Ankara Devlet Tiyatrosu’nda Eski Dünya Efsanesi oyununu izleme şansımız oldu. İklim krizi ve çevre sorunlarıyla ilgili yazılmış ve sergilenmiş nadir Türk oyunlarından biri. Öncelikle tebrik ederiz. Türk tiyatrosunda iklim krizi oyunları henüz pek yaygın değil maalesef. Sizce bunun sebebi nedir?
Türkiye çok zengin doğal kaynaklara sahip bir ülke ve bu zenginlik hiç tükenmeyecekmiş gibi geliyor insanlara. Çevre bilinci oluşturmak adına herhangi bir eğitim de olmayınca, kötü sonuçlar kaçınılmaz oluyor. Bu döneme kıyasla benim ilkokul dönemimde eğitimde yer veriliyordu bu konulara, ya da belki de benim öğretmenimin çabasıydı bilmiyorum ama tüm sınıf bilinçliydik biz. Hatta hassastık doğa ve çevre konularında. Doğanın döngülerine dair fikirleri olmayan çocuklarla tanışıyorum mesela. Sohbet ediyorum onlarla; yağmurun nereden geldiğini soruyorum, güneşin akşamları nereye kaybolduğunu, nehirlerin nerden gelip nereye gittiklerini… Öyle cevaplar veriyorlar ki çok şaşırıyorum. Yağmuru soruyorum mesela, yağmurun gerçekte var olan oluşum zincirinden çok daha kompleks, çok daha fantastik bir kurgu anlatıyor çocuk bana. Fakat basit bir soru sorduğumda çocuğa, herhangi bir fidanın ne kadar sürede ağaç olduğu gibi, çocuk size hemen aklına gelen bir kaç rakamı söyleyiveriyor. Zaten bu basit soru, yağmur sorusu kadar ilgilerini de çekmiyor. Kısacası ister o dönemin eğitim sistemi olsun, ister benim sevgili öğretmenimin çabası olsun bizde işe yaradığına göre, çare yine eğitimde. Bir de tabii bence bu eğitimin içeriği, bu dönemin çocuklarının algı ve ilgi mekanizmalarına göre düzenlenmiş olmalı. Malum fidan, ağaç denklemi ilgilerini pek çekmiyor. Onlar hayata türev, integral bakıyor J
Oyununuzda elementlerin kullanılması özellikle dikkatimizi çekti. İnsan bedeni de dâhil olmak üzere bedenlerin ve tüm oluşumların ana bileşenlerinin elementler olduğu düşüncesi Thales ve Heraklitos gibi Sokrates öncesi filozoflara kadar gitmektedir. Fakat insanlar bu maddesel gerçeği göz ardı etme eğilimindedir. Bunun sebebi ne olabilir? İnsanın kibri olabilir mi? Çünkü insan hayvanlar, bitkiler ve taşlar gibi ölümlü ve geçici olmamak için çabalamakta ve kültürel oluşumlarla bir nevi ölümsüzlük hayalleri kurmaktadır. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
İnsanlığın varoluşundan yok oluşuna dek popülerliğini asla kaybetmeyecek tek konu bu bence J Bilincin fark ettirdiği varlık hissi. Öyle değil mi? Bilinç kazanmışsa bir yaratık varoluşunun farkındalığına eriyor ve bu farkındalık bir hisse dönüşüyor. Garip bir his o. Hani mutluluk hissi dışarıya gülümseme olarak yansır ya çoğunlukla, bu varlık hissi de işte böbürlenme olarak yansımaya çok yatkın bir his bence. Var olmak; yok olabilmeyi, yok edebilmeyi, var edebilmeyi ve var olmaya devam edip etmeme seçimini mümkün kılıyor. Bu durum da insana seçim yapma gücü sunuyor. Haliyle insanlık varlığıyla ne yapacağına iyi karar vermesi gerekiyor. Ben de hâlâ karar vermeye çalışıyorum, o yüzden bu sorunuza cevabım biraz karışık oldu sanırım J
Oyununuzda ayrıca sıklıkla geri dönüşümün bahsi geçmekte. Oyununuzun yanı sıra geri dönüşüm, gerçek dünyada da iklim krizinin önlenmesinde etkili bir araç olarak görülüyor. Sizce iklim krizinin önlenmesinde geri dönüşümün katkısı büyük müdür?
Tam anlamıyla bir çözüm değil elbette ama önemli, çok önemli. Geri dönüşüm ciddi şekilde uygulanabilse ve plastik kullanımı sadece zorunlu hallere indirgenebilse bu bile büyük fark yaratacaktır diye düşünüyorum. Doğa çok güçlü, affedici ve doğanın kendini yenileyebilen bir sistemi var. Aslında bunu oyunumda da söylüyorum; doğanın bize ihtiyacı yok, bizim ona ihtiyacımız var. Biz insanlar biraz saygılı ve özenli olabilsek gerisini zaten doğa kendi halledecek.
