Stefano Rozzoni ile Röportaj

Bu röportaj PENTACLE ekibi olarak başlattığımız serinin altıncısıdır. Röportajı yapan ve metni Türkçeye çeviren Mahinur Gözde Kasurka, gözden geçiren Güvenç Arman Arı’dır. Son okuma Başak Ağın’a aittir. Click here for the English version.

Stefano Rozzoni doktorasını Beşerî Bilimlerde Kültürlerarası Çalışmalar alanından almıştır. University of Graz (Avusturya), İngilizce Çalışmaları Enstitüsünde doktora sonrası araştırmacıdır. Araştırma alanları arasında ekoeleştiri, posthuman çalışmalar, İngiliz pastoral şiiri ve Virginia Woolf bulunmaktadır.

Sevgili Stefano, PENTACLE’ın röportaj davetini kabul ettiğin için çok teşekkür ederiz. Global Posthuman Network’un[1] eş yöneticilerinden birisin. Bu toplulukta organize edilen verimli etkinlikleri göz önünde bulundurarak GPN’nin senin çalışmalarını ve araştırma süreçlerini nasıl geliştirdiğini düşünüyorsun? Bu topluluğun bir üyesi olmak posthüman bakış açını hangi yönlerden değiştirdi?

Birkaç yıl önce, yüksek lisans öğrencisiyken Rosi Braidotti’nin[2] eserleriyle tesadüfen karşılaştığımda posthümanizm hakkında daha fazla öğrenmek için istekli olduğumu hatırlıyorum. Ancak o zamanlar bu konuyu birlikte tartışacağım ya da daha ötesini keşfedeceğim bir çevrem yoktu. Bu sebeple GPN[3] çevrimiçi platformu, benim alanda faaliyet gösteren insanları, sanatçıları ve bilim insanlarını bulduğum ve posthümanizm üzerine ilk araştırma bibliyografilerimi bulduğum alan oldu. Bununla birlikte kendi posthüman topluluğumu da kurmaya başladım: GPN aracılığıyla dünyanın her yanından insanlarla iletişim kurmanın kolaylığı beni çok etkiledi ve bugün bu ağ yoluyla birçok kişisel ve profesyonel ilişki kurmuş olmaktan dolayı mutluyum ve bu durum bana posthüman teorinin eyleme döküldüğünü gösteren, umut verici ve olumlu bir yansıması gibi geliyor.

Bu sebeple, GPN bana akademik (ve varoluşsal) yol haritamı geliştirmede ilham verici ve yaratıcı bir alan sağladı, aynı zamanda posthümanist çalışmaların karmaşık, rizomatik ve çok sesli tablosunda bir yön duygusu geliştirmeme yardımcı oldu. Birkaç yıl içinde alanın önemli bir gelişme göstererek hem daha sistemli ve kültürler ötesi hale gelip hem de birçok üniversitede yalnızca felsefe bölümleriyle sınırlı olmayan bir popülarite kazanmasını gözlemlemekten dolayı mutluyum.

GPN aracılığıyla, posthümanizm üzerine tartışmaların doğal olarak global bir seviyeye ulaşmakta olduğunu fark ettim ve bu durum da çeşitli kültürel bağlamlardan bilgi, gelenek, deneyim ve uygulamaları göz önünde bulundurmayı gerektiriyor. Bu farkındalık, topluluğa ilk katıldığımda aradığım kapsayıcı, etik ve çoğulcu bakış açısıyla uyumlu olduğundan beni rahatlattı: Bu bakış açısı bana o zamana dek karşılaştığım yoğunluklu Avrupa merkezcil söylemlere bir karşı duruş kazandırmakla kalmadı, aynı zamanda asıl ilgi alanım olan pastoral çalışmalarla sıklıkla ilişkilendirilen baskın ikili anlatılara meydan okumaya duyduğum ilgiye de cevap oldu.

Doktora tezinde insan olanla insan olmayan arasındaki ilişkiselliği betimlemek amacıyla eski pastoral şiirleri irdeliyorsun. Lütfen kısaca neden “geleneksel pastoral şiirlerin günümüz dünyasında insanlarla onları çevreleyen birçok varlık arasında daha sürdürülebilir bir gelecek sağlamak için bir yol olarak bağlantısallık hissini iyileştirmek için önceden beri elimizde bulunan tükenmez bir kaynak[4] olduğunu” düşündüğünü açıklar mısın?

