Başak Ağın: Nezihe Hanım, söyleşi davetimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. İlk sorumuzla başlayalım. Hem çocuk kitapları yazarı olarak hem de ekoloji konularına duyarlı biri olarak kitaplarınızda çevre bilincinin gelişmesi konusunu nasıl ele alıyorsunuz? Edebiyatın, özellikle çocuk edebiyatının, ekolojik düşünce ile bağlantıları konusunu nasıl yorumlarsınız?
Nezihe Şahin: Öncelikle ben teşekkür ediyorum PENTACLE’a… Bu anlamlı söyleşi daveti için.
Kitaplarımda ve kısa hikâyelerimde çocuklara mesajını ulaştırmak istediğim konulardan biri ve en önemlisi de çevre bilinci. Bu kapsamda doğal kaynaklarımızın korunması, atıkların yeniden değerlendirilmesi, enerji tasarrufu, akılcı su kullanımı, çevre kirliliğinin önlenmesi vb. konulara bir şekilde değinmek beni mutlu ediyor. Çevre ile ilgili küçük ama anlamlı bir adım attığıma inandırıyor.
İlk kitabım Kirpi Movie’de ana tema olarak geri dönüşüm farkındalığına odaklanmak istedim. Bu sayede de çocukların yaratıcılıklarını ve hayal güçlerini besleyecek bir konuya…
Taslak aşamasında olan kitaplardan da; Çevreci Yaban Dikeni’nde [Bilge Poşet] çevre kirliliğine, Taklitçi Bulut [Emoti Enstitüsü] hikâyesinde de tükenen su kaynaklarına yer verdim.
Çocuk edebiyatında ekolojik düşüncenin ve çevre bilincinin mutlaka yer alması gerektiğine inanıyorum. İçinde bulunduğumuz çağ bize maalesef sonsuz bir dünya ve tüketim algısı sunmakta… Daha doğrusu doğal kaynaklar bitmeyecekmiş gibi algı… Yaptığımız ve içinde bulunduğumuz tüm faaliyetler tamamen tüketim üzerine şekillenmekte.
Bunun için doğaya saygılı doğanın bir parçası olma, tüketimden uzaklaşma ve çevre konusunda yapılan tüm farkındalık ve bilinçlendirme faaliyetleri önem arz ediyor.
Dolayısıyla da geleceğimiz olan çocuklara kitapların diliyle ulaşarak; doğa ile bir nebze bağ kurmalarını ve onların doğaya dokunmalarını sağlamak bu adımların başında gelmekte…
BA: Sinek ve Harfler’de bilgisayarının başından kalkmayan Mila’nın bir sinekle tanışma öyküsünü anlatıyorsunuz. Bu öykünün ilham kaynağı nedir? Sizce insanlar kadar insan-dışı varlıkların da öykü anlatan bir yanı var mı? Örneğin Mila’nın öyküsünde bilgisayarın veya sineğin anlatıya katkısı nedir? Bunu ekolojik bir bilinçlendirme yöntemi olarak düşünebilir miyiz?
NŞ: Sinek ve Harfler’de; Mila, teknoloji ile çok zaman geçiren bir çocuktur. Yine bilgisayarının başından kalmadığı bir gün bir sinek ile tanışır ve bunun üzerine ilginç deneyimler yaşar. Bu sayede de kendi iç dünyasını ve yeteneklerini keşfetmektedir.
Bu öykünün ilham kaynağı aslında çocuklarım. Her ebeveynin ortak derdi çocuklarının bilgisayara ve teknolojiye bu kadar bağlı olması…
İnsanlar kadar hayvanlar, bitkiler ve cansız materyaller gibi insan-dışı varlıklar üzerinden anlatılan hikâyelerin öyküyü güçlendirmektedir. Bazı değerleri aktarıp empatiyi öğretmekte, hayal gücünü geliştirip yaratıcılığa büyük katkı sağlamakta, hikâyeleri daha ilginç ve eğlenceli hale getirip daha fazla odaklamayı sağlamaktadır.
Bilgisayar güncel dünyayı, sinek ise Mila’ya ekranlar dışında çevresi hakkında ipuçları sunan gerçek dünyayı yani ekolojiyi simgelemektedir aslında…
Hepimizin bu aralar yaşadığı, tanık olduğu ve artık alıştığı durumlar var. Bizim çocukluğumuzdaki o mahalle oyunlarını tatmayan, parka bahçeye oyun oynamaya gitmeyen, ellerinde sürekli tablet ve telefon bulunan, teknoloji ile iç içe ama çevresiyle doğasıyla iletişimi olmayan çocuklar… Böyle devam ettikçe çocuk çevresini, doğayı, toprağı, ağacı, bir yaprağı, bir böceği gözlemleyememekte, bunlarla ilgili süreçleri de takip edememektedir.
İşte tam da bu noktadan yola çıkarak sinek Mila’nın doğayla, çevresiyle etrafındakilerde aslında kendisiyle bağ kurmasını sağlamaktadır.
