Beowulf, İngiliz tarihinde Anglo-Sakson Dönem (410-1066 M.S.) olarak bilinen destansı devrin ideallerini yansıtan ve İngiliz yazar ve filolog Prof. Dr. J. R. R. Tolkien’inki (1892-1973) de dâhil olmak üzere pek çok fantastik dünyanın ilham kaynağı olan bir metindir ve Ortaçağ edebiyatında önemli bir okumadır. Bu destanın ilk kısmında, Beowulf’un, Danimarkalılara ve Dan kahramanların buluşma noktası (mead hall) Heorot’a musallat olmuş Grendel isimli insan yiyen bir canavara karşı zaferi anlatılmaktadır. Bu yazıda da Grendel Ortaçağ’ın ekolojik ötekisi olarak ele alınmaktadır.
Beowulf’ta canavarların su altı dünyasıyla eşleştirilmiş olması Grendel’in nasıl bir ekolojik öteki olduğunu göstermektedir. Su altı gerçek anlamda da insanlar için yaşam alanı sunmayan ve ekipmansız kalınması durumunda insan ölümüyle sonuçlanan bir ortamdır. Heorot’taki ölüm de su altında yaşayan ve Ortaçağ’ın ekolojik ötekisi olan Grendel ve Grendel’in annesiyle eşleştirilmektedir. Heorot’taki aşırı gürültüden rahatsız olan ve “geceleri gezinen bir kara şeytan” (2013, s. 41)[1] olarak Grendel, yaşadığı “cehennem çukuru” (2013, s. 41)[2] bomboş batalıklardan çıkıp Heorot’taki kahramanlara musallat olur. O bomboş bataklıklardır ki Grendel’in “şeytanın dölleriyle yaşadığı” (2013, s. 59) “kara ini”dir (2013, s. 58).[3] Heorot’taki medeni düzenin aksine ehlileşemeyen vahşi doğada, bataklıklarda, yaşayan Grendel, Tanrı’nın ve insanlığın düşmanı olarak (Tolkien, 1936, s. 119)[4] karşımıza çıkar. Öyle ki gaddar ve zalim Grendel’in soyu Kabil’e (Tevrat’ta ve Hristiyan kaynaklarında Cain) kadar dayanır:
Tanrı’nın sürgün ettiği, Kabil’in soyundan
kovgun canavarlarla kalmıştı bir süre.
Habil’in canına karşılık ağır bir cezaya
layık görülmüştü Kabil, lanetlenmişti.
Bu sürgün sırasında insan yiyiciler, cinler,
kötücül ruhlar ve devler doğmuştu kanından.
Tanrı’yla dövüşürlerdi durup durup,
ağızlarının payını alıp otururlardı sonra. (2013, s. 42)[5]
Doğuştan kötü ve canavar olan bu “ceset saçan” (2013, s. 46), “kan içici” (2013, s. 60), “lanetli ve aç” (2013, s. 58)[6] yaratık, uzun gecelerde önüne çıkan herkesi yiyordu. Açlığını hiçbir insanî duygu bastıramıyordu.
Grendel’in etrafına lanetler saçan varlığını Beowulf’tan yara aldıktan sonra koşarak evine gelerek bataklıkta sonlandırması temsili önemlidir. Lowell Duckert’ın dediği gibi “insanı bedenin çıkmazına çeken ve bedenini istila eden bataklık imgesi” (2017, s. 44)[7] akıl ve beden arasında sıkışıp kalmış ve hep aklı bedene üstün görmüş insanlığın en büyük korkularından birine işaret etmektedir. Bu bağlamda bataklıklar, ötekilerle dolu karanlık mekânlardır. Bu korku neticesinde kapalı, sabit, dokunulmamış, temiz İnsan’a karşı toksik, görünmez, hayvani, istikrarsız bataklık (Duckert, 2017, s. 44)[8] imgesi yerleştirilmiştir. Ruhu hastalıklı olan Grendel isimli yaratık evi olan bu bataklıkta gerçek anlamda hastalıklarla dolu olduğu korkusuyla medeni bölgelerden uzak tutulan yerde yaşamış ve ölmüştür. Destanda Grendel ve Heorot kahramanları özelinde oluşan bataklık canavarları ve rasyonel İnsan ikilemi çerçevesinde, bataklıkların nasıl medeniyetten ve olağandan ayrıldığını vurgulamak gerekmektedir. Barbara Hurd, bu konuyla ilgili olarak şöyle söylemektedir: “Bataklık sevmek … susturulanı ve marjinali, gölgelerde yaşayanları, çamurdan hayatı omuzlayanları” sevmek demektir ve bataklıklar “organizmaların ve fikirlerin filizlerini suyun içine ya da dışına [özgürce] salabilecekleri, hayal gücünün değişip eşleştiği, sahne ışıklarından uzak kalarak oluşma lüksüne sahip oldukları üreme mekânları olarak deneysel laboratuvarlar, dönüşüm ve vahşi büyüme yerleridir.” (2003, s. 8).[9] Batıklıklarda politika, kültür, sosyal statü ya da hapishane yoktur. Bataklıklarda sosyal sınırlar ya da kültürel tahayyüller erir gider. Cehennemle eşdeğer düşünülen bataklıklar, hiçbir eyleyiciye üstünlük vermeden sınırları aşarak ve iç içe geçerek oluşur. Bu durumu göz önünde tutarak Grendel’in yaşam alanı ve ekolojik oluşumuyla birlikte bir canavar olarak algılandığını ve Ortaçağ algısının doğal faktörlerle de şekillendiğini söylemek doğru olacaktır.[10]
2023-2024 Güz Döneminde verdiğim Ortaçağ Edebiyatı’nda öğrencilere verdiğim Beowulf destanını Türk kültürüne uyarlayarak yeniden yazma ödevinden seçtiğim Ebru Kavasoğlu’nun “Küheylan” isimli çalışmasını sizlere gururla sunuyorum:
KÜHEYLAN – Ebru Kavasoğlu
Anadolu’nun bozkırlarında bir yiğit yaşarmış
Kara gözleri, kavruk teni, hacimli vücuduyla kara atının tepesinde tıpkı bir küheylanı andırırmış
Heybeti gücünün göstergesi nitelikte, her adam ve hatta her canlıyla güreşmekten sakınmazmış.