Edebiyatta pastoral şiirin analizinde eleştirel posthümanizmi bir çerçeve olarak kullanmak istediğimde bazı insanların şüpheci yaklaştığı gerçeğini açıkça söylemeliyim. Ancak, zamanla ben teorik çalışmamı somutlaştırdıkça bu tez önerisi onay aldı ve hatta direkt olarak posthüman çalışmalarla ilgilenmeyen akademisyenler tarafından bile takdir edildi.

Pastoral uzun süredir var olan, ancak halen şekillenmeye devam eden ülke/şehir; doğa/kültür; kırsal/kentsel gibi dikotomiler tarafından tekrarlanmış düalist, insan merkezci konfigürasyonlar yoluyla insanlar ve insan olmayanlar arasındaki ilişkinin anlamlandırılmasını yüzyıllar boyunca etkilemiş olan edebi ve kültürel bir fenomendir. Popülerliğinden dolayı Lawrence Buell pastorali “Batı ekolüne göre iki bin yıldan uzun süredir olmazsa olmaz bir kültürel araç türü”[5] olarak tanımlamaktadır. Böylece posthümanist bir perspektif benzer şekilde kökleşmiş ve yayılmış olan düalist inşaların müzakere etmesini sağlarken aynı zamanda ikiliklerinde saklı olan gerilimi keşfetmeye de olanak sağlar. Pastorali posthümanizm bakış açısından incelemek, Antroposen tarafından ortaya konulan birçok sorunun irdelenmesinde önemli olduğu anlaşılan etik insan ve insan olmayan ilişkilerinin yeni biçimlerini saptamak için önemli bir çabadır.  

Bununla beraber pastoral, edebi bir fenomenden daha fazlasını temsil eder, çünkü birçok kültürel metinde karşımıza çıktığından çobanın hayatının ve kırsal faaliyetlerin betimlemelerini de kapsayan birçok konuda onunla karşılaşırız.[6] Böylece, bu anlatı yalnızca şiirde değil, aynı zamanda kültürde, filmlerde, reklamlarda, meme’lerde[7] ve Instagram gönderilerinin görsel üretiminde ortaya çıkmaktadır. Pastoral fiilen kültürde her daim var olan bir kavram olduğu için, pastoral insanlara ve doğal çevreye dair kültürde yerleşmiş olan düalizmlerin yeniden incelenmesi ve yeniden değerlendirilmesinde güncel eleştirmenlere inanılmaz geniş bir yelpazede olasılıklar sunuyor diye düşünüyorum. Pastoralin tükenmez bir kaynak olduğu  fikri buradan gelir, bu da var olan acil durumları göstermek için kültürdeki diğer benzer fenomenleri uzun vadede yeniden açıklama eylemi için önemli bir alan açma olarak görülebilir.

Georgian pastoral şiirlerin yirmi birinci yüzyılın insan olan ve insan olmayanın ilişkisel çıkmazını açığa çıkarmada hangi yönlerden uygun bir başlangıç noktası olduğunu düşünüyorsun?  Doğa/kültür arasında hiyerarşik olmayan bir bağlantı kurmada neden özellikle Georgian pastoral şiirlerin işlevsel olacağını düşünüyorsun?

Edebiyat eleştirisi edebi metinlerin her daim yeni anlamlarını ve yorumlarını değerlendirmek için güçlü bir aracı temsil ederken aynı zamanda kişinin kültüre, dönemlere ve yazarlara sınırlı bir bakış açısıyla yaklaşma şeklini etkileyen belirli değerlerin ve etiketlerin tekrarlanması riskini de barındırır. Georgian şiiri için de bu durum geçerlidir, ki bu tabir Britanya’da 1910’lar ile 1930’lar arasında yazan çeşitli şair gruplarını tanımlamak için kullanılan bir diğer tanımdır. Uzunca bir süredir bu terim birçok yazarı, aynı dönemin avant-garde ve modernist deneysel yazarlarına karşın tarzı ağırlıklı olarak muhafazakar olduğuna dayanan düşünceden hareketle kenara itmiş ve ciddi derecede göz ardı etmiştir. Dahası, bu şairlerin çoğunlukla süregiden kültürel süreçleri pastoral manzaralar ve önemsiz ya da yalnızca edebi eğlence olarak varsayılan diğer imgeler lehine göz ardı ettikleri düşünülmüştür. [8]

