelenmiş bir çocuk tiyatrosudur[1].  Türkçe “ağ” ve İngilizce “web” anlamına gelen “veven”, orman altı ağına (ing. the wood wide web), başka bir deyişle mantarlara ve mikorizal bağlara gönderme yapmaktadır. Bu yazımda orman altı ağı aktörlerini topraktan sahneye davet edecek ve Veven oyununu posthümanist bir perspektifle çözümleyeceğim.[2] Yazının Türkçe düzenlemeleri için Azranur Elif Sucuoğlu’na teşekkür ederim. For the English version, click here.

Veven’in fragmanı

Veven’in anlatısı Karoline adındaki bir kız çocuğunun mantarlarla iletişim kurmasıyla başlar. Karoline, arkadaşı Hedvig ile ormanda oyun oynarken kök ve mineral ağı olan mantarları eşfeder. Karoline utangaç ve sessiz bir karaktere sahipken Hedvig onun tam tersine hırçın ve şımarık bir çocuktur. Hedvig’in yediği çikolatanın çöpünü yere atması ve ağaç dallarına zarar vermesi Karoline’i sinirlendirir. Karoline öfkeyle arkadaşına bağırır ve ormandan gitmesini ister. Bu esnada mantarlar Hedvig’i orman altı ağına (Veven) çekerler. Karoline ile arkadaş olan mantarlar Hedvig’in kötücül davranışlarından dolayı onun dönüştürülmesi gerektiğini düşünürler. Hedvig’in bedenini ayrıştırarak ve çürüterek doğaya geri kazandırmak isterler. Nasıl olsa er ya da geç bu olay gerçekleşecektir. Bunu öğrenen Karoline arkadaşını bulmaya ve onu kurtarmaya çalışır. Hedvig ise orman altı ağında mantarlarla tanışır, onlarla konuşur ve bir yandan da zayıflamaya ve çürümeye başlar. Buradan çıkmanın tek yolu ormanın şarkısını söylemektir. Neyse ki ormanın ruhunun yardımıyla Karoline arkadaşını bulur. Birlikte ormanın şarkısını söyleyerek ormanın üstüne geri dönerler. Maceranın sonunda ikisinin de mantarlara ve orman altı ağına karşı bakış açısı değişir.

Görsel 1. Veven’in duyurusu ve tiyatro ekibi[3]

Orman altı ağındaki kök bedenler[4] ile mikroorganik yaşam formları arasındaki iş birliği, bu tiyatronun hem ilham kaynağı hem de metaforik bedeni olmuştur. Veven, bu bağlantıları ve etkileşimleri sahneye taşıyarak insanı yalnızca bir özne değil, doğanın karmaşık yapısındaki bir düğüm olarak yeniden düşünür. Performans, biyoloji, müzikal tiyatro, ekoeleştiri ve müzik teknolojisini birleştirerek disiplinler arası bir iş birliği sunar. Doğanın ve ormanın renkleri ile sesleri (rüzgar, suyun akışı, mantar sporlarının yayılma sesi vb.) sahneye entegre edilir. Böylece Veven’de ses tasarımı, orman altı ağının görünmez ve duyulmaz iletişimini betimlemek için kullanılır. Örneğin, müzik aracılığıyla köklerin birbirine gönderdiği sinyalleri çağrıştıran titreşimler ve yankılar oluşturulur. Bu seslerin sahnede ışıklandırma (orman zemininin rengi, ışık huzmeleri) ve görsel efektlerle harmanlanması, posthümanist bir yaklaşımı temsil eder.

Görsel 2: Orman altı ağı renkleri ve hifler

Son dönemlerde insan merkezci geleneksel anlatılardan kopuş tiyatroda kendini iyice göstermekte ve posthümanist eleştiriyle birlikte sahnede yeni yaklaşımlara yer verilmektedir.[5] Veven, bu yeni yaklaşımların özgün bir örneği olarak karşımıza çıkmakta ve performans sanatının sınırlarını genişleterek insan olmayan aktörlerin de katıldığı posthümanist bir oyun yaratmaktadır.[6] Burada, oyuncuların mekan, dekor ve müzikle bir bütün halinde performanslarını gerçekleştirmesi, mekânın organik bir rol üslenmesi, oyuncuların bizzat doğaçlama yapmaları, doğanın ve mantarların birer aktör olarak sahnede yer almaları söz konusu performansın posthümanist dinamikleridir.