En hakikatli savaşlarından birinde,
hortum görünümünde bir gudubetle savaşmış.
En güçlü yandaşları dâhil her şey fırtınasının içinde savrulurken
O dimdik durarak, divane hortumu teni kadar yanık ve ruhu kadar dingin bir toprak parçası haline döndürmüş.
Gün olmuş bir gün işitmiş ki Van’ın Kalamur mevkiinde Hoyrat Ağa’nın yerleşkesine bir yaratık dadanmış,
Küheylan sadık gardaşlarını da alarak sürmüş atını korkusuzca,
“Sizi bu Garabet denilen yaratıktan kurtaracağım Allah’ım üzerine andım olsun” demiş.
O gece Kalamurlularla kuzu çevirme eşliğinde yaptıkları eğlencenin sonunda,
Küheylan konağın önündeki devasa göle doğru yürümüş, içinde bir kıpırtı fark etmiş
Aniden içinde nuh nebiden bir yaratık belirmiş, Garabet’miş bu
Hışımla çıkıp kollarını sallayararak Küheylan’ın gardaşlarını savurmuş,
tam Küheylan’a hamle edecekken Küheylan arkasından elindeki zinciri savurarak omzuna dolanmış,
sıkışıp kalan Garabet can havliyle omzundan kolunu parçalatarak
Van Gölü’nün derin sularına doğru gömülmüş.
Garabet’in anasının çığlığı duyulmuş gölün derinliklerinden
Tüm Kalamur’da yerler titremiş ananın acılı öfkesiyle.
Gün geçmiş anası çok can kıymış köyde böğründeki intikam yangısıyla,
Bunun üstüne Küheylan dalmış gölün derinliklerindeki mağaraya Garabet’in anasını bulmaya,
Önce Garabet’in ölü bedenini bulmuş orada sonra da anasıyla mertçe dövüşüp dökmüş kanını.
Döndüğünde Kalamur halkı onu el üstünde tutup yeni ağası yapmış.
Gel zaman git zaman..Uzun yıllar geçmiş aradan
Bu sefer de köylerine uçan bir mahluk dadanmış, gücü ve kudretiyle yakıp yıkmış ortalığı
Bizim Küheylan hala çevik olsa da artık yaşlı bir adammış.
En sadık gardaşını yanına alarak bu mahlukla çarpışmaya gitmiş
Büyük mücadele etmiş Küheylan, üzerine atlamış o kocaman mahluğun,
sarmış kendini sırtına, ölümüne savaşmış onunla ve alt etmiş onu
ancak aldığı yarayla o ulu Küheylan,
en sadık gardaşı yanı başında gözlerini yummuş.
Yangın düşmüş her yüreğe, derin bir sessizlik çökmüş köye
Hüznün, minnetin, hürmetin sessizliği…
[1] Beowulf. Çev. Nazmi Ağıl. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2013.
[2] Beowulf. Çev. Nazmi Ağıl. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2013.
[3] Beowulf. Çev. Nazmi Ağıl. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2013.
[4] Tolkien, J. R. R. “Beowulf: The Monsters and the Critics.” Beowulf: A Verse Translation, A Norton Critical Edition: Authoritative Text, Contexts, Criticism. Ed. Daniel Donoghue. Çev. Seamus Heaney. Londra: W. W. Norton & Company, 2002. 103-30.
[5] Beowulf. Çev. Nazmi Ağıl. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2013.
[6] Beowulf. Çev. Nazmi Ağıl. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2013.
[7] Duckert, Lowell. For All Waters: Finding Ourselves in Early Modern Wetscapes. Minneapolis, MN: University of Minnesota Press, 2017.
[8] Duckert, Lowell. For All Waters: Finding Ourselves in Early Modern Wetscapes. Minneapolis, MN: University of Minnesota Press, 2017.
[9] Hurd, Barbara. Stirring the Mud: On Swamps, Bogs, and Human Imagination. Boston, Mass.: Houghton Mifflin, 2003
[10] Bataklıklar ve Beowulf metni arasındaki incelemeyi yazarın (Z. Gizem Yılmaz) Kozmik Koreografi: Bedenlerin Element Dansı (2003) kitabında daha detaylı okuyabilirsiniz.