Z. Gizem Yılmaz: Daha genel açıdan düşünürsek ve tüm çocuk edebiyatını kapsama alacak olursak, çocuklarda ekolojik bilinç uyandırması için masalların ya da öykülerin önemi nedir?
NŞ: Aslında hep aynı noktada buluşmaktayız. Çocuklarda ekolojik bilincin yani doğaya olan saygının uyanması için hikayeler ve masallar içinde barındırdığı dev mesajlar bakımından çok önemlidir. Çünkü doğa, çevre ve ekoloji ile ilgili anlatmak istediğimiz her şeyi yazılı ve görsel öğelerle kurgu içinde çocuklara sunabiliriz.
Her geçen gün doğal çevremiz yeni bir imdat çağrısında… Doğamızı korumak için multidisipliner yaklaşımlar, aksiyonlar gerekmektedir. Bireylere ve kurumlara birçok sorumluluk düşmektedir. Ama küçücük bir uyanma veya uyandırma güçlü bir etkiye sebep olabilmektedir.
Masal ve öykülerle çocuklara aktaracağımız doğal dünya hakkındaki daha fazla kabül anlayışı, farkındalık ve bilinç sorunlarımızda bizi ortaklaştıracaktır. Doğayla kuracağımız güçlü bağ, yaşama şekillerimizdeki küçücük değişiklikler, benimsenen duyarlı ve sürdürülebilir davranışlar bizden kaynaklanan tüm zararlardan dünyamızı büyük ölçüde korumaya katkı sağlayacaktır.
ZGY: Yetişkinler için yazılmış eserlerde, örneğin iklim-kurgu adıyla anılan ve sel, yangın, pandemi gibi felaketlerle ilişki kurarak anlatıyı çevre odaklı hale getiren iklim değişikliği romanlarında, okurda öfke, umutsuzluk veya üzüntü gibi hislerin yanında umut, harekete geçme gibi hislerin de uyandığı görülüyor. Acaba çocuk öykülerindeki ton sizce nasıl olmalı? Çocuklar için yazılan ekolojik öyküler okurlarında ne gibi hisler uyandırmalı? Bu hisler, iklim krizinin önüne bir nebze de olsa geçilebilmesi için ne kadar önemli?
NŞ: İklim değişikliğinin sonuçlarıyla ya da sebepleriyle ilişkilendirilerek anlatılan ekolojik öykülerde ton bence uyumlu, yumuşak geçiş sağlayan, ürkütmeyen, korkutmayan ama uyandıran ve harekete de geçirecek şekilde olmalıdır.
Çok didaktik ve korkutan bir üslup çocuklara istenilen uygun mesajlar verebilmek yerine ana temadan ve amaçtan uzaklaştırabilir. Sıkabilir ve umutsuzluğa kapılmasını sağlayabilir.
Ödev veya görev dışında, masalın ve hikayenin büyüleyici dünyasındaki tatlı olaylar dizilimi aracılığıyla ekolojik bir algıya kendi yaşam alanına bağlanan ve dengeli bir kurgu ile sunulan her detay, anlamlı bir uyanışa farkındalığa ilham verebilir. Çocuklarda doğa ile bağ kurup geleceğini korumak anlamında da anahtar olabilir. Kendi dünyasında bunu düşünen, özümseyen ve uygulayan çocuk da ilerde dokunabildiği her alana her insana bunu yayabilir.
ZGY: Okul müfredatına ekolojik öykü derslerinin eklenmesi konusunda neler düşünürsünüz? Hem kuramsal hem de pratik olarak sürdürebilir bir geleceğin inşa edilmesinin yolunu açacak adımlar bu eklemelerle atılabilir mi?
NŞ: Okul müfredatına bence kesinlikle eklenmelidir. Hem kuramsal hem de pratik olarak sürdürebilir bir gelecek inşası denildiğinde hemen aklıma köy enstitüleri gelmekte.
Türkiye’de kırsal bölgelerde eğitimi, üretimi ve sürdürülebilir kalkınmayı desteklemek amacıyla kurulan, teorik bilgide kalmayıp pratik uygulamalarıyla aslında başarılı bir süreç izleyen köy enstitülerinde ekoloji kavramı büyük önem taşımaktaymış.
Bu sistemi örnek alırsak ve ekolojik öykü dersi boyutuna dönüştürüp ondan esinlenirsek; üretimi, doğayla uyumlu bir yaşamı, kaynak yönetimini odağımıza yerleştirebiliriz.
Çevreyi tanıyan, araştıran, geliştiren, çevre sorunlarına çözüm getiren, üreten ve öğrendiği her şeyi kendi dünyası ile ilişkilendirip soyut kavramlardan somuta yaklaşan çocuklar yetiştirme yolunda büyük adımlar atabiliriz.
BA: Bu içten söyleşi için PENTACLE adına çok teşekkür ederim.
NŞ: Ben teşekkür ederim, davetiniz için.