Görsel 3. Müzik, ışıklandırma ve mantarlar

Başka bir anlamda, Veven’de mantar ağlarının ve köklerin birer karakter gibi sahnelenmesi, farklı yaşam formları arasındaki bağlara odaklanılması, oyuncuların doğayı taklit yerine onunla bütünleşmesi, Antroposen eleştirisi ve sahnede mantar ağlarının müzik ve görsel tasarımla temsil edilmesi, posthümanist tiyatronun karakteristik özelliklerindendir.

Görsel 4. Sahne dekoru ve posthüman bir mantar-insan

Veven’de, mantar ve orman altı ağının seslerini oluşturmak için müzik teknolojisi kullanılır. Bu sesleri taklit eden posthüman müzik ve interaktif sahne tasarımı, insan olmayan varlıkların anlatıdaki rolünün ne kadar önemli olduğunu hatırlatır.

Veven’in anlatısında belirttiği gibi pek çok organizmanın arasında orman altı ağının aktörlerinden birisi olan mantarları seçebiliriz. Mantarlar yani fungiler dünyamızdaki yaşamın önemli organizmalarından birisidir. Ancak Karoline ile mantar arasında geçen diyalogda görüldüğü gibi mantar dediğimizde sadece toprağın üstündekileri kastetmeyiz:

Karoline:
Adım Karoline, ama peki, siz kimsiniz aslında?

Mantarlar:
Biz mantarız, tabii ki!

Karoline:
Mantar mı? Şu küçük olanı mı kastediyorsun?

Mantarlar:
Evet, o bizim meyvemizdir, mantarın sadece çok küçük bir parçası. Tıpkı bir elma ile elma ağacı gibi. Ama mantarın büyük kısmı yer altındadır. Biz, ormanı birbirine bağlayan milyonlarca incecik yer altı ipliklerinden oluşan bir ağız. Ağaçların birbiriyle iletişim kurmasını ve birlikte çalışmasını sağlıyoruz.[7]

Ayrıştırıcılar olarak mantarlar, ölü maddeleri parçalama ve besinleri diğer organizmaların kullanımı[8] için doğaya geri kazandırma gibi önemli bir role sahiptir. “Çürüyen yaprakları düşen dallarla, büyük çürüyen kütükleri ayrışan köklerle”[9] birleştirerek ekosistem içinde yaşayan ağlar oluşturur ve onları dönüştürürler. Veven’de de belirtildiği gibi:

Mantar:
Onu (Hedvig) Veven’e, yer altına çektik. Zaten onu uzaklaştırmak istediğini söylemiştin. Şimdi onu doğaya geri kazandırıyoruz. Senin de bildiğin gibi, biz ayrıştırıcılarız.

Karoline:
Ayrıştırıcılar mı?

Mantar:
Biz, varlıkların çürümesini sağlar, onları parçalayarak başka bir forma dönüşmelerine olanak tanırız.

Ayrıca mantarlar, mikorizal ilişkiler[10] sayesinde bitkilerin köklerine bağlı hif adı verilen ipliksi yapılar aracılığı ile toprakta su, azot, fosfor ve diğer mineralleri toplar ve bitkilere iletir. Mantarlar, bu mineralleri topraktan alırken, bitkilerden aldıkları organik karbonu kullanırlar. Mikorizal ağlar, mantarların farklı bitkilerle simbiyotik ilişkiler kurmasını sağlar. Bu ağlar, yer altında bir tür “bitkiler arası iletişim ağı” gibi çalışarak bitkilerin birbiriyle iletişim kurmasına olanak tanır.

Mantar:
Buradaki bir ağaç “hoho!” diye seslenir, şuradaki ağaca “heihei!” der ve ekler: “Buralar çok karanlık, bana biraz enerji gönderebilir misin?” “Evet, tabii ki! Zom zom zom!” deriz ve enerjiyi yollarız.

Karoline:
Mantarların konuşabildiğini düşünmemiştim.

