“Yüce” kelimesi sadece genel anlamda felsefi estetik alanının bir parçası olarak değil, aynı zamanda doğal dünyayla olan etkileşimin bir özelliği olarak da önemli bir anlam taşır. Bu kavramın Batı Avrupa estetiğinde, edebi kuramda, ve daha yakın zamanda sömürgecilik sonrası araştırmalarda kullanımı, öncelikli olarak Longinus’un yazdığı, 18. yüzyılda çevrilen ve popülerleştirilen bir denemeye dayanır. Yine aynı yüzyılda, bu kavramı Edmund Burke geliştirmiştir.
Burke, hem yüce(lik) hem de güzellik kavramlarının algılayan kişide haz uyandırabileceğini, fakat sadece yüceliğin haz verici korku uyandırabileceğini iddia etmektedir. O zaman, yüce zevk, tehdit veya tehlike deneyimledikten, endişe, huşu veya korku hissettikten ve bu deneyimleri atlattıktan sonra gelen rahatlamadan süre gelir ve Burke’ün doğanın geri kalanına karşı takınılan olumlu tutumlarla karıştırdığı bu rahatlamanın getirdiği zafer veya hakimiyet duygularını uyandırır.
Dolayısıyla, yüce kavramının doğayla ilişkilendirilerek kullanılması uzun bir geçmişe sahip olsa da böyle deneyimlerin yorumlanması sorunlarla doludur ve bu terimin kullanılması ekoeleştirel analizler için belirsizlikler taşır çünkü bu kavram bedenden ayrı olan özdeksizci fikirlerin kaynağı olarak insan aklını önceler. Üstelik, yücelik kavramını vahşi doğanın bilimsel incelenmesiyle ve erkeklerin eğlence amaçlı kullanımıyla bağdaştırmak, erkek ve kadınların iş ve evcimen çevrelerdeki doğa deneyimlerini dışarıda bırakarak ciddi ölçüde cinsiyet ayrımı ve sınıf elitizmiyle doludur.
Katılımcı veya bütünleyici bir yücelik olarak tanımlanırsa, yücelik, eleştirel bir kavram olarak oldukça işe yarayabilir. Bir başka deyişle, bu kavramın, retorik bir strateji olarak, insanların dünyadaki yerlerini algılamalarının, diğer varlıklara karşı sorumluluklarının veya belirli bir doğal ortamın muamelesinin tanımlanmasında olumlu bir işlevi olabilir.
