Dilbilgisel cinsiyet uzun süredir bilişsel, sosyodilbilimsel ve tarihsel merceklerden incelenmiştir ve genellikle insan algısı ve sınıflandırmasını merkeze alan çerçeveler içinde ele alınmıştır. Ancak, özellikle Karen Barad gibi akademisyenlerin ortaya koyduğu posthümanist düşünce, dilbilgisine yönelik antropomerkezci yaklaşımları sorgulayarak, dilbilgisel cinsiyetin daha geniş maddi-söylemsel bağlamlar içinde değerlendirilmesini önermektedir. Posthümanist bir perspektiften bakıldığında, dilbilgisel cinsiyet yalnızca dilbilimsel veya bilişsel bir olgu değil, insan, insan olmayan ve teknolojik güçlerin etkileşimiyle şekillenen dinamik bir sistemdir.
Geleneksel dilbilim kuramları genellikle dilbilgisel cinsiyeti (grammatical gender, örn. Der Tisch Almanca‘da masa-maskülen cinsiyet) insan tarafından dayatılan bir sınıflandırma sistemi olarak ele alır ve bunu biyolojik ya da toplumsal cinsiyet ayrımlarıyla ilişkilendirir. Bu yaklaşımın ne kadar doğru olduğu tartışılabilir ancak yapılan bazı çalışmalar bu cinsiyet bazlı dilbilgisel cinsiyet ayrımlarının günlük hayatta da etkisi olduğunu göstermektedir.
Dilbilgisel cinsiyetin bilişi çeşitli şekillerde etkilediği, özellikle nesne temsili, role dayalı dil yorumları ve dil ile kültür arasındaki etkileşim açısından önemli olduğu gösterilmiştir. Araştırmalar, dilinde dilbilgisel cinsiyet bulunan bireylerin, cansız nesnelere dillerindeki cinsiyet kategorisine bağlı olarak belirli cinsiyet özellikleri atfettiğini ve bunun dil yapısının bilişsel temsilleri şekillendirebileceğini ortaya koymaktadır (Kricheli-Katz & Regev, 2021). Benzer şekilde, dilbilgisel cinsiyetin meslek rollerine ilişkin beklentileri şekillendirdiği bulunmuştur. Olayla ilişkili potansiyeller (ERP) yöntemiyle yapılan çalışmalar, eril olarak kodlanmış meslek adlarının, erkeklerle daha güçlü bir şekilde ilişkilendirilmesine yol açtığını ve bunun bilişsel işleme sırasında cinsiyet temelli önyargıları pekiştirdiğini göstermektedir (Sato & Athanasopoulos, 2018). Bu bulgular, dilbilgisel cinsiyetin yalnızca var olan toplumsal cinsiyet normlarını yansıtmakla kalmayıp, aynı zamanda bunları güçlendirdiğini de ortaya koymaktadır. Ancak, bu etkilerin yalnızca dil yapısından mı yoksa daha geniş kültürel etkenlerden mi kaynaklandığı halen tartışma konusudur. Dil, cinsiyet temelli düşünce için bir çerçeve sağlasa da, kültürel faktörler bu etkinin derecesini önemli ölçüde belirleyebilir. Çapraz diller arası karşılaştırmalar, benzer dilbilgisel cinsiyet sistemlerine sahip dillerin konuşucularının her zaman aynı bilişsel önyargıları sergilemediğini ve bu durumun kültürel normlardan da etkilendiğini göstermektedir (Beller vd., 2015). Dolayısıyla, dilbilgisel cinsiyet bilişi etkilerken, bu etkiler yalnızca dil yapısına atfedilemez; dil, bilişsel ve kültürel süreçlerle etkileşime girerek toplumsal cinsiyet algısını şekillendirir (Beller vd., 2015). Gelecekteki araştırmalar, çok dilli bireyler ve cinsiyetsiz dillerin konuşucularını inceleyerek, dil, biliş ve kültür arasındaki ilişkinin daha iyi anlaşılmasını sağlamalıdır.
Ancak posthümanizm, bu bakış açısına karşı çıkar ve dili yalnızca insan üretimi bir alan olarak değil, tarihsel, teknolojik ve ekolojik güçlerin ürünü olarak değerlendirir. Bu bakış açısı, cinsiyetin yalnızca insan bilişinin bir yansıması olarak değil, sömürgecilik tarihi, algoritmik dil işleme ve küreselleşmiş ağlar gibi faktörler tarafından şekillenen bir yapı olarak incelenmesini zorunlu kılar.
Özellikle Karen Barad’ın anlayışında öne çıkan bir kavram olan içten-etkime, varlıkların birbirlerinden bağımsız olarak var olmadığını, aksine ilişkileri aracılığıyla meydana geldiklerini öne sürer. Bu kavramı dilbilgisel cinsiyete uyguladığımızda, cinsiyet kategorilerinin önceden var olan toplumsal yapıları yansıtmaktan çok, dilin kullanımı, tarihsel değişimler ve teknolojik aracılık süreçleriyle dinamik olarak şekillendiğini görürüz. Örneğin, doğal dil işleme (NLP) alanında, insan dili verileriyle eğitilen makine öğrenme modelleri, cinsiyetle ilgili kalıpları yeniden üretir ve bazen abartır. Bunun bir örneği, otomatik çeviri sistemlerinin belirli dillerde eril ve dişil formları yanlış tahmin etmesidir. Örneğin, İngilizceden Almancaya yapılan bir çeviri sürecinde, “doctor” kelimesinin varsayılan olarak eril formda çevrildiği gözlemlenmiştir. Benzer şekilde, el yazmalarından çevrimiçi veri tabanlarına kadar farklı metin türlerinin maddeselliği, cinsiyet ayrımlarının nasıl kodlandığını ve zaman içinde nasıl sürdürüldüğünü de etkiler. Arşivlenen tarihi belgelerde kullanılan dilin, belirli mesleklerin cinsiyetlenmesine katkıda bulunduğu veya edebi eserlerde karakter temsillerinin belirli toplumsal cinsiyet normlarını pekiştirdiği gösterilmiştir.