Mantar:

Evet, konuşabiliyoruz. Ama bunu tamamen kendimize özgü bir şekilde yapıyoruz. Havada hızla uçuşan kelimelerle değil yer altında sessizce kimsenin fark etmeyeceği bir şekilde.

Bu sayede mantarlar ekosistemde besin döngüsünün sürdürülebilirliğine önemli katkıda bulunur. Rizomatik yapıya sahip bu ağlar geleneksel hiyerarşik yapılardan farklıdır ve çoklu giriş-çıkış noktalarına sahiptir.[11]

Mantar organizmaları, ekosistemlerin en güçlü eyleyicilerinden biridir. Yenilenme ve çürüme süreçlerini bir araya getirerek yaşamın sürekli bir değişim halinde olduğunu gösterirler. Yere düşen bedenler, çeşitli organizmalar tarafından ayrıştırılarak doğaya geri kazandırılır. Bu süreç, doğadaki her varlığın bir döngü içinde birbirine bağlı olduğunu ortaya koyar. Toprak, yaşam ve ölümün birlikte işlediği bir ağdır.[12] Bu ağların ayrılmaz bir parçası olan mantarlar, ekosistemlerin sürdürülebilirliğini sağlamada hayati bir rol oynar ve varlıkların bir araya gelerek doğada yeni yapılar oluşturduğunu gösteren bir model sunar.

Mantarlar, çoklu, ağsal ve bağlantılı doğalarıyla insan-ötesi varlıkların ontolojik değerini vurguladıkları için posthümanist bir bakış açısının sembolü gibi görünmektedir. Posthümanist düşünce, insan merkezli ontolojilerden kaçınarak insan-ötesi varlıkların da eyleyici olduğu bir dünya savunur. Karen Barad’ın “eyleyici gerçeklik” (agential realism) kavramı, nesnelerin ve varlıkların bağımsız değil sürekli etkileşim içinde olduğunu vurgular. [13] Mantarlar, bu sürekli etkileşimin en iyi örneklerinden biridir. Bilgi, enerji, mineral ve besin taşıyarak ekosistemlerde dengeyi korur ve sürdürülebilir yaşam alanları oluştururlar. İnsanların da “mantar gibi düşünmesi” [14] — doğa üzerindeki egemenliklerinden vazgeçerek daha eşitlikçi ve sürdürülebilir bir dünya yaratması — gereklidir. Veven’de, Hedvig’in çürümekten kurtulup orman yüzeyine çıkışı, mantarların dilini öğrenmesine ve onlarla iletişim kurabilmesine bağlıdır.[15] Hedvig bu dili bilmez ve karşılaştığı mantarlarla saksafon sesleri[16] ve hareketler aracılığıyla iletişim kurmak zorundadır.

Görsel 5: Mona Krogstad ve performansı: mantarın kendini ifade biçimi

Öte yandan mantar organizmaları, hem mikofobi hem de mikofili gibi karışık duyguları uyandırma kapasitesine sahip olmalarıyla da posthümanisttir. Bunu performansta Karoline ile mantar arasında geçen şu konuşmada da görülebilir:

Karoline:

Hayır, o benim arkadaşım! Tabii ki çürümesini istemem! Hem ben sizi arkadaşım sanıyordum? İyi olduğunuzu düşünmüştüm?

Mantar:

İyi mi? Kötü mü? Bazı mantarlar yenilebilir, bazıları zehirlidir. Bu, zehirli olanların kötü olduğu anlamına mı geliyor?

Peki ya sen? Sadece iyi biri misin?

Yukarıda görüldüğü gibi, doğanın bilinmeyen ya da insan algısıyla tam olarak kavranamayan yönleri, onların daha az değerli, zararlı ya da kötü olduğu anlamına gelmez. Mantarların çok katmanlı yapısı, dilin ve davranışların yeniden yapılandırılmasını gerektirir ve insan ile doğa arasındaki ilişkinin daha karmaşık ve ilişkisel bir biçimde ifade edilmesini zorunlu kılar. Mikorizal ilişkiler, farklı türler arasında karmaşık etkileşimler kurarak yeni bağlantılar yaratır ve bu ilişkiler basit bir sınıflandırmaya indirgenemez. Dolayısıyla, mantarlar için yeni bir dil geliştirilmesi ve bu dili oluşturmak için posthümanizmin temel bir kaynak olarak kullanılması gerektiği açıktır.