Bu soruyu biraz daha açmak isteriz. Nitekim insan düşüncesindeki kibir ve tanrı kompleksi yok olmadıkça geri dönüşümün etkili olmayacağı düşüncesindeyiz. Çünkü geri dönüşüm mevcut düşünce sisteminde insanların daha az çöp çıkarmasına değil daha çok çıkartıp bir de çevre hakkında suçluluk duymamasına yol açıyor gibi görünmektedir. Geri dönüşüm gerçeği mi yalanı mı demeliyiz bu durumda?
Söylediğiniz gibi bir durum var bence de ama bir yerden de başlamak gerek diye düşünüyorum. Her şeyden önce bu konuda toplumun bilinç kazanması gerekiyor, bu da tabii ki eğitimle mümkün. Sadece okul bazlı bir eğitimden bahsetmiyorum, ailenin verdiği eğitim çok önemli. Bazı durumların alışkanlık haline gelmesi uzun zaman alabiliyor. Yine de bir eylem yeterince tekrarlanırsa alışkanlığa dönüşüyor. Anneniz size diş fırçalamanın ne kadar önemli ve faydalı olduğunu bıkmadan usanmadan her akşam anlatsa, bir süre sonra ya gerçekten anlayıp hak verdiğiniz için ya da annenizle bu diyaloğa girmekten sıkıldığınız için her akşam gidip o dişleri fırçalarsınız. Yani ya bir oyun yazıp farkındalık yaratmaya çalışarak, ya zorunluluk haline getirerek ya da geri dönüşüm gibi alternatif çözümler üreterek durumu alışkanlığa çevirmeye çalışmak. Galiba ben doğa için olumlu şeyler olsun da nasıl olursa olsun diye bakıyorum.
Oyununuzda özellikle ilk kısmında plastik kirliliği üzerine epey eğlenceli ve dikkat çekici bir kısım da bulunuyor. Plastik 21. Yüzyılın en önemli çevre krizi materyallerinden. Bir de mikroplastik sorunu söz konusu. Ülkemizin dört köşesinin plastik denizlere, havuzlara, dağlara dönüştüğünün farkında mı sizce herkes?
Umarım farkında değillerdir. O zaman çözümü var. Çünkü asıl herkes her şeyin farkında olduğu halde durum buysa; eyvah.
İnsanların iklim kriziyle ilgili farkındalıklarının artması, iklim krizinin karmaşıklığının ve aciliyetinin vurgulanması için sanata ne gibi bir rol düşüyor? Ayrıca, sanatın, izleyicilere veya oyunculara duygusal bir bağ kurma ve karmaşık konuları anlama fırsatı sağlama açısından ne kadar etkili olduğunu düşünüyorsunuz?
Sanatçı, sanatını yetiştiği toplumun kültüründen, ikliminden, sosyoekonomik durumundan bağımsız üretemez ki. Haliyle yaşadığı gerçeklik ne hissettiriyorsa, yarattığı eserde de ortaya o çıkıyor. Yani sanata herhangi bir konuda bir rol düşüyormuş gibi değil de, zaten sanat bunu kendiliğinden yapıyor gibi geliyor bana.
Diğer sorunuz için çok düşündüm fakat bu konudaki fikrimi bir örnekleme ile anlatmaktan daha iyi bir yol bulamadım. Vincent van Gogh resimlerini tüm dünya onu tanısın, beğensin, anlasın diye yapmamıştır herhalde ama yine de şu an dünyada insanların kendisi hakkında ne düşündüğünü bilse mutlu olurdu diye düşünüyorum.
Sanatın iklim kriziyle ilgili farkındalıkları artırmada oynadığı rolü düşünürken, bu farkındalıkların artmasında tiyatronun diğer sanat dalları arasında ayrı bir yeri var mıdır sizce? Oyununuzun teatral öğelerini kullanarak, izleyicilerin iklim kriziyle ilgili duygusal bir deneyim yaşamasını nasıl sağlıyorsunuz?
Tiyatro sanatının varoluşunda bu var bence. Tiyatro evrensel bir dil gibi. Herkesin az ya da çok anladığı ama kiminin derdini anlatacak kadar, kimininse gayet akıcı şekilde konuşabildiği bir dil. Çok güçlü bir iletişim biçimi. İletişim kurarken diğer tüm sanat dallarını kullanıyor zaten. Bu açıdan farklı.
Aslında ben sadece kendi tiyatro lisanımla konuşup anlatıyorum seyirciye. Seyirci de sağ olsun ki iyi, kötü, az, çok anlıyor beni bir şekilde. En doğal, en samimi biçimde iletişim kuruyoruz, gerisi kendiliğinden oluveriyor işte.
Oyununuzun hedef kitlesi konusunda ne düşünüyorsunuz? Oyununuz yetişkinler için mi? Bir de acaba iklim krizi oyunları çocuklar için mi olduğunda daha etkili olur yoksa yetişkinler için mi olduğunda?