Bununla beraber, şunu unutamayız ki perspektifimizi Britanya kültürü bağlamıyla sınırlandırdığımızda bile on dokuzuncu ve yirminci yüzyıl arasındaki geçiş hem ontolojik hem de materyal düzeyde insan ve insan olmayanların anlamlandırılması açısından  devrimsel nitelikteydi. Bu anlamda, Darwin’in çalışmalarının, biyolojinin (‘ekoloji’ kavramının ilk 1935’te Britanyalı bilim insanı Arthurs Tansey tarafından ortaya atılması) ve dönemin teknolojik gelişmelerinin getirdiği katkının kültürel etkisini düşünmek için yeterlidir. Gözlemlediğim kadarıyla, Georgian pastoral estetiği bu farkındalığın izlerini, insan-insan olmayan materyal ve ontolojik içten ilişkiselliğe (inter/intra-connectedness) yönelik bir şekilde de ortaya koyar ve çağdaş eleştirmenlere, onların Georgian şairlerin şiirlerinde genellikle mevcut olduğu söylenen doğal çevrenin görünürdeki dikotomik temsiliyetinde eşiktelikleri inceleyecekleri çeşitli fırsatlar sunar. Buna benzer şekilde, pastorale genellikle atfedilen ülke/şehir, kırsal/kentsel gibi dikotomileri ortaya koyarak doğa ve kültürün kesin bir şekilde ayrılması fikri Georgian şiirindeki bazı dışavurumların karmaşıklığını keşfedemeyecek kadar sınırlı olduğu görünür ve bu durum ‘doğakültür’ kavramı gibi post-düalist bir alanla çok daha uyumludur.

Son yıllarda Virginia Woolf’tan T. S. Eliot’a ilgili Modernist yazarların ekokritik değerinin yeniden keşfedilmesine büyük ilgi gösterilirken halen aynı (ve başka) dönemde daha az popüler sanatçılara ve kavramlara olan ilgi oldukça sınırlıdır, Georgian şairler bunun yalnızca bir örneğidir. Ancak, posthümanist bir perspektiften benzer anlatılar hem belirli bir dönemdeki insan-insan olmayan ilişkiselliğine bakılarakyeni sezilere yönelik artan farkındalığı açığa çıkarmak için değerli fırsatlar olarak görülebilir ya da türler arası etik tartışmalarında, doğakültürel dinamiklere, öznelliğe ve posthümanizmle bağlantılı diğer konularda çağdaş tartışmaları zenginleştirecek düşüncelere ilham verecek fırsatlar olarak düşünülebilir.

Ben bugünün akademisyenlerinin gizli düalistik, dışlayıcı, antroposantrik değerleri devam ettirebileceklerinden de facto standartlar olarak varsayılan kabul görmüş etiket ve değerlendirmeler konusunda dikkatli ve eleştirel düşünmelerinin sorumluluğunu taşıdığını düşünüyorum. Bu sebeple, kabul görmüş eleştirel etiketleri, fenomenleri ve kültürel dışavurumları açıklığa kavuşturmak için posthümanist transdisipliner bilimde sürekli olarak alternatif bakış açıları sunmayı önemli buluyorum.

Pastoral eski ve çağdaş metinlerde birbiriyle kıyasladığında, posthümanist bir perspektiften ne gibi bir değişim olduğu görülüyor? Çağdaş metinlerde insan olan ve insan olmayanın ontolojik alanlarının sorunsallaştırılmasının eski metinlere kıyasla daha belirgin olduğunu söylemek mümkün müdür? Yirmi birinci yüzyıl kültürel üretimlerinde dolanık eyleyicilik ağının daha bariz bir şekilde yansıtıldığını görebilir miyiz?

