Ekoturizmin popülerliği, sürdürülebilir gelişme söylemlerinin erken döneminin başlamasıyla ortaya çıkmıştır. 1992 yılında Rio de Janeiro’da yapılan “Dünya Zirvesi”nin Agenda 21 (Gündem 21) adı verilen politikaları ışığında, ekoturizm sürdürülebilirliğin elde edilmesinde işlevsel bir kavram olmuştur.
Ekoturizmin tanımı yerel açılardan değişiklik gösterse de, bu kavramın, genel olarak çevreyi koruyan ve yerel halkın refahını gözeten, doğal alanlara saygılı ve sorumlu seyahat olarak tanımlanması kabul görmektedir.
Yirmi birinci yüzyılın başından bu yana turizmin en istikrarlı şekilde yükselen biçimi olarak ekoturizm, önemli pazar potansiyeli nedeniyle son derece çekicidir. Yerel inisiyatifler, yerli kooperatifler ve yerelleşen ekonomik faydaların önemli örnekleri, elde edilen başarının kanıtıdır. Bu anlamda ekoturizm, daha önceki erken gelişme modellerinin hatalarından olumlu yönde uzaklaşan bir pazarın göstergesi olabilir.
Ancak, bu turizm konseptini eleştirenler de vardır. Ekoturizme karşı duruş sergileyenlerin uyardığı üzere, küresel ekoturizm ve alternatif tüketim, temel pazar varsayımlarına karşı çıkmayı teşvik etmekten ziyade, kapitalizmi “daha hoş” bir hale getirmektedir. Ekoturizm endüstrisi, ekolojik olarak sürdürülebilir materyalleri, mimariyi ve peyzaj tasarımını kullandığı için alkışlanmış olabilir. Bunlar bazı ekoturizm biçimlerinin ekolojik ayak izlerini en aza indirgemektedir. Daha fazla doğal alan korunaklı olarak tasarlanmıştır ve bunlar ekoturizmin doğrudan sonuçlarıdır. Öte yandan, ekoturizmin negatif yönleri hususunda şöyle uyarılar da mevcuttur: Bazı korunaklı alanların, ekolojik önemden ziyade pazardaki taleplere doğrudan yanıt olarak tasarlanması bir problem teşkil eder. Ayrıca daha fazla özen gösterilmesi gereken alanlar görmezden gelinmektedir.
Sanayi liderleri kültürel-ekonomik faydaların ekonomik ve çevresel başarıların gerisinde kaldığına hükmetmişlerse, turizme dayalı kültürel deneyimler uğruna kültürel uygulamaların ticarileşmesi ve egzotikleştirilmesinin, yerli ve yerel toplulukların modern siyasi kimliklerini gölgelemesi gibi bir riskin bulunduğu kabul edilmiş demektir. Yine de, uygulamanın merkezinde doğrudan koalisyon oluşturmanın bulunması halinde, ekoturizmin yerli topluluklarda çevresel adalet bakımından dönüştürücü etkilere sahip olması mümkün olabilir.
