Bu yazıda, Duygu Küçüköz Aydemir’in Norveçli tiyatro topluluğu Veven’in işlerinden yola çıkarak kaleme aldığı ve daha önce sitemizde hem Türkçe hem de İngilizce olarak yayımladığımız çalışmadan esinleniyorum. Burada orman ekosistemlerini sadece biyolojik sistemler olarak değil, aynı zamanda kültürel hafızanın, toplumsal direnişin ve çevresel öznelliğin mekânları olarak değerlendiren yeni bir bakış açısı sunmaya çalışıyorum. “Orman ağı” kavramı, son yıllarda ekoloji ve beşeri bilimler arasındaki köprüyü kuran bir mecra haline gelmiş, ormanların hem ekolojik hem de toplumsal anlamda nasıl yaşayan sistemler olduğuna dair yeni okumaları olanaklı kılmıştır. Türkiye örneği, bu bağlamda, hem yerli doğa-kültür ilişkilerini hem de son dönemdeki ekolojik direniş pratiklerini odağa alarak değerlendirilebilir.
Orman ağı fikrine nasıl yeniden bakabiliriz? Ekolojik düşünce, 21. yüzyıl itibariyle yalnızca bilimsel değil aynı zamanda etik, estetik ve politik bir meseleye dönüşmüştür. “Orman ağı” kavramı, ormanların mantar miselleri aracılığıyla birbiriyle haberleşmesini tanımlarken, bu biyolojik gerçekliğin ötesinde, doğanın öznelliği, dayanışması ve kolektif hafızası üzerine yeni tartışma alanları yaratmaktadır (Simard, 2021). Bu kolektif hafıza, özellikle Vandana Shiva (2016) gibi dayanışma ve kolektif kültür üzerine fikir üreten düşünürlerin izini sürersek, ekofeminist düşüncenin de kökenlerinde yatmakta, aslında posthümanizmin beslendiği ana damarlardan birini oluşturmaktadır.
Bu konunun teorik arka planında yeni materyalizm ve öznellik kavramları yer alıyor. Orman ağını anlamak, yeni materyalist kuramlar çerçevesinde mümkün hale gelir. Karen Barad’ın “intra-action” (içten-etkime) kavramı, özne ve nesne arasındaki sabit ayrımları sorgulayarak, etkileşim içinde öznelleşen bir doğa anlayışı sunar (Barad, 2007). Jane Bennett’in “vibrant matter” (canlı madde) kavramı ise cansız görülen maddelerin dahi bir failiyet kapasitesine sahip olduğuna dikkat çeker (Bennett, 2010). Bu teorik çerçeve, ormanları pasif kaynaklar değil, öznelleşen, eyleyen ve hatırlayan varlıklar olarak düşünmemizi sağlar.
Bu açıdan Türkiye’de orman-kültür etkileşimine bakacak olursak şöyle bir çıkarımda bulunabiliriz: Karadeniz yaylalarında, Akdeniz sedir ormanlarında veya Ege zeytinliklerinde, ormanlar yalnızca ekonomik birer kaynak değil; aynı zamanda inanca, güvenliğe, estetiğe ve sosyal dayanışmaya dair anlamlar taşır. Bu durum Tim Ingold’un “dwelling perspective” (yaşama bakış) fikri ile paralellik gösterir; insanlar doğayı fethedilecek bir alan değil, birlikte yaşanan bir yoldaşlık olarak deneyimler (Ingold, 2000).
Bu yoldaşlığın deneyimlenmesinde önemli bir unsur direniştir. Ormanı direniş biçimi olarak ele aldığımızda Kaz Dağları ve Akbelen örnekleri hepimizin aklına gelecektir. Kaz Dağları’ndaki altın madeni direnişi ve Akbelen Ormanı’ndaki kesim karşıtı nöbetler, Türkiye’de ormanların birer politik özne gibi algılandığını gösterir. Bu bağlamda ormanlar, kendi haklarını savunamasa da insanlar aracılığıyla siyasal alanda temsil edilen birer varlık haline gelir. Burada Donna Haraway’in “significant otherness” (önemli ötekilik) kavramı önemlidir: Orman, bize hizmet eden bir nesne değil; kendi farklılığı içinde anlamlı bir diğeridir (Haraway, 2003).
Şu durumda orman ağının geleceğinin bilim, sanat ve yerel bilginin karşılıklı etkileşiminde, daha doğrusu içten-etkimesinde yattığını söylemek yanlış olmaz. Türkiye’de ormanlara dair bilimsel bilgi kadar halk bilgelikleri, masallar, deyimler ve yerel söylemler de orman ağının parçasıdır. Bu ağ, örneğin Anna Tsing’in (2015) mantarların iletişim ağlarını anlatırken kullandığı imgeden yola çıkacak olursak, tıpkı miselyum gibi, farklı katmanlardan oluşan ve birbiriyle etkileşim içinde varlığını sürdüren bir dokudur. Ekoeleştirel yazın, sanat pratikleri ve akademik çalışmalar bu dokunun içinde çalışmalı ve onu yeniden hayal etmelidir. Sonuç olarak, “orman ağı” metaforu, Türkiye’de sadece biyolojik bir kavram olarak değil, aynı zamanda kültürel, politik ve etik bir doku olarak ele alınmalıdır. Ormanlar, sadece korunacak doğal varlıklar değil; direnen, konuşan ve hatırlayan sistemlerdir. Türkiye’deki ekolojik hareketler, bu yaşayan sistemlerle kurduğumuz ilişkiyi yeniden düşünmemiz için bir fırsat sunar.
Kaynakça
Barad, K. (2007). Meeting the Universe Halfway: Quantum Physics and the Entanglement of Matter and Meaning. Duke University Press.
Bennett, J. (2010). Vibrant Matter: A Political Ecology of Things. Duke University Press.
Haraway, D. (2003). The Companion Species Manifesto: Dogs, People, and Significant Otherness. Prickly Paradigm Press.
Ingold, T. (2000). The Perception of the Environment: Essays on Livelihood, Dwelling and Skill. Routledge.
Shiva, V. (2016). Staying Alive: Women, Ecology, and Development. North Atlantic Books.
Simard, S. (2021). Finding the Mother Tree: Discovering the Wisdom of the Forest. Alfred A. Knopf.
Tsing, A. L. (2015). The Mushroom at the End of the World: On the Possibility of Life in Capitalist Ruins. Princeton University Press.