Çağdaş zamanlarda pastoral Arcadia, Altın Çağ da ya locus amoeus (pleasant place) gibi pastoral şiirin geleneksel değişiminde iklim değişikliği ve kirlilik gibi konuları vurgulayan yeni versiyonların geniş yelpazesine dönüştü. Bu eğilimin örnekleri ‘karanlık pastoral’ (dark pastoral Sullivan, 2014), ‘nekropastoral’ (necropastoral McSweeney 2015), ‘toksik pastoral’ (toxic pastoral Farrier, 2014) gibi birçok diğer pastoralle ilgili yeni terimler arasından son pastoral fenomenlerde görülmektedir. Terry Gifford 1999’da pastoralin daha ekokritik bir şekilde yeniden düşünülmesi için zemin hazırlayan işlevsel bir konsept öne sürmüştür. Gifford edebiyatta post-pastoralin ortaya çıkmasını “yanlış bilinçlenme (false consciousness) olmadan doğanın hem kıymetini bilme hem de doğa için sorumluluk alan bir diskur” olarak ele almıştır (1999, 148, vurgu orijinalindedir). Bu eleştirel gözlemlerle uyumlu olan fenomenler, içinde yaşadığımız zamanın etik sorunlarıyla uyumlu olma ve insan olan/ insan olmayan ilişkilerinin ontolojik alanlarını sorunsallaştırma hususunda daha işe yarar görünmektedir.

Bununla beraber, çevresel farkındalık göstermeyen geçmişten metinlerin bile insan olan ve insan olmayanın etik ilişkilenme biçimlerine değerli içgörüler kazandırdığı görüşündeyim. Dolayısıyla bahsedilen felsefi geleneklerde bile, Spinoza ve Heraklitus gibi tarihi figürlere bugünün karmaşıklığının derinine inmenin ve düalistik ana akım yapıları yeniden değerlendirmenin önemini vurgularken sıklıkla referans verilmesinden hareketle durumun ne olduğu apaçık ortadadır. Buna ek olarak şu unutulmamalıdır ki çok sayıda bilim insanının vurguladığı insan-insan olmayan ilişkiselliklerinde bile Antik kültürlerin kökenlerimizin yeniden değerlendirmesini harekete geçiren katkılarının sergilenmesinde antikitenin önemini vurgulamışlardır. [9]

Hubert Zapf’ın gözlemlediği üzere, genellikle kültür ve sanatla beraber edebiyat, günümüz çağının çevresel zorlukları bağlamında yeniden değerlendirilmesi ve yeniden incelenmesi gereken güçlü bir arşivi oluşturur. Edebiyat bu sorunları göstermek için çözüm üretmenin bir yoludur. [10] Bu anlamda, şiirsel dilin kültürü etkileme ve sergilemedeki kapasitesinden hareketle şiirsel dilin ayırt ediciliğini unutmamalıyız. Bununla beraber, antik pastoral şiirler güncel krizlere cevap verme yeterliliği bulunan, insan ve insan olmayanın etik ilişkiselliğinin yeni formlarını keşfetmek için değerli fırsatlar sunmaktadır. Daha öncesinde de ifade ettiğim gibi[11] sıklıkla doğal dünyanın antropomorfizmi teşvik ettiği şeklinde düşünülen cansız nesnelere insani duygular yükleme (pathetic fallacy) (insanın özelliklerinin, duygularının, kapasitelerinin insan olmayan varlıklara; bitkiler, hayvanlar ya da diğer insan olmayan inorganik maddelere atfedilmesi) gibi yazım tekniklerini yeniden düşünmek bile posthümanizm bağlamında ayrıca önem kazanır. Bu bakış açısı insan olan ve insan olmayan varlıklar arasında bir bağlantı ya da uyum hissi ortaya çıkarır. Bu sebeple, kültürel ve edebi eserleri olduğu kadar eleştirel etiketleri de yeniden düşünmek, yeniden okumak ve yeniden değerlendirmek edebiyat çalışmalarının sağladığı araçlar yoluyla posthümanizme yaklaşmak bana değerli faaliyetler gibi görünüyor. Bu hem çağdaş hem eski edebi eserler için geçerli.

Daha geniş bir bakış açısından çağdaş pastoral metinlerin hem çevresel felaketin acı gerçeğini kucaklayarak hem de sürdürülebilir gelecekler öngörerek insan ve insan olmayanın ilişkiselliğinde yeni bir aşamaya nasıl karşılık geldiğini düşünüyorsun? Çağdaş pastoral metinleri Batı idealinin ikili mantığından ayrılan posthüman hibriditenin somut bir dışavurumu olarak kabul edebilir miyiz? Eğer böyleyse, lütfen bu durumu okuyucularımızın insan ve insan olmayanın aynı düzlemdeki ortak eyleyiciliğini fark etmelerini kolaylaştırmak için bazı edebi metinlere referansla gösterebilir misin?

