Orsola Rignani ile Röportaj

Bu röportaj PENTACLE ekibi olarak başlattığımız serinin üçüncüsüdür. Soruların hazırlanması, çevirisi ve gözden geçirilmesi Öykü Burçak Ortakcı, Başak Ağın ve Önder Çakırtaş’ın ortak çalışmasıdır. Click here for the English version.

Dr. Orsola Rignani, Parma Üniversitesi’nde felsefe alanında öğretim üyesidir. Çalışma alanları arasında karşılaştırmalı düşünce tarihi, beden felsefesi, posthüman felsefesi ve felsefi, edebi ve bilimsel düşünce arasındaki ilişkiler yer almaktadır.

Sevgili Orsola, PENTACLE ile röportaj yapmayı kabul ettiğin için teşekkür ederiz. Bir kavram olarak posthüman ve bir dizi teori olarak posthümanizm(ler) ile ilgilenen çoğumuz, bilim ve teknoloji çalışmaları, İngilizce bölümleri ve felsefe gibi farklı altyapılardan geliyoruz. Senin de akademik geçmişinde felsefe tarihi var. Çalışmalarını posthümanizmle nasıl ilişkilendiriyorsun? Posthüman kavramını bir kavram olarak nasıl değerlendiriyorsun?

Evet, aslında Orta Çağ’da felsefe ve ‘bilimler’ arasındaki ilişkileri ele alarak ve özellikle antropolojik perspektifler açısından ortaçağ felsefesi (tarihi) eğitimi aldım. Birkaç yıl boyunca, tabiri caizse, insanın bedensel boyutuyla iç içe geçmiş dünyevi bilginin (tıp, astroloji, simya vb.) ortaçağ gibi tamamen dini bir ufuk içinde onaylanma sürecini inceledim ve ruh-beden ilişkisi ve insan-doğa ilişkisinin yavaş yavaş ne kadar ‘sorunlu’ ve sorunsallaştırılabilir olduğunu fark ettim. Bu konuların ardından araştırmamı (aynı zamanda) insanla ilişkili olarak bilgi arasındaki ilişkiler temasını derinlemesine inceleyerek sürdürdüm ve Michel Serres’in insanın antropo-eksantrik biçimde yeniden konumlandırılmasının örneklerini ileri süren disiplinler arası/trans-disipliner yansımasıyla mutlu bir şekilde karşılaştım. Buradan posthümanizme giden yol oldukça kestirme oldu…! Daha sonra Serres’in düalistlik karşıtı, insanmerkezcilik karşıtı ve hümanist olmayan önerileri ile posthümanist takımyıldızının yönelimleri arasında bariz eşbiçimlilik tespit etmeye başladım ve aynı zamanda Orta Çağ sonrası fikirlerin karşılaştırmalı tarih perspektifinden, yaşam süresinin uzatılması ve bedensel sağlığın iyileştirilmesine ilişkin ortaçağ simya-tıbbi örnekleri ile hiper ve trans-hümanist bakış açıları arasındaki ‘yazışmaları’ kavradım… O halde, özet olarak, posthümanizm üzerine araştırma ilgilerimi felsefi fikirlerin karşılaştırmalı tarihine bakış açısı perspektifinden sürdürdüğümü söyleyebilirim….!

Posthüman kavramına ilişkin görüşüme gelince, bunu, Haraway’in terimini kullanırsak, yayılan, yani insanı ve insan dışındakini kapsayan, insanı bir karakterle birlikte yeniden düşünmeye ve yeniden konumlandırmaya yönelik yenilikçi bir süreç olarak anlıyorum. Kapsamı ontolojik, epistemolojik ve etik olan ve ne anti-insan ne de post-insan olarak kendini vaat eden fakat insandan fazlası olmaya daha yatkın olan bir perspektif içinde giderek daha fazla ifade edilen akrabalıktan beslenen, transdisipliner/disiplinlerarası bir süreç.

Ancak daha yakından bakarsak, her zaman insandan zaten daha fazlası olduğumuzu söylemek çok mu aptalca olur?

Küresel Posthüman Ağı’nın (Global Posthuman Network – GPN) bir parçasısın ve GPN ile birçok etkinlik düzenliyorsunuz. Mesela yakın zamanda İtalya’da bir yaz kampı düzenlendi. Çekirdek GPN ekibi ve bağlı kuruluşlarıyla olan deneyimini daha geniş ölçekte kısaca yorumlayabilir misin? Yaz kampını nasıl değerlendirirsin?