Eski Dünya Efsanesi hedef kitlesi noktasında neredeyse sınırsız ama bir o kadar da sınırlı bir oyun. Öncelikle ben oyunu başlangıçta kukla oyunu olarak kaleme almıştım. Sonra çocuk oyunu olarak revize ettim. Sonra neden bir gençlik oyunu olmasın ki diye düşündüm. Çocuk oyunları ve yetişkin oyunları diye bir ayrım bence biraz fazla keskin. Gençlik oyunu neden yok? Neden olmasın? Derken en sonunda oyunu her anlamda genç olanlara J hitap etsin diye son kez revize ettim. Bu hikâyeyi içerik ve tür olarak Ankara Devlet Tiyatrosu, oyunu +10 yaş olarak belirledi biliyorsunuz. Bana da doğru geliyor bu. Eski Dünya Efsanesi’nin hedef kitlesi fantastik, ütopik, distopik hikayeleri, oyunları, filmleri seven 10 yaş üstü herkes bence.
Eski Dünya Efsanesi benim yazdığım haliyle, bir gençlik oyunudur. Değerli yönetmenimiz İlham Yazar’ın rejisi ile hem gençlere hem de yetişkinlere yönelik bir oyun olarak sahnelemiştir. Benim için oyunun en büyük şansı, oyunu İlham Yazar’ın yönetmesi oldu. İlham Yazar Eski Dünya Efsanesi’ni sevmekle ve anlamakla yetinmedi, ötesine geçti, oyuna kendi büyüsünü kattı. Yapılamamış bir şey yaptı. Çocuk oyunları ve yetişkin oyunları arasındaki keskin çizgiyi kırdı. Artık gençlik oyunu (genç-yetişkin de olabilir) kategorisi var.
Son sorunuza da cevap vermiş oldum aslında J
İklim krizine yönelik bazı yaratıcı çalışmalar karanlık ve zorlayıcı senaryolar kullanarak izleyicilerde bir tür aciliyet ve sorumluluk duygusu uyandırmayı amaçlıyor. Bazılarının ise izleyicilere çözüme odaklanma ve olumlu değişikliklere katkı sağlama konusunda motivasyon sağlaması açısından umut vadeden senaryoları var. İnsanları bir eyleme teşvik etmek için karanlık senaryolar mı yoksa umut vadeden senaryolar mı olmalı sahnede sizce?
İklim krizine yönelik yaratıcı çalışmalar, izleyicilerde farkındalık ve eyleme geçme isteği uyandırmak için önemli bir araç olabilir. Ancak, hangi tür senaryonun daha etkili olduğu konusu biraz tartışmalı çünkü herkesin tepki verme şekli farklı olabilir.
Karanlık senaryolar izleyicilerde acil eylem ihtiyacı hissettirebilir. Bu, insanları hızla harekete geçirmek için güçlü bir motivasyon kaynağı olabilir.
Olumlu senaryolar da, izleyicilerde değişim için umut ve motivasyon sağlayabilir. İnsanları bir çözüm aramaya teşvik edebilirler.
Hangi tür senaryonun daha etkili olduğunu bilmiyorum ama en etkili yaklaşım, her iki tür senaryoyu da dengeli bir şekilde kullanarak hem aciliyet duygusu uyandırıp hem de çözüm odaklı motivasyon sağlamak sanki. İzleyicilerin çeşitli duygusal tepkileri göz önüne alınarak, farklı ortaklıklar kurmak, geniş bir kitleye ulaşmak için daha etkili diye düşünüyorum.
Geçtiğimiz günlerde Belçika Federal Parlamentosu hem ulusal hem uluslararası düzeyde ekokırımı ceza hukukuna tabi tutan bir suç olarak tanıdı ve bunu yapan ilk Avrupa ülkesi oldu. Böylece doğal çevrelere karşı işlenen sistematik, geri dönüşü olmayan, büyük ölçekli suçlar Ekokırım Yasası kapsamında hapis ve para cezası ile cezalandırılabilecek. Belçika’nın bu adımının sanat dünyasında çevre ve iklim konularına daha fazla ilgi ve duyarlılık uyandırabileceğini düşünüyor musunuz?
Beni çok mutlu eden bir gelişme bu. Evet, Belçika’nın ekokırımı ceza hukukuna tabi tutan bir yasa çıkarması, sanat dünyasında çevre ve iklim konularına daha fazla ilgi ve duyarlılık uyandırabilir.
Bu yasa, çevre suçlarının ciddiyetini vurgulayarak insanları bu konulara daha fazla dikkat etmeye teşvik edebilir. Sanat eserleri, ekokırımın ve doğal çevrenin korunmasının önemini anlatarak insanların duygusal olarak etkilenmesine ve konuya daha fazla ilgi göstermesine yardımcı olabilir.
Belçika’nın attığı bu adım, sanatçıları ve kültürel kuruluşları, çevre adaleti ve doğal çevrenin korunması konularında çalışmaya teşvik edebilir. Sanat eserleri, toplumda konuya dair tartışmaları artırarak ve farklı bakış açıları sunarak sosyal değişimi teşvik edebilir.