Dilbilim, geleneksel olarak dilbilgisel cinsiyeti bilişsel mekanizmalarla açıklamaya çalışmış ve bunu kavramsal metaforlar ya da işlem kolaylığı gibi faktörlerle ilişkilendirmiştir. Ancak posthümanist bir eleştiri, bu açıklamaların sınırlılıklarını ortaya koyarak, cinsiyetin insan-ötesi bağlamlarda nasıl işlediğini incelememizi önerir. Örneğin, programlama dilleri ve yapay zeka sistemlerinde cinsiyetin nasıl işlediği, dilbilgisel cinsiyetin her zaman insan merkezli bir olgu olduğu varsayımına meydan okur. NLP sistemleri, katı cinsiyet işaretleme kurallarına sahip olmayan dillerde zorluk yaşar, bu da dil işleme süreçlerine gömülü önyargıları açığa çıkarır. Yukarıda verdiğimiz örnekteki gibi, Google Translate gibi çeviri araçları, “doctor” gibi cinsiyetsiz İngilizce kelimeleri Almanca veya Fransızca gibi cinsiyetli dillere çevirirken, genellikle eril formları tercih etmektedir. Benzer şekilde, sosyal medya platformlarındaki otomatik metin tamamlama sistemleri, eril ya da dişil cinsiyet atıflarını belirli toplumsal kalıplara göre tahmin etmekte ve bu kalıpları yeniden üretmektedir. Bu durum, dilde cinsiyetin sadece bilişsel bir zorunluluk değil, çoklu etkenler tarafından şekillenen uyarlanabilir ve tarihsel olarak değişken bir yapı olduğunu gösterir.
Posthümanist bir perspektif, dilbilgisel cinsiyetin etik ve politik boyutlarını kimlik siyaseti ötesinde değerlendirmeye teşvik eder. Çoğu dilbilim araştırması, cinsiyetli dil kullanımının insan kimliği ve toplumsal yapılar üzerindeki etkisine odaklanırken, posthümanizm, cinsiyetin yasal, bürokratik ve teknolojik sistemlerde nasıl işlediğini ve bireysel insan öznelliğinin ötesine geçen sonuçlarını sorgular. Örneğin, otomatik çeviri araçları, eğitim verilerindeki önyargılar nedeniyle genellikle ikili cinsiyet normlarını pekiştirir; bu da dil teknolojilerinin cinsiyet ideolojilerini nasıl şekillendirdiği ve onlardan nasıl etkilendiği konusunda önemli sorular doğurur. Yapay zeka ile metin üretme ve analiz etme sistemleri, eğitildikleri veri setlerine bağlı olarak eril ya da dişil cinsiyetlendirilmiş ifadeleri varsayılan olarak atayabilir ve bu önyargıları pekiştirebilir. Örneğin, Sato ve Athanasopoulos (2018) tarafından yapılan bir çalışma, dilbilgisel cinsiyetin meslek isimleri üzerindeki etkisini incelemiş ve cinsiyetlenmiş meslek isimlerinin bilişsel beklentileri yönlendirdiğini ortaya koymuştur. Bu bulgular, dildeki cinsiyet kategorilerinin yalnızca sözcüksel veya biçimsel sınıflamalar olmadığını, aksine toplumsal ve teknolojik süreçlerle şekillenen dinamik yapılar olduğunu göstermektedir.
Posthümanist bir bakış açısı, bu varyasyonları istisna olarak değil, dilbilgisel cinsiyetin akışkan ve değişken doğasının kanıtı olarak ele alır. Cinsiyetin farklı dilbilimsel ve teknolojik bağlamlarda nasıl işlediğini inceleyerek, onun yalnızca insan algısına dayalı bir sistem değil, daha geniş ağlar içinde şekillenen bir yapı olduğunu gösterebiliriz. Posthümanist bir perspektif, dilbilgisel cinsiyetin analizini geleneksel insan merkezli dilbilim yaklaşımlarından çıkararak, bu yapıyı şekillendiren içtenetkimede olan eyleyicileri ve onların dolanıklıklarını vurgular. Teknolojik araçlar, tarihsel değişimler ve insan olmayan etkenlerin rolünü göz önünde bulundurarak, cinsiyetin dilde statik bir sınıflandırma sistemi olmadığını, aksine sürekli yeniden üretilen ve değişen bir olgu olduğunu gösterir ve bunun da bizim dil kullanımımızı ve algımızı etkilediğini gösterir. Sonuç olarak, posthümanizm, dil ve cinsiyetin özcü yaklaşımların ötesinde ele alınmasını teşvik eder ve dilbilgisel yapılar ile bunların giderek daha fazla birbirine bağlı ve teknolojiyle şekillenen dünyamızda nasıl evrildiğine dair yeni analiz yolları açar.
Kaynakça
Beller, S., Brattebø, K., Lavik, K., Reigstad, R. & Bender, A. (2015). Culture or language: what drives effects of grammatical gender?. Cognitive Linguistics, 26(2), 331-359. https://doi.org/10.1515/cog-2014-0021
Kricheli-Katz, T., Regev, T. The effect of language on performance: do gendered languages fail women in maths?. npj Sci. Learn. 6, 9 (2021). https://doi.org/10.1038/s41539-021-00087-7
Sato, S., & Athanasopoulos, P. (2018). Grammatical gender affects gender perception: Evidence for the structural-feedback hypothesis. Cognition, 176, 220-231.