Fungiyle Türlerarası Dolanıklık

Şekil 1:Yaşamın yedi krallığı[17]

Yaşamın yedi krallığı, klasik sınıflandırmanın ötesinde bir çizimdir. Burada da görüldüğü gibi organizmalar arasında hiyerarşik bir sınıflandırma olmadığı gibi keskin bir ayrımda bulunmamaktadır. Organizmalar arasında mantarlar ise işbirlikçi, etkileşimli ve bedenler arası geçirgen[18] birleşimlerdir. Bu nedenle mantarlar, doğanın biyolojik sınırlarının ötesine geçerek ikili düşünme biçimlerinin ne kadar sınırlayıcı olduğunu gösterir. Bu durum, doğayı anlamamız için geliştirdiğimiz kategorilerin aslında ne kadar dar ve yapay olduğunu ortaya koyar.

“Miselyum, hayvani hayal gücümüze meydan okuyan bir yaşam biçimidir”[19]

Mantarlar, türler arası dolanıklığın belirgin bir örneği olarak, türler hiyerarşilerini ve aidiyet ilişkilerini yeniden düşünme gerekliliğini hatırlatır. Haraway’in “türler arası geçirgenlik”[20] kavramında öne sürdüğü gibi, mantarlar insan merkezli, hiyerarşik düşünceyi aşan daha yatay bir ontolojiye işaret eder. Türler arasındaki geçirgenlik, biyolojik ve kültürel sınırların belirsizliği ve insan ile diğer varlıklar arasındaki ilişkilerin dinamikliği, posthümanist ekolojik eleştirinin temel unsurlarını oluşturur. Posthümanist düşünce, insan olmayan yaşam formlarıyla (tarihsel, kültürel, teknolojik ve fiziksel olarak) bir arada olmanın yollarını teşvik eder ve insanlarla insan olmayanlar arasındaki ikili ayrımı reddeder. Dahası, posthümanizm insanı diğer varlık biçimleriyle ilişkilendirerek insan varlığını ilişkiselliğe, göreceliliğe ve çokluluğa dönüştürür. İnsanlar doğaya hakim görünebilir, ancak çevrelerindeki diğer varlıklarla karmaşık bir şekilde iç içedirler.

Haraway türlerin birbirinden net bir şekilde ayrılmış, katı ve sabit kategoriler olmadığını savunur. Bunun yerine, türler arası sınırların esnek, geçirgen ve hatta “delik deşik” olduğunu belirtir. Dolayısıyla insan vücudu, sadece kendi biyolojik dokusuyla sınırlı değildir. Vücudumuz, mantarlar ve diğer mikroorganizmalarla birlikte ortak bir ekosistem oluşturur. Bu durum, insan vücudunun biyolojik sınırlarının, mantar gibi mikroorganizmalarla paylaşılmasını ve böylece türler arasındaki sınırların delik deşik olduğunu gösterir. Mantarlar, bu etkileşimin somut bir örneği olarak, insanın biyolojik sınırlarını ve türler arası geçirgenliği yeniden düşünmemize olanak tanır. Veven’in kapanış sahnesinde yer alan replik bu anlamda çok manidardır:

Karoline:

Bir daha gelebilir miyiz?

Mantar:

Tabii tabii – ama bir dahaki sefere yüzeyde kalın.

Hedvig:

Tamaam

Mantar:

Evde görüşürüz.

İkisi:

— Ne?

Mantar:

Evet, Biliyorsun ki, mantarlar ekmek hamurunu kabartır, peynire güzel tat katar… ve babanın ayak parmakları arasında da mantarlar var.