Bence modern çalışmalardaki çağdaş (post-)pastoral metinler güncel çevre problemlerine ve sürdürülebilir gelecek fikirlerine eleştirel bir yaklaşımla ışık tutar. Çoğunlukla (post)pastoral unsurları barındıran ve büyümekte olan ekoşiir (ecopoetry) fenomeni, günümüz edebi peyzajınınnasıl o betimleyici güncel krizlere alternatif gelecek senaryolarını savunmaya artarak uyum sağladığının açık bir göstergesidir. Ayrıca mevcut acil durumların izlerini (yangınlar, kuraklıklar, seller gibi) birçok edebi ve kültürel metinde görmek mümkündür. Ancak, her zaman durum bu değildir.

Pastoralin birçok geleneksel ve düalist temsiliyeti çok sayıda örneğinde doğal dünyanın insan eylemlerinden kopuk bozulmamış bir gerçeklik olarak kaldığı çağdaş edebiyatta varlık göstermektedir. Posthümanist ve etik bir bakış açısından bu varlık, doğal çevrenin dominant düalistik imgelemlerinin süregiden ilişkisi ve onların insan-insan olmayan ilişkiselliğinin artan farkındalığıyla paradoksal birlikteliği göz önünde bulundurularak bu varlık sorgulamaları beraberinde getirmelidir. Politik ve ekonomik diskurdaki ekofaşizm (ecofascism) ve zarar verici faaliyetleri göz ardı ederek bir şeyi çevre dostu gibi göstermeye çalışma (greenwashing) gibi diğer kültürel fenomenler benim sürekli sorguladığım davranışlar arasında. Daha ‘olgun’ çevresel bakış açılarında artan farkındalığa rağmen halen oldukça yüzeysel, düalist, insan merkezci, insan/doğa ilişkisinin ayrımcı ve şiddet içeren tasvirini güçlendiren ‘yeşil’ diskur varlığını devam ettirmekte. Bu duruma cevap olarak, posthümanist eğitimin yeni biçimleri insan ve insan olmayanın içten ilişkiselliği (intra-relationality) üzerine kültürel tartışmalarda mutlak, aksiyomatik anlayışları farklı şekillerde ele almaya imkan tanıyabilir.

Britanya edebiyatı bağlamında, örneğin pastoralin bu iki yönlü gelişimi, geleneksel pastoralin mecazlı ifadelerini sürdürecek başarılı çalışmalara işaret edebilir. James Rebanks’in ‘Sunday Times’ın bir numaralı en çok satanı’ olarak anılan[12] The Shepherd’s Life: A Tale of Lake District (2015) adlı eseri, ya da English Pastoral: An Inheritance (2020) gibi kurgu dışı eserler akla gelebilir. Bu eserler Raymond Williams’ın ufuk açıcı kitabı The Country and The City (1973)’den beri tanımladığı kırsalın ebedi mitiyle uyumludurlar. Ancak, aynı zamanda pastoral mecazlar Arch Hades tarafından yazılan Arcadia (2021) şiirinde olduğu gibi birçok farklı başarılı temsiliyette de görünürler. Şimdiye dek satılan en pahalı şiir olmasının ve Christie’nin New York’ta dijital bir güzel sanat eserine dönüştürülmesinin yanı sıra the Arcadian’ın geleneksel Virgilian mecazı, yirmi birinci yüzyılın modern varoluş krizlerini irdelemesi için yazara olanak sunar. Bu mecaz anksiyete, tükenmişlik ve bireycilik gibi temaları işler ki bunlar sırasıyla pastoralle ilişkilendirilen geleneksel fikirleri yeniden tanımlar.

Bu sebeple ya yeni ya da eski pastorallerin kapasiteleri üzerine düşünmekten kaçınmayı ya da Antroposen’in neden olduğu aciliyetlerle uyumlu olmamayı öneriyorum. Bunun yerine, posthümanizmi hem eski hem çağdaş metinlerde güncel zorluklara bir cevap olarak kültürel anlatılara yönelmek için eleştirel bir bakış açısı olarak görüyorum. Dolayısıyla, Edward Marsh’ın popüler antolojisi olan Georgian Poetry (1922)’nin son cildinde D. H. Lawrence’ın (bir Georgian’dan çok daha fazlası) Snake şiirinde olduğu gibi göz ardı edilmiş Georgian mısralarını yeniden değerlendirebiliriz. Anlatıcının bir yılana neden sopa fırlattıklarının içedönük düşüncelerini betimleyerek şiir kişinin insan olmayan dünyayla tecrübeye dayalı ilişkisini şekillendirebilecek eğitici bir çerçeve oluşturabilir. Sizleri alışkanlıklarımızı yeniden değerlendirmek, kültürümüzdeki çeşitli yönlerini daima ve daha kapsayıcı, çoğulcu perspektifleri teşvik etmek için posthümanizmi verimli bir bakış açısı olarak ele almaya davet ediyor, bu fevkalade şiirin sonuç kısmıyla baş başa bırakıyorum.