Francesca Ferrando ile tanışmamın ardından GPN ile ilk temaslarımı 2018 yılında kurdum; Aralık 2018’de New York NYU’da düzenlenen New York Posthüman Kış Zirvesi’ne bir bildiriyle katıldım ve bu vesileyle Yunus Tuncel ve organizasyon grubunun diğer üyeleriyle tanıştım. Büyük bir açıklık, işbirliği ve disiplinlerarasılık atmosferini soludum; Francesca Ferrando ve 2020’de birlikte İtalyan Posthüman Ağı’nı kurduğumuz Stefano Rozzoni (GPN haber bültenini düzenleyen kişi) ile sürekli işbirliğine dayalı bir ilişki kurmanın devamında onaylanan izlenimler resmi olarak Ekim 2022’de yaygın bir etkinlik olan Posthüman Haftası ile açıldı. Benim fark ettiğim şey, bir tür ‘küresel posthüman topluluk’ kurulması perspektifinde, yerel düzeyde ve aynı zamanda GPN ile etkileşimlerin çoğalmasıyla birlikte, yerel ağların sürekli ve verimli bir şekilde genişlemesi ve kalınlaşmasıdır.

Ağustos 2023’te İtalya’da düzenlenen Posthüman Yaz Kampı’nda ise tüm organizasyon aşamalarında yer aldım ancak insandan öte bir sanat deneyi üzerine çevrimiçi bir atölye çalışması yapmama rağmen sağlık sorunum nedeniyle katılımda konuşma yapamadım. Posthümanist çalışmalara ve uygulamalara çok çeşitli ve ilgi çekici interaktif katkıların yanı sıra yoğun ve zengin paylaşım anları karşısında, organizasyonel ve lojistik düzeyde hala atılması gereken bazı adımlar olduğunu söyleyebilirim. Belki de diğer şeylerin yanı sıra, paralel çalışma oturumlarının kaldırılması, görev paylaşımı (örgütsel, bilimsel vb.) ve farklı organizatörlere ‘özerk’ bir şekilde yönetilecek kendi yeterlilik alanlarının atanması gibi şeyleri içerebilecek adımlar. Ancak önümüzdeki yaz, bu yeni ‘parametrelere’ dayalı olarak, tam teşekküllü bir Posthüman Yaz Okulu kurmayı başarabilme umuduyla başka bir etkinlik düzenlenecek.

Posthüman çalışmalar artık sınırların, ırkın, cinsiyetin, yaşın, dilin ve sınıfın ötesine yayılan dünya çapında bir olgu haline geldi. Peki, İtalya’da bu çalışmalara ilgi nasıl? Yeni nesil akademisyenler ve öğrenciler posthümanizmin temel konularına nasıl yaklaşıyor?

Posthümanizm ile ilgilenmeye başladığımda (yaklaşık on yıl önce), İtalya’da bu çalışma alanı emekleme aşamasındaydı; Roberto Marchesini’nin eserlerinin yol gösterici olarak kabul edildiğini hatırlıyorum. O zamanlar akademide durum daha da “kötüydü”: posthüman kavramına şüpheyle bakılıyordu ve (bu kavram) insanı aşmaya yönelik bir “bilim kurgu” uygulaması olarak görülüyordu. Daha sonra, yıllar geçtikçe, Roberto Marchesini ve grubunun yanı sıra Ferrando, Balzano, Sorgner ve diğerlerinin çalışmaları sayesinde, posthümana (felsefi alanda) ilgi kök salmaya ve hatta bazı akademik derslere girmeye başladı fakat hala gidilecek uzun bir yol var. Bununla birlikte, üyesi olduğum Parma Üniversitesi Çevresel ve Sosyal Beşeri Bilimler Laboratuvarı gibi laboratuvarların kurulmasına ve posthümanist konuların yer bulduğu Yaz Okulları vb. etkinliklerin gerçekleştirilmesine yol açan Antroposen üzerine düşüncelerin aciliyeti ilgiyi özellikle artırmıştır. Bana gelince, Parma Üniversitesi’nde Felsefe Yüksek Lisans Derecesinde Çağdaş Hümanizme Yaklaşımlar dersimde posthümanla ilgileniyorum ve ‘İnsandan Öte Sanat’ üzerine bir Üniversite Araştırma Grubunu koordine ediyorum. Bununla birlikte, deneyimlerime göre, posthüman kavramına genel olarak genç nesil akademisyenler tarafından esasen eko-feminist/ekolojik konulardan yola çıkılarak yaklaşıldığını söyleyebilirim.