Finzi’ye göre, “Hayatın periferisinde[21] var olan, yenilenme ve bozulma süreçlerinin birleşiminde şekil almadan bir araya gelen mantarlar, varlık ve bedenlenmenin zirvelerini ve vadilerini oluşturur”[22]. Bu çok yönlülük, mantarın sürekli bir “oluş” (becoming) halini temsil etmesidir. Başka bir deyişle biyolojik kategorilerin ötesine geçerek, doğanın ve kültürün sınırlarının bulanıklaşmasıdır. Madde yalnızca pasif bir varlık değil aynı zamanda etkin bir anlam yaratma sürecine dahil olan bir şeydir. Bir şeyin anlamı onun maddesel varlığıyla ilişkilidir.[23]

Funginin ekosistem içindeki dönüştürme gücü, tekno-kapitalist modernitenin en toksik atıklarını bile sindirme yeteneğiyle öne çıkar. Bu durum, mantarların yalnızca doğanın bir parçası değil, aynı zamanda insan yapımı kalıntıları dönüştürerek çevreyi temizleyen bir araç olduğunu gösterir. Oppermann, ekolojik dönüşümün, insan dışı varlıkların eyleyiciliği üzerinden yeniden kurulması gerektiğini savunur[24] ve mantarlar, bu dönüşümün somut örneği olarak, insanın doğa üzerindeki egemenliğine dair düşüncelerimizi derinden sarsar.

Formun Üstü

Kapitalizmin Fungi Tuzakları

Mantarların insan merkezli değerlendirilmesi, onların yalnızca biyoteknolojik uygunluklarına göre değer görmesine neden olur. Bu yaklaşım, antroposantrik bir bakış açısını sürdürür. Örneğin, sinek mantarının emojilerde ya da estetik bir nesne olarak kullanılması, ekolojik ve kültürel bağlamından koparılarak sembolik bir şekilde sahiplenilmesi, onu popüler kültürdeki insan merkezli kapitalist ve pragmatik anlayışın bir parçası haline getirir. Bu bağlamda, mantarların ticarileştirilmesi, pastoral bir ideolojiye indirgenmesi ve metalaştırılması açıkça görülmektedir. Sinek mantarı, yalnızca kültürel ve doğal bağlamından koparılmakla kalmaz, aynı zamanda işlevsel bir öğe olarak kullanıldığında, doğa üzerindeki insan egemenliğini pekiştiren bir anlayışın parçası haline gelir.[25] Bu durum, modern kapitalist toplumların doğayı kontrol etme ve dönüştürme çabalarının tipik bir örneğidir.[26]

Görsel 7: Sinek mantarının performansta kullanımı

Mantar, kendi içsel değerini ve işlevini taşıyan, insan olmayan bir eyleyicidir. Bu, mantarın temel ontolojik varlığını, eyleyiciliğini ve bütünselliğini kabul etmek, onun öznelliğini herhangi bir işlevselliğe indirgememek demektir. Veven’de keskin kokulu bambu mantarı bilimsel adıyla Phallus Indusiatus ile Karoline arasında geçen konuşmada türleri kendi değer yargılarımıza göre ayrıştırmanın insan merkezci bakışın bir ürünü olduğu fark ederiz:

Bambu Mantarı:

Ama sonra dedi ki, kokuyormuşum! Sence kokuyor muyum?

Karoline:

Eh… hayır, hayır.

Bambu Mantarı:

Evet!  Bilerek böyle kokuyorum! Düşünsene. Sinekleri kendime çekmek için tabi ki. Onlar sporlarımı yayıyorlar. Ama sarılmak da güzeldi, neredeyse bir sineğin ziyareti gibiydi. Hihi…Al bu sporu, böylece arkadaşını bulursun.

Mantarlar, ekolojik dönüşümde kritik bir rol oynayabilir, ancak onların değeri yalnızca insan çıkarlarına indirgenmeden, tüm ekosistemle kurdukları ilişkinin derinliğinde keşfedilmelidir. Mantarların ticarileştirilmesi gibi işlevselleştirilmesi de yalnızca kapitalist ve insan merkezli düşünceyi pekiştiren bir yaklaşım değildir. Bu aynı zamanda doğanın özerkliğine ve çeşitliliğine saygı göstermeye ve eyleyici bir varlık olarak mantarın ontolojik değerini anlamamıza engeldir.