[…]

I thought how paltry, how vulgar, what a mean act!

I despised myself and the voices of my accursed human education.

And I thought of the albatross,

And I wished he would come back, my snake.

For he seemed to me again like a king,

Like a king in exile, uncrowned in the underworld,

Now due to be crowned again.

And so, I missed my chance with one of the lords

Of life.

And I have something to expiate:

A pettiness.[13]

Röportaj için çok teşekkür ederim.

Kaynakça

Braidotti, Rosi. 2013. The Posthuman, Cambridge: Polity Press.

Buell, Lawrence. 1995. The Environmental Imagination: Thoreau, Nature Writing and the Formation of American Culture. Cambridge, MA; London: Harvard University Press.

Farrier, David. 2014. “Toxic pastoral: comic failure and ironic nostalgia in contemporary British environmental theatre”. Journal of Ecocriticism, 6(2), 1-15.

Gifford, Terry. 1999. Pastoral, London: Routledge.

__., 2020. Pastoral (2nd edition), London: Routledge

Hades Arch. 2022. Arcadia. London: Black Spring Press Group.

Iovino, Serenella. 2017. “Afterword: Revealing Roots – Ecocriticism and the Cultures of Antiquity”. In: Christopher Schliephake (ed) Ecocriticism, Ecology, and the Cultures of Antiquity. Lanham: Lexington Books, pp. 309-316.

Marsh, Edward. 1922. Georgian Poetry 1920-1922. London: The Poetry Bookshop.

McSweeney, Joyelle. 2015. The Necropastoral. Poetry, Media, Occults, Ann Arbor: University of Michigan Press.

Rebanks James. 2016. Shepherd’s Life: A Tale of the Lake District. London: Penguin Books.

___., 2021. English Pastoral: An Inheritance. London: Penguin Books.

Rozzoni, Stefano. 2021.” From ‘pathetic fallacy’ to affective attunement: Reading Virgil’s eclogues through the lens of material ecocriticism”. Substance 50(3), 115-132.


[1] Bundan sonrasında yazarın Global Posthuman Network’e yapacağı atıflar kısaca GPN olarak belirtilecektir.

[2] Posthüman ‘uyanışımı’ özellikle Rosi Braidotti’nin The Posthuman (2013) kitabına borçluyum.

[3] Global Posthuman Network’e https://www.posthumans.org linki aracılığıyla ulaşabilirsiniz.

[4] Rozzoni bu kısmı re-source olarak ifade etmiştir.

[5] Bakınız Buell 1995, 32.

[6] Pastoral üzerine daha kapsamlı bir açıklama, farklı temsil şekilleri ve geçirdiği değişimi görmek için bakınız Gifford, 2020.

[7] Meme kavramın Türkçe karşılığı olmadığından İngilizce karşılığı verilmiştir.

[8] Bu husustan Rozzoni 2021’de bahsettim.

[9] Bakınız, örneğin Serenella Iovino, 2012. Afterword: Revealing Roots- Ecocriticism and the Cultures of Antiquity. Christopher Schliephake (ed) Ecocriticism, Ecology, and the Cuktures of Antiquity. Lanham: Lexington Yayınları, sf. 309-316. kitabı içindedir.

[10] Bu konuda daha geniş kapsamlı bir tartışma için bakınız Zapf, 2021.

[11] Rozzoni, Stefano. 2021. “From ‘pathetic fallacy’ to afffective attunement: Reading Virgil’s eclogues through the lens of material ecocriticism”. Substance 50(3), 115-132.

[12] https://www.amazon.it/Shepherds-Life-Tale-Lake-District/dp/0141979364

[13] Şiirde oluşması muhtemel anlam kaymalarını engellemek için çevirisi sunulmamıştır. Şiir genel olarak insan olan ve insan olmayan karşılaşmasının insan gözünden betimlenmesinden bahsetmektedir.

+ posts
Güvenç Arman Arı
Stefano Rozzoni