“Posthüman Beden(e Göre)” makalende, modern teknolojinin yetenekleri ve bedenin yapabileceklerini başarıp başaramayacağıyla ilgili bir dizi “Ya şöyle olsaydı” soruları soruyorsun. Bu sorulara senin cevabın ne olurdu? Teknolojide daha fazla ilerlemek için, belirttiğin gibi, ‘beden’i bir ‘köprü’ olarak kullanabilir miyiz? Yoksa beden her zaman ağların ve yazılımların yapabileceklerinden daha mı üstün olacak?

Serresçi ve posthümanist çalışmalardaki geçmişimden bu sorulara yanıt olarak yalnızca spekülasyon yapılabileceğini kabul ederek, her şeye rağmen insan vücudunun teknolojik olarak yeniden üretilemez/değiştirilemez/bastırılamaz olduğuna inanıyorum (inanmaya da devam edeceğimi umuyorum!).

Söylediğim gibi, bu konudaki tutumum posthümanizminkilere bağlı, zihin yüklemeyi vs. savunan belirli bir transhümanizmin tutumuna değil… Benim beden hakkındaki görüşüm, ‘bedensizleştirici’ teknolojik ilerlemeye giden bir ‘köprü’ değil, ‘akrabalık’ ağının bir düğüm(ler)i/katalizörü olan bir bedendir. Yapay zeka, artırılmış gerçeklik, NFT’ler vb. alanlardaki gelişmelere rağmen, Serres’in belirttiği gibi, kişinin beden olmadan gerekli olandan başka her şeyi yapabileceğine ve bedenin bir bağlılık, indirgenemez bir aşırılık olduğuna inanmaya devam etmek istiyorum!

“Posthümanist (Franciskan) Dinin Sınavları: Michel Serres Örneği” başlıklı makalende de bahsettiğin gibi, Serres şunu savunuyor: “beden. . . bedeni yapar ve dünyayı yaratır” (Rignani, “Tests” 205). Sence bu fikir, posthümanistlerin yeniden tanımlamaya çalıştığı hümanizmin narsisistik rotalarını (köklerini) bir şekilde yineleyerek bizi bir bakıma Rönesans Hümanizmi fikirlerine geri getiriyor mu? Bu ‘beden’in dünyanın merkezinde olduğu anlamına gelmiyor mu?

Hayır, kesinlikle öyle düşünmüyorum. Bedenin bedeni yarattığı ve bu şekilde dünyayı yarattığı ifadesi, posthümanist anlamda, Roberto Marchesini’nin dediği gibi bedenin bir geçiş eşiği, bir değişim zemini, bir ağ örgüsünün düğüm noktalarından biri, dalgalanan, tüm merkezli bir gerçeklik olduğu anlamına gelir. Bu açıklamada kesinlikle merkezciliğe veya özcülüğe yer yoktur! Beden, ilişkilerde ya da posthümanizmin çok sevdiği bir terimi kullanırsak, eylem içi eylemlerde kendilerini oluşturan ve yeniden düzenleyen tüm diğer varlıklar gibi melez, melezleştirici, melezleşmiş bir psiko-fiziksel boyuttur! Dolayısıyla bu anlamda beden, insan boyutunu, yani özneleşmenin ‘yerini’, Rönesans hümanist hümanizmi ile hiçbir ilgisi olmayan federatif hümanizmin açığa çıkıp gün yüzüne çıktığı yeri inşa eder.


Kaynakça (Bahsedilen Eserler)

Rignani, Orsola. “Excess, Unavoidability, Reverberation: The (According to the) Posthuman Body.” Philosophy Study, vol. 11, no. 9, 28 Sept. 2021, https://doi.org/10.17265/2159-5313/2021.09.002.

Rignani, Orsola. “Tests of a Posthumanist (Franciscan) Religion: The Case of Michel Serres.” Philosophy Study, vol. 12, no. 4, Apr. 2022, https://doi.org/10.17265/2159-5313/2022.04.003. Accessed 21 Oct. 2022

+ posts
Orsola Rignani