Ancak öte yandan, Mikoriza teknolojisi gibi eko-teknolojik uygulamaların, mevcut kapitalist düzeni devam ettirmek yerine daha sürdürülebilir ve ekolojik bir yaşam biçimi geliştirebileceğini de söylememiz gerekir. Mikoriza teknolojisi, mikorizal mantarların bu simbiyotik özelliklerini, tarım, orman yönetimi veya ekosistem restorasyonu gibi alanlarda kullanmaya yönelik bir uygulama alanıdır. Böylece mikoriza, toprağın sağlığını iyileştiren ve ekolojik döngüleri sürdüren bir teknoloji olarak, insanların doğayla ilişkisini yeniden şekillendirebilir. Bu, kapitalizmin sınırsız büyüme ve tüketim anlayışına karşı, doğayla uyum içinde, daha dengeli bir yaşam kurma fikrini destekler.

Doğa yalnızca bir varoluş mücadelesi değil, aynı zamanda iş birliği ve çeşitli türlerin bir arada olduğu bir yaşam biçimidir. İnsan bedenleri ve insan olmayan varlıkların bedenleri, ayrılmaz bir bütünün parçasıdır ve bu varlıklar simbiyotik etkileşimler aracılığıyla yaşamlarını sürdürürler. Yer altı ağları, insan merkezli bir dünya görüşünden uzaklaşmamıza yardımcı olur ve doğadaki her şeyin birbirine bağlı olduğu bir ekosistemi anlamamızı sağlar. Bu bağlamda mantarlar, doğayla olan bağımızı sorgulayan ve yeniden inşa etme çabalarını yücelten güçlü bir sembol haline gelir.

Veven, doğayla olan ilişkimizi yeniden kurmanın bir örneği olarak görülebilir ve insanlarla doğal dünya arasındaki dolanık bağlantıları görmeye teşvik eder. Burada söz konusu posthümanizmin açtığı kapıdan geçerek, insan ve insan olmayan varlıkların bağlantılı dünyasını bilim ve sanata yeni bir yorumla aktarmaktır. Bu, felsefe, müzik ve tiyatro gibi çeşitli sanat biçimleriyle başarılabilir. Ayrıca, miselyum ağı, toplulukların ve sistemlerin birbirine bağlanması adına bir örnek teşkil edebilir. Bu ağdan ilham alarak kapitalist alışkanlıklardan sürdürülebilirliğe kadar uzanan yeni bir yaşam biçimi geliştirebiliriz.


[1] Senaryosu Ragnhild Risnes ve Maja Sørbø’ya; müzikleri ve ses tasarımları ise Lilja María Ásmundsdottir ve Mona Krogstad’a aittir.  Gösterinin yönetmenliğini Julia Sørensen üstlenirken, Sørbø, Risnes ve Krogstad da performansı sergileyenlerdir.

[2] Bu yazının ortaya çıkmasındaki ana unsur, Veven’de küçük kızımla yaşadığımız coşku ve benim delice bir mikofil olmam, yani mantarlara özel bir ilgi duymamdır.

[3] Bu yazıda kullanılan fotoğraflar, Lars Opstad’a aittir.

[4] Kök beden, orman altı ağındaki bedenlenişlere ve rizoma işaret ettiği gibi insanın diğer türlerle iç içe geçmiş varoluşunu da ifade eder.

[5] Bu konuda Z. Gizem Yılmaz öncülüğünde gerçekleştirilen koreografilere ve tiyatral performanslara bakılabilir. Ayrıca “Posthümanist Tiyatro” hakkında daha fazla bilgi için Z. Gizem Yılmaz’ın “Tiyatronun Posthümanist Tarihçesi” (2023, Siyasal Kitabevi) ve “Kozmik Kareografi: Bedenlerin Element Dansı” (2023, Yeni İnsan) adlı eserleri tavsiye edilir.

[6] Ragnhild, masallardan, ‘kahramanın yolculuğu’ndan (Yunan dramaturjisi) ve Disney ile diğer animasyon filmlerinden ilham aldıklarını; ayrıca slapstick (abartılı fiziksel hareketler, düşme, çarpışma, tokatlama gibi mizah öğelerine dayanan bir komedi türü) ve fiziksel dil unsurlarından esinlendiklerini belirtmiştir.

[7] Yazıda kullandığım diyaloglar senaryonun yazarlarından olan Ragnhild Risnes’ten edindiğim senaryo metninden alıntılanmıştır. Türkçe çevirisi ise tarafıma aittir.

[8] Fox, A. & Boddy, L. (2013). Ecology of Saprotrophic Fungi. In: R. G. M. L. Anderson & J. M. D. J. L. (Eds.), Fungal Ecology: Making the Most of the Mycological Mysteries. 16-17.

[9] Sheldrake, M. (2020). Entangled Life: How Fungi Make Our Worlds, Change Our Minds and Shape Our Futures. London: The Bodley Head. s. 178

[10] Mikorizal ilişki, mantarların bitkilerle kurduğu karşılıklı yarar sağlayan simbiyotik bir bağdır. İki çeşidi bulunur: Ektomikorizalar (mantarın bitkinin dış yüzeyine yerleşip besin taşıması) ve endomikorizalar (bitkinin kök hücrelerine nüfuz ederek besin taşıması). Bu ilişkiler, mantarın ekosistem içindeki rolünü karmaşık ve çok boyutlu olarak tanımlar.

[11] Sheldrake, 178.

[12]Yılmaz, Z. Gizem (Kasım 2022). Toprağın Hali. https://thepentacle.org/2022/11/06/topragin-hali/

[13] Barad, K. (2007). Meeting the Universe Halfway: Quantum Physics and the Entanglement of Matter and Meaning. Duke University Press.

[14] Whiteman, M. 2021. “Fungi Umwelt.” CR: The New Centennial Review 21 (3): 225–244.

[15]Mantar: Arkadaşınızı kurtarmak istiyorsanız, Veven’e de inmelisiniz. Ona mantarların dilini öğretmeniz gerekiyor. Ormanın şarkısı çıkış yoludur.”

[16] Bu esnada Mona Krogstad saksafonu ile sahnede performansını sergiler ve mantarın Hedvig ile olan iletişimini temsil eder. Bir caz müzisyeni olan Krogstad’ın diğer çalışmaları için bkz. https://www.monakrogstad.com/

[17] Ruggiero, M. A., et al. (2015). A Higher Level Classification of All Living Organisms. Plos one, 10(4). https://doi.org/10.1371/journal.pone.0119248.

[18] Canlıların birbirlerinin bedenleriyle etkileşime girerek ekolojik bir ağ oluşturduğu ve bu ağın sürekli değişen, birbirine bağımlı, dinamik yapısını anlatır (ing.transcorporeal)

[19] Sheldrake, 46.

[20] Haraway, D. (2016). A Cyborg Manifesto: Science, Technology, and Socialist-Feminism in the Late Twentieth Century. In The Companion Species Manifesto: Dogs, People, and Significant Otherness (pp. 3-49). Chicago: Prickly Paradigm Press.

[21] “Periferi” ifadesiyle anlatılmak istenen, mantarların çoğu zaman gözle görülmeyen, hayatın merkezinde olmayan veya kenarda kalmış eyleyiciler olmasıdır.

[22] Finzi, J. (2024). Fungal Rhizomes: Mycorrhizae and Posthumanism. Green Letters, 1–16. https://doi.org/10.1080/14688417.2024.2361359

[23] Barad, K. (2007). Meeting the Universe Halfway: Quantum Physics and the Entanglement of Matter and Meaning. Durham: Duke University Press.

[24] Oppermann, S. (2014). Ecocriticism and the Environmental Humanities: Rethinking the Role of Nonhuman Agents in Ecological Transformation. In Ecocriticism. New York: Routledge.

[25] Haraway, 30-34.

[26] Finzi, s.6

+ posts

Siberfeminizm: Siborg Beden ve Siber Kimlikte Cinsiyetin Durumu" (Uluslararası Siberfeminizm İndeksi'ne giren ilk Türkçe eser) yazarı. Çalışmaları siberfeminist medya, feminist teknobilim, posthümanizm, ekoeleştiri ve kültürel çalışmalar olmak üzere birbirine dolanık bir görünüm sergiler. Kendisi yaşamdaşlık ve bağlantısallık kültürünü benimser.